Halkın Hukukuna Riayet

Halkın Hukukuna Riayet

Hakk Teala'nın emirlerine sarılmak ve yasaklarından kaçınmaktan başka çare olmadığı gibi halkın hukukuna riayet göstermek ve onlara ünsiyet etmekten başka çıkış yolu da yoktur. Nitekim "Allah'a ta'zîm ve ibadet, mahlükata şefkat ve merhamet" kaidesi bu hukukun edasını beyan eder, ve her bir şartın riayetine delalet eder. Bu iki emrin yalnız biriyle yetinmek kusurdur. Zira bütünün bir parçası ile yetinmek de kemal halinden uzaklıktır. Halkın ezasına tahammül zarurî olduğu gibi onlarla iyi geçinmek de vaciptir.

Allah yolunda olana lazım olan devamlı surette fakr ve zillet duygusuyla mütevaziane tazarru ve ilticayla kulluk vazifelerini eda, şer'î hududları muhafaza, sünnet-i seniyyeye tabi olmak, hayır yolunda niyyetlerini salim kılmak, zahir ve batınım mamur etmek, kendi ayıplarım görmek, Cenab-ı Hakk'ın intikamından korkmak, kendi hasenatı çok olsa bile az, seyyiatı az ise de çok addetmek, şöhret afetinden korkmak ve (irkmektir.

Kişi işlerine ve işlerindeki niyyete -sabah aydınlığı gibi zahir ve aşikar olsa bile- ihtimam göstermeli ve iyi hallerine de asla güvenmemelidir. Sadece din hizmetindeyim, şeriata teşvik ediyorum, halkı Hakk'a davet ediyorum, diye bu amellerine itimad edip de kendi halini iyi ve hoş görmemelidir. Bu gibi haller ve fevkalade durumlar zaman zaman kafir ve tacirden de zuhur edebilir. Nitekim Peygamberimiz' -sallallahu Teala aleyhi ve sellem-:

Allah bu din facir bir adamla da teyid eder, buyurmuşlardır. Bu duruma göre nefs terbiyesiyle meşgul olan mürid, onu arslan gibi bilmeli ve ondan zuhur edebilecek her türlü istidraca hazır olmalıdır. Çünkü bu neviden istidraçlar müridin ayağım kaydırabilir.

Kalbe arız olan zulmet ve kederin izalesi tevbe, istiğfar, nedamet ve iltica ile mümkün olur. Dünya sevgisi sebebiyle kalbe düşen zulmet ve kederin izalesi ise pek zordur. Nitekim Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-:

Dünya sevgisi her günah ve hatanın başıdır, buyurmuştur. Allah Teala cümlemizi dünya ve dünya ehline muhabbetten ve onlarla münasebet ve ihtilaftan kurtarsın. Zira dünyayı ve ehlini sevmek öldürücü bir zehir, helake götüren bir hastalık, büyük bela ve korkulu bir derttir.

Hadis-i şerifte:

Dünya mü'min'in cehennemi, ve kafir'in cennetidir. Yani bir mü'min dünyada ne kadar sayısız ni'metlere garkolsa yine cennete nisbetle cehennemde gibidir. Bir kafir de dünyada ne kadar bela ve musibetle muazzeb olsa, yine cehennemde göreceği şiddetli azaba nisbetle cennette gibidir.

Bu hadîs-i şerîf'in ma'nasında şöyle bir te'vîl vardır. Dünya mü'min için cehennemdir. Zîra mü'min dünyada bir kusur yapmışsa cezasımCenab-ı Hak dünyada verir. Eğer kafir dünyada bir iyilik yapmışsa mükafatım dünyada verir. Onun için dünya mü'-minin cehennemi, kafir'in cennetidir.

Hak Teala Hazretleri bir mü'min kulunu ahirette cehenneme sokmamayı murad ederse on a dünyada cezasını verir.

Sallallahü Teala aleyhi ve sellem Efendimiz:

Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyan için, yarın ölecekmiş gibi ahretin için çalış, buyurmuşlardır ki, hem dünya ve hem de ukba için çalışma-mızı emirdir. Şu kadar var ki, emanet bir hayattan ibaret olan fanî dünyadan ziyade hayat-ı ebediyye için "ehem mühim olana tercih edilir" kaidesine uyarak gayret etmemiz lazımdır.

Vücudu dünya işine, kalbi de Cenab-ı Allah'a sarf etmekle dünya ve ahiret saadeti hasıl olur.

Nitekim bir başka hadis-i şerifte:

Rızkın hayırlısı mikdar-ı kafi olanıdır. Keza:

Kanaat tükenmez bir hazînedir, buyurulmuştur.

Yine Peygamberimiz:

Ya Rabbi! Muhammed'in -sallallahu aleyhi ve sellem- ve 0'nun alinin rızkını mikdar-ı kafî kıl, buyurmuştur. Rızık kifayet mikdarı olursa Allah Zü'lcelal Hazretlerine ibadet huzurla olur. Kalb, gıll ü gış'tan ve düşünceden salim olur.