En Faziletli Mü'min

En Faziletli Mü'min

Allah Teâlâ buyuruyor:

"Ey îman edenler! Ben, size çok elemli bir azâbdan kurtaran bir kazanç yolu göstereyim mi? Siz Allah'a ve onun peygamberine îman ediniz! Ve Allah yolunda mallarınızla, mücâhede ediniz -ki sizin bu cihâd ve îmânınız bilmiş olsanız sizin için çok hayırlıdır- Ta ki Allah sizin hesabınıza günahınızı yarlığar ve sizi içinden ırmaklar akan cennetlere ve Cennet-i adn'da güzel meskenlere kor. Cennetlere bu giriş çok elemli azabdan büyük bir kurtuluştur." (Saf, 10-12)

Ebû Said Hudri -radıyallahu anh-'den şöyle dediği rivayet olunmuştur. Bir kere Re-sûlullah'a:

- Ya Resûlallah! İnsanların hangisi efdaldir? diye soruldu da Resûlullah -sallallahu, aleyhi ve sellem-:

-Canıyla, malıyla Allah yolunda cenk eden mü'min, buyurdu.

- Sonra kim? diye soruldu. Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-:

- O da vadilerden bir vadide ihtiyar-ı uzlet eden mü'mindir ki o Allah'dan korkar da insanları şerrinden rahat bırakır, buyurdu.

Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimizin münzevî hayat hakkındaki yukarıda geçen teblîğinden dağ başında ayrı yaşamak matlub olduğu zannedilmemelidir.

Hadîs-i şerifteki «bir vâdîde ihtiyârı uzlet» ta'biri umumî ahlakın bozulduğu zamanlarda, dînî umdeleri muhafaza için, kendi evinde veya mesaî hayatında münzevî bir hayat yaşamak ta-rzını ihtiyâr etmek hayırlı olduğunu temsilden ibarettir. Matlub olan, halkın dedikodusundan ictinâb ederek mü'minin kendi bucağında islâmî fazîletler dairesinde yaşamasıdır.

Nevevî, fitneden selâmet me'mûl olmak şartıyle, halk ile ihtilalin, inzivadan efdal oldu-ğuna cümhûr-ı ulema ittifak etmişlerdir, diyor. Cumhurûrun bu nokta-i nazarına Resûl-i Ek-rem'in şu kavl-i şerîfi de delâlet etmektedir.

"Halk arasına girip kaynaşan ve onların ezâsına sabreden mü'min, halk ile düşüp kalkmayan ve cem'iyyetin teklif ettiği vazifelerin ağırlığına tahammül etmeyen mü'minden ecir ve sevab cihetiyle daha büyük, daha kazançlıdır." (Tecrid-i Sarih terc. 8/295)

"Ey îmân edenler! Yapmayacağınız şeyi niçin yaparız dersiniz? Allah yanında en ziyade menfur olan, sizin yapmıyacağınız şeyi yaparız demenizdir. "Allah" kendi yolunda taşları birbirine kurşunla kenetlenmiş yalçın duvarlar gibi saf bağlayarak çarpışan erleri sever." (Saf, 2-4)

Bu ayetin sebeb-i nüzulü:

Cihad farz kılınmazdan önce bir kısım mü'minler "Hangi ibadet Allah'a çok sevimlidir? Allah bize bildirse de onu işlesek" derler imiş. Bunun üzerine: "Allah kendi uğrunda saf bir îmân ve temiz bir vicdan ile çarpışan o erleri sever ki onların gönülleri sanki çelikten metin bir kal'a yahud onların gönülleri bir emel, bir mefkure uğrunda birbirine kurşunla kenetlenmiş sanki yalçın bir diyar" buyurulmuş.

Bu âyetle Cenab-ı Hak îmândan sonra kendisine en sevimli ibadetin «Allah yolunda cihad» olduğunu bildirmiştir.

Fakat hayat bahasına mal olan bu ibadet mü'minlerden bir kısmının hoşuna gitmemiştir. Bu defa Cenab-ı Hak mü'minleri irşâd ve te'dîb için: "Ey îman edenler! Yapmayacağınız işi niçin yaparız dersiniz? Allah yanında en mebğuz olan şey sizin yapmayacağınız şeyi yaparız demenizdir" buyurmuştur.

Üçüncü âyet-i celîlede beliğ bir üslûb ile askerî terbiyenin ve mütesanid bir saff-ı harb nizamının lüzumu ve böyle askerî bir terbiye ile cihadın Cenab-ı Allah indinde mergub olduğu bildiriliyor. Askerde nizamsızlık ve bilhassa bozgunluk Kur'an-ı mübinimizin şiddetle men'ettiği en menfur bir harekettir. Bu askerlerin haricî nizamıdır. Onun bir de dahilî, vicdanî ve kalbi nizamı vardır ki o da her erin kalbi Cenâb-ı Allah'a bağlı metin bir kal'a olmaktır. Her yiğit böyle olmakla beraber ordunun bütün hey'eti de bir îmân, bir vatan, bir mefkure uğrunda birbirine kurşunla kenetlenmiş beton bir duvar halinde bulunmasıdır. Bu da âyet-i celîleden istifade edilen bir manadır.

"Şimdi Allah sizden (yükünüzü) hafifletti ve bildi ki sizde muhakkak bir zaaf vardır, imdi sizden sabır edebilecek yüz kişi otursa onlar ikiyüze galebe ederler. Sizden bin kişi olursa onlar da Allah'ın izniyle ikibine galebe ederler. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir. (Enfal, 66)

Bu âyet-i kerîmenin mazmûnuna göre harb sahasında müslüman kuvveti düşmanın yarısı derecesinde az ve zayıf olursa çarpışmak vâcibdir. Fakat bundan da az bir hadde indiği suretde düşmana atılmak vacib değildir. Belki bir takım harb vesilesi olabilecek şeylere göz yumarak harb tehlikesini atlatmak caiz olur. Ali bin Ebî Tâlib -radıyallahu anh-'in İbn-i Abbas'dan rivayeti de böyledir.