Gündüzün Bir Saati Kadar

Gündüzün Bir Saati Kadar

Allah Teâlâ buyuruyor:

O gün hepsini bir araya toplayacak, sanki onlar gündüzün bir saatinden başka bir müddet eğlenmemişlerdir. Birbirlerini tanıyacaklardır. Bir gün muhakkak Allah'ın huzuruna çıkarılacaklarını yalan sayıp da doğru yolu tutmamış bulunanlar muhakkak en büyük zarara uğramışdır. (Yunus sûresi, 45)

Fahr-i Râzî ve Hâzîn'in beyânları vechile, âsîlerden intikamını almak için Cenâb-ı Hak onları elbette haşredeceğini ve haşrettiğinde o günün dehşetinden onlar dünyada ne kadar çok yaşasalar bile, gündüzden azıcık bir saat yaşamışlar gibi olup hatta birbirlerinden ayrılmamışlar, ancak azıcık bir müddet evvel ayrılmış gibi birbirlerini tanıyacaklarını, amellerini heva ve hevese sarfettiğinden dünyada verilen mühletten intifa' edemedikleri cihetle müddet-i hayatlarını azıcık bir zaman farzederek unutacaklarını Cenâb-ı Hak bu ayetiyle beyan buyurmuştu. Sonra azâbı görünce birbirlerini unuturlar, birbirlerine iltifatı keserler ve yekdiğerinin halini sormağa mecalleri kalmaz. Çünkü herkes kendi başının derdine düşmüştür.

Ayet-i celîlede şöyle buyrulur:

“Kendine veya başkasına zulmeden her bir kimse, eğer yeryüzünde bulunan bütün eşyaya malik olsa idi, azabdan kurtulmak için onu behemehal fedâ ederdi. Onlar azâbı görünce pişmanlıklarını gizlerler. Fakat aralarında kendilerine haksızlık yapılmaksızın adaletle hükmolunmuştur bile.” (Yunus sûresi, 54)

Akıl sâhibine gerekir ki, eski ahvâlini iyice düşünüp hatâ ve günâhlarından tevbe etsin ve başına musîbet gelmeden evvel tedarikli bulunsun ve Cenab-ı Hak’tan irtibatını kesmesin. (Ruhu’l-Beyân; 2/15)

Bütün ulemâ şu üç hasletin her müslümanda bulunması gerektiğine ittifak etmişlerdir ki bunlar da hepsi beraber olduğunda tamam olur, biri olmadan diğerleri noksan kalır. Bu hasletler de şunlardır:

1- Zulümden, Allah'ın ve Resûlünün razı olmayacağı şeylerden arındırılmış halis bir müslümanlık,

2- Temiz gıda, helal lokma,

3- Amellerde sıdk u sadakat. (Ruhu’l-Beyân, 2/17)

Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e dünyanın ne olduğu soruldu, buyurdular ki:

“– Seni rabbinden alıkoyan, Allah’dan gafil kılan her şey dünyadır.”

Kalb-i selim demek, masiva arzusundan ve esaretten kurtulmuş kalb demektir. Bu kalb her an Allah ile beraberdir.

Ölüm geldiği zaman ilim fayda vermez. Âdem'e vermediği gibi: Dostluk da fayda vermez, İbrâhim'e fayda vermediği gibi. Mülk de fayda vermez, Süleymân'a ve Zül Karneyn'e fayda vermediği gibi. Mal da fayda vermez, Karun'a fayda vermediği gibi. Ordunun kuvvetli olması da fayda vermez, Nemrud'a fayda vermediği gibi.

Kendi ihtiyarı ile ölmek yani dünyayı terk etmek hür kimselerin halidir ki, kazançlı bir dönüştür, Mecbûren ölmek de denî kimselerin ve ağyarın halidir ki, firakla ve zararla dönüştür.

İbrâhim bin Edhem bir gün memleket, nimet ve saltanatı ile sevinmişti. O gün rü'yasında bir adam gördü. Ona bir mektup verdi. Mektupda şöyle yazılı idi:

"Fâniyi bâkiye tercih etme, mülkünle mağrur olma, Allah'ın emirlerini yerine getirmeğe davran. Çünkü Allah:

“Rabbinizin mağfiret ve cennetine müsaraat ediniz.! (Al-i İmran suresi, 133) buyurmaktadır."

İbrâhim bunu okuyunca korkarak uyandı ve kendini Allah'a ibadete verdi. (Ruhu’l-Beyân, 2/32-36)

Seni Allah'a yaklaştıracak şeyleri kaçırdığına üzülmemek,kötü amellerine nedamet etmemek kalbin ölü olmasının alametlerindendir.

Fâtiha sûresi tefsirinde Molla Fenarî der ki, Nebîler, ümmetlerine şefkatlerinden dolayı kıyamet gününde korkarlar ve "Allah'ım! Onları selâmette kıl!" diye iltica ederler ve en fazla şefkat sahipleri oldukları cihetle en şiddetli onlar korkarlar, ümmetleri ise sadece kendilerini düşündükleri için korkarlar.

"Agâh olun, uyanık bulunan ki, yerde ve gökde olan cümle mahlûkat ve mevcudât Allah'ındır. Binaenaleyh Allah'ın gayri bir kimse bir şeye malik olamaz ki, azab mukabilinde versin da azabdan kurtulsun. Bu mümkün olmadığı cihetle âsîler elbette azab göreceklerdir. Zira Allahü Teâlâ kudret-i tamma sahibdir.

Agah olun, uyanık bulunun ki Allah'ın kullarına va'dettiği sevab ve azabın cümlesi hak ve sabittir, şekk ve şüpheden aridir. Zirâ va’d-i ilahide hulf olmaz, lakin insanların ekserisi va'd-i İlâhinin hak olduğunu bilmez ve iman etmezler. Allah'ın kudretinde nasıl şekkederler ki imana meyletmezler. Halbuki Allah'ın kudreti meydandadır. Zirâ Allah Teâlâ cümle zerrat-ı cihanı halk ettiği gibi bilhassa insanları diriltir ve öldürür ve ancak öldükten sonra dirilip Cenâb-ı Hakk'ın huzuruna çıkarılacaksınız, O'na döndürüleceksiniz."