Hakkıyla Cihad

Hakkıyla Cihad

Siz Allah'ın Tevhid'i yolunda hakkıyla mücadele edin. Zira Allah Teâlâ Mahlukat içinde sizi seçip üstün kıldı. Allah Teâlâ sizin Dininizde bir güçlük kılmadı. Takatiniz haricinde bir şey teklif etmedi. Çünkü Allah Teâlâ, babanız İbrahim -aleyhisselam-ın şeriatını size şeriat kıldı ki, onda asla meşakkat yoktur. Binaenaleyh babanız İbrahim'in milletine ittiba edin. Allah Teâlâ, Kur'an'dan evvel nazil olan kitaplarda ve Kur'an'da <> Binaenaleyh itaatınız Kur'an' da beyan olunduğu gibi Kur'an' dan evvel gelen kitaplarda da beyan olunmuştur. Rasûlünüzün sizin üzerinize şahit olması, sizin de diğer bütün nas üzerine şahit olmanız için Allah Teâlâ size müslim ismini verdi. Madem Allah Teâlâ din'de güçlük halk etmemiştir, öyleyse <> (Hac, 78)

Yani Cenab-ı Allah'ın vahdaniyyetini kullarına bildirmek ve tanıtmak için tevhid hakkında hakkıyla mücahede ile cihad edin. Çünkü Allah Teâlâ mahlukatı içinde tevhid'ini idrake sizi ehil kılarak ihtiyar etti.

Beyzavi'nin beyanı veçhile bu ayette cihad ile emrin sebebi, müslümanların sair insanlardan efdal olub ind-i ilahi'de mümtaz olmalarıdır.

Cihad ile murad:

Nefs-i emmare'ye ve din düşmanlarıyla mücahedeye şamil olduğu gibi hakkıyla cihad ile murad, kudretini kamilen sarf etmektir.

Tefsir-i Hazin'e nazaran hakkıyla cihad, Cenab-ı Hakk'a ibadette lâimin levminden (kınayanın kınamasından) korkmamak; vüs'u takati miktarı çalışmak ve din düşmanlarıyla mücahede etmektir.

Beyzavi'nin beyanı veçhile din-i İslam'ın ahkamı, beşerin eda edebileceği derecede kolay olduğundan ahkam-ı İslam külfetlidir, diye itiraz varit olamaz.

Tefsir-i Hazin'de beyan olunduğuna nazaran: Dinde «Harec-Zorluk» olmamakla murad; ahkamıyla amel etmek kolay olduğu gibi cümle günahlardan kurtulmaya çare bulunmaktadır: Tevbe, keffaret, kısas, diyet gibi.

Hazreti İbrahim -aleyhisselam- umum müslümanların nesebde pederleri değilse de, müslümanların maneviyatta peder-i müşfikleri bulunan, Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ceddi a'la'sı ve babası olduğu cihetle ümmetinin de babası olmak lazım geldiğinden bu ayet-i celilede müslümanların babası olduğu beyan buyurulmuştur. Çünkü bir Resûl'ün ümmeti, o Resûl'ün evladı hükmünde olduğu gibi o Resûl de ümmetinin babasıdır. Zira insanın nesebde babası muvakkat bir hayat olan dünyada vücud bulmasına sebeb olduğu gibi, rasûl de irşad ve ıslah ettiği cihetle hayat-ı ebediyyeye sebeb olur. Peygamberler ümmetlerinin hayırlı babalarıdırlar. Ve babanın babası, insanın büyük babası olduğu gibi, ümmetin resûlünün resûl babası da o ümmete büyük baba olacağında şüphe yoktur.

İşte bu esasa binaen İbrahim -aleyhisselam'ın, bu ümmetin babası olduğu beyan buyurulmuştur. Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- efendimiz:

"Şüphesiz ben size ancak babanız gibiyim" buyurduğu hadis-i şerif de bu manayı te'yid eder.

Hulasa, Allah Teâlâ'nın tevhid-i i'la hususunda layıkıyla mücahedenin vacib olduğu, Zat'ını ma'rifete Cenab-ı Hakk'ın insanları ehil kılıp ihtiyar ettiği, din-i İslâm'da güçlük olmadığı ve millet-i İslâmiyyenin millet-i İbrahim olduğu ve İbrahim -aleyhisselam-'ın Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- efendimiz hazretleri vasıtasıyla bu ümmetin babası bulunduğu, Kur'an'dan evvel nazil olan kitaplarda ve Kur'an'da Cenab-ı Hakk'ın ümmet-i Muhammed'e "müslim" ismini verdiği, bu ayet-i celileden müstefad olunmaktadır.