Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyuruyor:
* «Allah bir kuluna hayır dilediği zaman onun zenginliğini kalbinde yaşatır; ona kalb zenginliği verir. Takvâyı yâni Allah korkusunu gönlünde yerleştirir. Allah bir kuluna da şer dilediği vakit fakirliğini iki gözünün önüne getirip gösterir.» (Tirmizî)
Kalbi zengin olanlar hayatta dâima müsterih yaşarlar. Kendilerini kötü ihtiraslara kaptırmazlar. Gönlünde Allah korkusu yerleşenlerin kalbi «yakîn» nûrlarıyla dolar. Gaflet ve günahlardan derhal tevbe ederler. Aç gözlü insanlar malca ne kadar zengin olurlarsa olsunlar kendilerini fakîr ve muhtâc sayarlar. Bu hâl gözlerinin önünde bir şerr, bir belâ olarak dikilip kalır. Bu yüzden onlar dâimâ ızdırap içinde yaşamağa mahkûm olurlar. Kalb zenginliği nasıl büyük bir nimetse açgözlülük de öyle kötü ve amansız bir şerrdir.
`
* «Allah bir kuluna hayır murad edince onu dinde fakîh kılar. Yâni o kuluna dînin hükümlerini öğrenmeye istidâd verir. Ona kuvvetli hâfıza, anlayış verir. Onu dünyaya tapmaktan korur. Ayıplarını gözlerinde canlandırır. Yâni yaptığı kusurun derhal farkına varıp tevbe eder.» (Beyhakî)
İmam Ahmed bin Hanbel hazretleri der ki: Zühdün yâni kalbi dünyanın kötü heveslerinden ayırmanın üç derecesi vardır.
1-Kalbten haram temâyülleri söküp atmak. Bu müslümanların avâm tabakasının zühdüdür.
2-Helâlın fazla mikdarına temâyülü kalpten çıkarmak. Bu havâssın zühdüdür.
3-Kulu Allahtan alıkoyan herşeyden kalbi temizlemek. Bu da âriflerin zühdüdür.»
`
* «Allahın senin üzerine farz kıldığı şeyleri edâ et ki, insanların en çok ve en iyi ibâdet edenlerinden olasın. Allahın sana haram kıldığı şeylerden uzaklaş ki, insanların en yüksek takvâ sahiplerinden olasın. Allahın senin için takdîr ettiği kısmetine, rızka râzı ve kanaatkâr ol ki, insanların en zenginlerinden olasın.» (Beyhakî)
Bu hadîs-i şerifteki «farz» şârihlere göre bütün sünnet ve müstehaplara da şâmildir. Çünki farz ıtlak olununca kemâline masrûf olur. Onun kemâli ise kuldan istenilen bütün ibâdetlerin en güzel sûrette yerine getirilmesiyle hâsıl olur.
Hadis-i şerîfte haramdan uzaklaşmak emrediliyor. Demek haramı işlemek şöyle dursun, ona yaklaşmak bile câiz görülmüyor.
* «Helâlından kazanmak, hayır yollarında sarfetmek sûretiyle takvâya riâyet eden kimsenin zenginliğinde hiç bir beis yoktur. Sıhhatli olmak takvâ sahipleri için zenginlikten de hayırlıdır. Gönül hoşluğu da nimet cümlesindendir.» (Ahmed İbni Hanbel)
* «Zenginlik yalnız mal, para vesaire çokluğundan ibaret değildir. Ancak asıl zenginlik kalb zenginliğidir. Yâni kanaattir.» (Buhari, Müslim)
Harîs olan adam ne kadar zengin olsa dâimâ fakirdir. Tayyibî diyor ki, «Kalb zenginliğinden murad ilim ve amel zenginliğidir de denilebilir. Çünki, rûh ancak bu sûretle hazzını almış olur.»
* «Birr, rûhun yani vicdânın ısındığı, kalbin yatıştığı şeydir. İsm ise müftîler sana fetvâ verse de rûhun yâni vicdânın ısınmadığı, kalbin yatışmadığı şeydir.» (Ahmed İbni Hanbel)
Birr, Allahın rızâsını isticlâba medâr olan fiildir. İmam Nevevîye göre ulemâ birre, sıla-i rahim, sadâkat, lütuf, iyilik, güzel sohbet, iyi muâşeret, tâat, ibadet gibi mânâlar vermişlerdir.
Birrin diğer mânâları cennet, hayır, fazîlet, güzellik çok iyilikte bulunmak ve hacc-ı mutlak v.s. dir.
Beyzâvîye göre birr, «hoşnudluğa sebep olan her şeydir.» Ebus-Suûd, «makbûl hasletlerin ismidir» demiş. Rûhûl-Meânîde de «Cenâb-ı Hakka yaklaştıran herşey» şeklinde mânâ verilmiştir.
Şah Veliyyullah Dihlevî der ki: «Birr», insanın mele-i âlâya boyun eğmesini, Allahın ilhâmına kavuşmada kendinden geçmesini Hakkın murâdı içinde fânî olmasını gerçekleştirmek (ve kendisini olgunlaştırmak) üzere işlediği her bir ameldir. Cenâb-ı Hakka ve Rasûlüne inkıyad hâletini ifâde eden feyze mânî perdeleri gideren her bir ameldir.