Enes -radıyallahu anh-’dan:
Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem-’in maiyyetinde idim. Üzerinde kenarı kalın bir libas (ridâ) vardı. Bir bedevî onun bu ridâsını öyle bir şiddetle çekti ki, o libasın kenarı onun mübârek boyun tarafında iz bıraktı, sonra şöyle dedi:
Ğ Yâ Muhammed! -sallallâhu aleyhi ve sellem- Benim şu iki deveme nezdindeki Allâh’ın malından erzak yükle! Çünkü benim için ne kendi malından ne de babanın malından (erzak) yükleyecek değilsin.
Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem- (biraz) sükût ettikten sonra buyurdu ki:
Ğ Mal, Allâh’ın malıdır. Ben de O’nun kuluyum. Sonra şöyle buyurdu:
Ğ Ey Arâbî! Bana yaptığın şu şeyin tıpkısı cezâ olarak hakkında tatbik edilsin mi?
Bedevî:
Ğ HayırÉ
Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem- sordu:
Ğ Neden?
Bedevî:
Ğ Çünkü sen kötülüğe kötülükle mukâbele etmezsin, dedi.
Bu cevap karşısında Peygamber -sallallâhu aleyhi vesellem- güldü. Sonra onun bir devesine arpa, bir devesine de hurma yükletilmesini emretti. (Buhârî, Müslim)
Hazret-i Âişe -radıyallahu anhâ- der ki:
Rasûl-i Ekrem -sallallâhu aleyhi ve sellem, şahsan uğradığı bir haksızlığa, zulme karşı intikam almazdı. Meğer ki, o kötülük Allâh’ın ve halkın haklarına tecavüz mâhiyetinde olsun. Peygamberimiz hiç bir hizmetçiyi, hiçbir kadını dövmemiştir.
* * *
Huzur-i saâdete gelen bir zât, Rasûl-i Ekrem -sallallâhu aleyhi ve sellem-’in mehâbetinden titremişti. Bunun üzerine Efendimiz:
Ğ Korkma! Müsterîh ol! Çünkü ben, bir hükümdar değilim. Ben ancak kadîd (et kurusu) yiyen Kureyş’ten bir kadının oğluyum, buyurarak onu sükûna dâvet etmişti. (Beyhakî)
* * *
“Beni (medih ve senâda) Meryem’in oğlu İsa (hakkında) mubâlağa edildiği gibi haddi aşmayın. Ben ancak bir kulum. O halde (bana sadece) “Allâh’ın kulu ve peygamberi.” deyin.” (Buhârî)
* * *
“Mü’minlerin en fazîletlisi, ahlâkı en güzel olanıdır.” (İbn-i Mâce)
* * *
“Huyların şerefli ve değerli olanları (başlıca) ondur ki, bunlar bir adamda bulunur, oğlunda bulunmaz; oğlunda bulunur, babada olmaz. Kölede bulunur, efendisinde bulunmaz. Allah onları (ebedî saâdetini, bahtiyarlığını) dilediği kimselere taksim eder. Onlar da şunlardır:
1- Doğru sözlülük.
2- Harbde (sebat ve) sadâkat.
3- Sâil (dilenciy)e vermek; yardım etmek.
4- Yapılan iyiliklere iyilikle mukâbele etmek.
5- Emâneti korumak.
6- Akraba ile iyi münâsebeti devam ettirmek.
7- Komşusunun hak ve hürmetini gözetmek.
8- Arkadaş (ve dost) hak ve hürmetine riâyet etmek.
9- Misâfire (ziyâfet vermek) yedirip içirmek.
10- Bunların başı hayadır, utanmaktır.” (Hâkim, Beyhakî)
* * *
“Utanmak imandandır.” (Buhari, Müslim)
* * *
“Kim insanlardan utanmazsa, Allah’tan da utanmaz.” (Taberânî)
Ramazanoğlu Mahmud Sâmi, Musâhabe-5, s. 221-226