Hac Azığı

Hac Azığı

Hac, malum aylardadır. İşte kim o aylarda hacca niyet ederse artık hacda kadına yaklaşmak, fısk yani Allah’a itaatden çıkmak ve kavga etmek yoktur. Siz ne hayır yaparsanız Allah onu bilir. Bir de azık tedarik edin. Biliniz ki zığın en hayırlısı takvadır. Ey kamil akıl sahibleri, beni incitmekten sakının.

Bu esnada Rabbinizden fadl u kerem talep etmenizde bir günah yoktur. Arafat’tan seller gibi akıp gittikten sonra el-Meş’aru’l-Haram’da da Allah’ı hatırlayın. O size nasıl doğru yolu gösterdiyse O’nu öylece anın. Bilirseniz bundan evvel sizler yolunu kaybedip zayi’ olmuş kimseler idiniz.

Sonra insanların akıp gittiği yerden siz de akıp gidin. Allah’dan mağfiret talebedin. Muhakkak ki Allah çok mağfiret edici, çok merhamet edicidir.

Hacca ait ibadetlerinizi tamamlayınca bir zamanlar atalarınızı andığınız gibi, yahut daha kuvvetli bir anışla Allah’ı anın. İnsanlardan kimisi “Ey Rabbimiz, bize nasibimizi dünyada ver” der ki onun ahiretten nasibi yoktur.

Kimi de: “Ey Rabbimiz, bize dünyada da güzellik ver, ahirette de güzellik ver ve bizi ateş azabından koru” derler.

İşte onların, kazandıklarından nasibleri vardır. Allah hesabı pek çabuk görendir.

Ehl-i hakikat der ki: Avamın haccı Beyt-i Muazzam’a yönelip, orayı ziyaret etmektir Havassın haccı ise Beyt’in rabbini kasdedip, onu görmektir. Nitekim (Halilullah) hazreti İbrahim’den hikayeten Allah –celle celalüh- şöyle buyurmaktadır:

“Ben, Rabbimin emrettiği yere gidiyorum. O, bana dosdoğru yolu gösterecektir.” (Saffat sûresi, 99)

Hazreti İbrahim, Allah’ı kasdedip, onu talep ederek, bütün varlığıyla ona yönelmiş, nefsini, malını ve çocuklarını Allah uğruna feda etmiştir.

İşte bütün bunlar hakîki haccın menâsikindendir. Hazreti İbrahim dikkatle bunları yerine getirdiğinden Allah onu, Beyt-i Muazzam’ı ilk bina edip tavaf ve hacceden, insanlar arasında haccı ilan edip menâsikini ilk defa tatbik eden kişi yaptı. Binaenâleyh Hac, sûret ve mana itibariyle hazreti İbrahim’in makamıdır.

Hac, nasılki, hazreti İbrahim’in makamı, bizim peygamberimiz –sallallahu aleyhi ve sellem-‘in de halidir. Hal, makamdan daha mükemmeldir. Zira makamlar, menzillerdendir. Haller ise ilahi mevhibelerden (el-Mevabih)dir. İlahi mevhibeler olmaksızın makamlara sulûk etmek mümkündür. Ancak makamlara sulûk etmeden ilahi mevhibeler mümkün değildir.

Bilesin ki her kalp ma’rifet-i Rabb’a salih değildir. Her nefis de Rabbin hizmetine salih değildir. Her mal da Hakk yolunda sarf olunmaya salih değildir. Kul, halini mümkün olduğu kadar çabuk düzeltmeye çalışarak bütün varlığını Allah yolunda yine Allah’ın emrettiği vechile bezletmeye gayret etmelidir. Görmez misin ki İbrahim –aleyhisselâm- Beyt’i bina etti, tavaf etti, insanları hacca çağırdı, malını misafirlerine, bedenini ateşe verdi. Oğlunu Allah’a kurban adadı, kalbini Allah’a verdi, sehâvette o kadar ileri gitti ki melekler teaccüb ettiler. Allah da ona dostluk hil’atini giydirdi ve buyurdu ki:

Allah İbrahim’i dost edinmiştir. (Nisa suresi, 125)

Azığınızı alın, azıkların en hayırlısı Allah’tan korkmaktır. Yani, ahiret azığınızı, çirkin şeylerden sakınmak şeklinde kabul ediniz. Zira azıkların en hayırlısı Allah’tan korkmaktır. Yoksa yiyeceklerden elde edilen azık değildir. Sözün özü şudur ki: İnsanloğlunun iki yolculuğu vardır. Birisi dünyâdaki yolculuğunda mutlaka azık lazımdır ki, o da yiyecek taam’dır. Dünyadan yolculuğunda da mutlaka azık lazımdır. Ancak bu azık dünya yolculuğunda olduğu gibi yemek, ekmek değildir, dünyadan ahirete giderken alınacak azık, Allah’ı tanımak, sevmek, O’ndan başkasından yüz çevirmek, devamlı O’na taatle meşgul olmak, O’na muhalefetten sakınmak ve yasaklarından kaçınmaktır.

İşte bu azık, dünyadaki müsafirin azığından daha hayırlıdır. Zira dünya azığı seni, sona erecek olan bir azaptan kurtarır, ahiret azığı ise ebedi azaptan kurtarır. Dünya azığı fanidir. Ahiret azığı ise seni baki, halis lezzetlere ulaştırır.

* * *

O halde ey akıl sahipleri! Benden korkun. Zira akıl, Allah’tan korkmayı ve başkaların takva üzere teşviki gerektirir. Allah, insanların yalnız kendinden korkmalarını, kendisinden başka hiç bir şeye iltifat etmemeleri gerektiğini emretmiştir. Zaten bu da heva heves ayıplarından uzak olan aklın gereğidir. Bu sebeple Allah ,”Ey akıl sahipleri!” diyerek özellikle akıllılara hitap etmiştir. Öyle ise Allah’tan korkmayanın sanki aklı yoktur. Zira akıllı insanın, aklını ayıplardan kurtarması, nefis terbiyesi yapmak ve en yüce mertebeler vasıl olarak ruhu mükemmelleştirmesi gerekir.

O halde, hacca giden müslüman, üzerindeki kul ve hayvan haklarından kurtulmak için gayret sarfetmesi gereklidir.