Hâlik-ı Hakîm beşer rûhunun güzel şeylere karşı bahil (cimri) kıymetsiz şeyler için semîh (cömerd) bir fıtratda olduğunu pek iyi biliyordu. Bunun için durmayıp ayet üstüne ayet indiriyor.
Harîs ve mâ'lul ruhları yola getirmek maksadıyle ehl-i tevhide vasiyette bulunuyordu. Ellerindeki malın en kıymetlileri üzerinde fukaranın, bîçarenin, dulların, öksüzlerin, babaların, akrabanın... evet hepsinin muayyen bir hakkı olduğunu hatırlarına getiriyordu.
"Cenab-ı Allah; rezzakdır Erbab-ı servetin nesi varsa; erbab-ı istihkaka noksansız olarak tevzi edilmek üzere kendilerine ilahî hazîneden verilmiş emanetten başka bir şey değildir," diyordu.
Sure-i Sebe'de:
"Hangi şeyi infâk ederseniz yerine Allah başkasını verir, o rezzakların en hayırlısıdır." (1)
Süre-i Bakara'da:
"Ey iman edenler kazandığınızın güzellerinden ve size yerden çıkardıklarımızdan infâk edin. Yoksa iğrenmeden alamayacağınız pis şeyleri vermek kasdında bulunmayın. Allah'ın müstağni ve övülmeye layık olduğunu bilin..."(2)
Sure-i Hadid'de:
"Allah'ın sizleri vekil edip üzerinde tasarruf ettirdiği mallarınızdan infâkta bulunun, şüphe yoktur ki içinizden iman ve infâk edenler için büyük ecir vardır."(3)
Sure-i Teğabun'da:
"İnfak edin ki hakkınızda hayırlı olsun, kim nefsinin hırsından, azade kalırsa.işte felah bulacak onlardır." (4)
Allah-u zü'1-celâl, infâk eden kulları içinden ancak verirlerken ihlas ile, gönül hoşluğu ile veren ve arkasından ezaya, minnete, töhmete kalkışmayanları harîm-i rahmetine kabul ediyor.
Sure-i Tevbe'de:
"Sonra ümmetin içinde öyleleri var ki, Allah'a ve ahiret gününe inanır ve infâk ettiği şeyleri Allah'a yaklaşmak ve Resûlullah'ın şefaatine mazhar olmak için vesile bilir, şüphesiz o sadakalar kendileri için yakınlaşmak vesilesidir. Allah onları rahmete dahil edecektir. Allah Gafûr'dur. Rahîm'dir."(5)
İşte farz olan bu malî ibadet sayesinde İslâm, fukarayı, biçareleri, yetimleri, dulları, yolda kalmışları servet sahiplerinin malından ehemmiyetli bir surette ve tam hakkaniyet ve tevazün üzere hissedar ediyor. Bunu kafî görmeyip mallarından bir kısmını vasiyet için zenginlere tavsiyede bulunduğu gibi herkesin vasiyetten olan hissesinin kendisine verilmesini terike taksîminde hazır bulunan akrabaya ihtar ediyor.
Hülasa, İslâmın birr-ü ihsan fazlı, insan zümreleri arasında vücudu, yaradılış kanunu îcabından olan servet fırkalarının körüklediği kin, hased ve ihtiras ateşlerinden sineleri kurtarmak içindir. Yani beşeriyeti hasûd, harîs, câhil, tenbel, sefih, bâtıl bir iştirâkiyyun zihniyetinden, belasından tehlikesinden kurtarmaktır. Başka da değildir. Zira bu batıl zihniyet, İslâm'a, "İslâm gayretine ve faziletine" tam zıd bir düşüncedir. İlk müslümanlar bunu böyle biliyor ve semavî ta'limlere uygun hareket ediyorlardı.
Bir de zamanımızda zuhur eden bir çok hayır cem'iyyetlerinin yer yer vücuda getirdikleri müesseselere o zamanlar ihtiyaç yoktu. Her şey bizzat te'min ve herkes bizzat tatmîn ediliyordu. Çünkü İslâm dini her şeyi tekeffül ve te'mîn eder.
Evet İslâm hükümetlerinin bütün müslümanlardan tahsîl ettiği her türlü zekat, sonra hayır seven zevatın türlü türlü vakıflarına, servet sahipleri tarafından "Allah" rızası için her gün bezl olunan sadakalar, atıfetler öyle bir halde idi ki ilk asırlarda gelen müslümanlar bu tarzda cem'iyyetler vücuda getirmekten ve bin naz ile verecekleri bir kaç parayı tahsîl edeceğiz diye menfi ruhlu hasislerin ellerini sıkıp durmaktan mustağni bulunurlardı.
Daha doğrusu alem-i İslâm'ın hey'et-i mecmûası öyle muazzam bir hayır cem'iyyeti halinde idi ki tevhid diyarının her tarafındaki yüzlerce milyon halkın üzerinde kanatlarını geren bu kitlenin kalbleri Hakk'ın nimetleri sayesinde birleşmiş ve İslâm fazileti yüzünden merhamet ve şefkat hisleriyle dolmuş idi. Hasılı Fatır-ı Hakîmin dilediği gibi yekpare bir vücûd idi.
Bir uzva isabet eden afet bütün azayı bedende hararetler, ıztırablar tevlîd eder ki tedavîsine koşmak dînî bir vecîbedir.
Dipnotlar : 1. Sebe/39 2. Bakara/267 3. Hadîd/7 4. Teğabün/16 5. Tevbe/99