Gerçek Teslimiyet

Gerçek Teslimiyet

Allah Teâlâ buyuruyor:

“Hani Biz Beyt-i Şerifi insanlar için bir toplantı yeri ve mahzâ emniyyet kılmışdık. Siz de İbrahim’in makamında (Makam-ı İbrahim’de) bir namazgah edinin.

İbrahim ve İsmail’e de: “Beytimi tavaf edenler, ibâdet kasdıyle orada kalanlar, rükû ve sücûd eyleyenler için (namaz kılanlar için) titizlikle temizleyin!” diye kuvvetli emir vermişdik.

Hani İbrahim: “Yâ Rabbî, burasını emniyyetli bir şehir yap ve ahâlisinden Allah’a ve âhiret gününe inananları türlü mahsûllerle rızıklandır” demişdi. Allah da: “Kâfir olanı bile kısa bir zaman için (yaşadığı müddetçe) metalandıracağım. Sonra ise onu cehennem azabına dûçâr edeceğim. Orası, varılacak yerlerin en kötüsüdür!” buyurmuşdur.

İbrahim Beyt’in temellerini İsmail de beraber yükseltirdi. İkisi şöyle duâ etmişlerdi: “Ey Rabbimiz! Bizden bu hizmeti kabul buyur. Muhakkak duâları kabul eden, her şeyi hakkıyle bilen Sensin Sen!’

Ey Rabbimiz! İkimizi de Sana teslimiyyetde sâbit kıl. Neslimizden de yalnız Sana boyun eğen Müslüman bir ümmet getir. Bize hac ferâizini ve ibâdetlerimizi ifâ edeceğimiz yerleri ve zamanları göster. Tevbemizi kabul et. Çünkü tevbeleri en çok kabul eden, hakiki rahmet sahibi yalnız Sensin Sen!

Ey Rabbimiz! O Sana teslim olan Müslümanların içinden onlara Senin âyetlerini okuyacak, onlara kitabı ve hikmeti öğretecek, onları şirkden tamamen temizleyecek bir peygamber gönder. Şüphesiz her şeye yegâne gâlib, ef’alinde türlü hikmetler sahibi yine ancak Sensin Sen!”

Kendini bilmezlerden başka kim İbrahim’in dîninden yüz çevirir? And olsun ki, Biz onu dünyâda beğenip seçmişizdir. Şüphe yok âhiretde de o muhakkak sâlihlerdendir.

Rabbi ona: “Kendini Hakka teslim et!” dediği zaman O: “Teslim oldum âlemlerin Rabbına!” deyivermişdi.

İbrahim bunu oğullarına da tavsiye etdi. Ya’kub da öyle yapdı: “Ey oğullarım, Allah sizin için İslâmiyyeti beğenip seçdi. O halde siz ancak Müslümanlar olarak can verin!” dedi.» (Bakara suresi, 125-132)

«Haberde varid olmuşdur ki, İbrahim -aleyhisselâm-bir gün rüyâsında büyük bir bahçe gördü. O bahçedeki ağaçların yapraklarında: “
– Lâ ilâhe illâllah Muhammedün rasûlullah” yazılı olduğunu gördü. Cibril’e bunun ne olduğunu sorunca Cibrîl -aleyhisselâm ona Muhammed aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm’ı anlatdı. Bundan sonra İbrahim -aleyhisselâm-:

– «Yâ Rabbi Ümmet-i Muhammed’in lisânlarına benim yâdımı koy» diye duâ etdi. Duâsı müstecâb olup namazda tahıyyatdan sonraki salâvat-ı şerîfede ismi, Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’in ismiyle beraber zikrolundu.

Bu dünyâda her bir kula az veya çok bir mühlet verilmiştir. Fakat hiç bir kul ihmâl edilmemişdir. Bunu beyân için âyet-i celîlede:

«O gün her bir kimse kazandığı ne ise onun karşılığını görecekdir!» (Gâfir sûresi, 17) buyurulmuşdur.

Dünyânın âlâyişi hiç bir mü’mini aldatmamalıdır. Ondan itaat ehlinin de, isyân ehlinin de nasibi vardır, fakat bu âhiretde üstünlük sebeblerinden değildir.

“Ayetlerimizi yalanyalanları, hiç bilmeyecekleri yerden yavaş yavaş helâke götüreceğiz.” âyet-i celîlesinin (A’raf sûresi, 182) izahında Sehl bin Abdullah et-Tüsterî demişdir ki:

«Onlara türlü nimetler vererek nimet günlerini uzatırız. O nimetlere şükrü de unuttururuz. Her bir nimete nâil oldukça nimete nazar ederler, nimeti vereni görmezler, bu hal içinde iken fenâ bulup giderler.»

Bu âyet-i celîlenin izahında Ebû’l-Abbas bin Atâ da demişdir ki: «Onlar her bir hatâ işledikçe yeni bir nimet veririz. Biraz evvel işledikleri hatâ ve günâhdan istiğfar etmeyi unuttururuz.»

Akıl sahibine gereken dünyânın alâyişi, süsü, zîneti ile aldanmamak ve Allah’dan gayrisi ile sevinmemektir. Çünkü O’ndan gayri ne varsa bâtıl ve zâildir. Zevâl bulan şeylere aldanmak ise kâmil akıl sahiblerine yaraşmaz.

«Allah bütün kullarını Dârü’s-Selâm’a, (huzur, sükûnet, emniyyet, selâmet ve saadet yurduna) davet ediyor!» (Yunus sûresi, 25) kavl-i kerîmiyle davet çıkarmışdır.

İbrahim -aleyhisselâm- bu davete icâbetde hiç gecikme göstermemiş, Rabbi ona «Kendini Allah’a teslim et!» der demez: «Teslim oldum âlemlerin Rabbına» deyivermişdir.

Mahmud Sâmî Ramazanoğlu/Bakara Suresi Tefsiri s. 188.194