Hz. Ebû Eyyûb el-Ensârî’de Cihâd Ruhu

Hz. Ebû Eyyûb el-Ensârî’de Cihâd Ruhu

Allah Teâlâ buyuruyor:

«– Ey mü’minler, malınızdan bir mikdârını Allah Teâlâ’nın yoluna sarf ediniz. Zirâ cihâda malınızı sarfetmenize ihtiyacınız vardır. Ve sarf etmekden elinizi kısmayınız. Ve bi’n-netîce nefsinizi tehlikeye atmayınız. Muhtac olanlara ihsan ediniz, zirâ Allah Teâlâ ihsan eden kullarını sever.» (Bakara Sûresi, 195)

Çünki muharebede lâzım olan silâhları ve mücâhidlerin nafakalarını siz temin edeceksiniz. Eğer bu husûsda buhl gösterirseniz düşmanlarınız size galib olur. Malınızın canınızın helâk olmasına sebeb olursunuz, demektir.

Tefsir kitablarında izah edildiğine göre Ebû Eyyûb -radıyallahu anh- diyor ki:

«Birgün Resûlullah’dan gizli olarak bazı sahabî arkadaşlarla sohbet ediyor ve konuşuyorduk: «Allah Teâlâ artık İslâma kuvvet verdi. Her tarafdan iâneler çoğaldı. Biz harbi terkederek malımız başında bulunursak ve harab olan bağlarımızı, bahçelerimizi imar edersek daha iyi olacaktır,» diye karar vermek istedik.

Yani harb etmemeyi, cihâdı terk etmeği nefsimizde tercih edince Cenâb-ı Hak Teâlâ Hazretleri bu âyeti indirerek bizim o tasavvurlarımızı reddetti. O vakit anladık ki, bizim düşüncelerimiz hatâlıdır. Ve murâd-ı İlâhî’ye muhâlifdir.

İşte bu âyet-i celîlenin nüzülünden sonradır ki, Ebû Eyyûb el-Ensârî -radıyallahu anh- gerek asr-ı seâdette, gerekse irtihâl-i Nebî’den sonra hiçbir muharebeden geri kalmamışdır. Son gazâsı olan Kostantıniyye -İstanbul- muhasarası esnâsında şehîd düşmüştür.

Bir başka âyet-i celîlede şöyle buyurulmuştur:

«Ey mü’minler, ister neşeli veya neş’esiz olunuz, malınızla ve canlarınızla fî sebîlillah gazâ ediniz. Düşmanlarınızla çarpışınız. Bilseniz, mücâhede sizin için çok hayırlıdır.» (Tevbe Sûresi,41)

Zirâ mücâhedenin sevabı size aiddir. Mal ile, ıyâl ile, huzur ve refah içinde oturmak bu hayat-ı fânîde geçici bir keyfiyetdir. Mücâhedenin sevâbı ve onun âhırette bundan ötürü hazırlanan rahat ve seâdet vesâili ise dâimî ve bâkidir.

O halde ey mü’minler, silâhlarınız çok olsun az olsun, evlâd ve ıyâliniz olsun- olmasın, yaya veya süvâri olunuz, genciniz-ihtiyarınız, zengininiz- fakiriniz, hiç tereddüd etmeden fî-sebîlillah mücâhede ediniz. Bu sizin hakkınızda çok hayırlıdır.

Hâzin Tefsîri’nde Mücâhid rahımehullah’dan nakledilmişdir ki:

Ebû Eyyûb -radıyallahu anh-, Bedir gazâsında ve diğer muharebelerde maiyyet-i Resûlullah'dan hiç ayrılmamış olduğundan kendisine:

«– Yâ Ebâ Eyyüb! Neden kendini cihad-ı fîsebîlillâha vakfetmişsin?» dediklerinde cevâben:

«Ben Kur’an-ı Kerim’de «Her halinizde gazâ ve muharebeden geri kalmayınız» diye fermân-ı İlâhîyi okuduktan sonra artık benim için gazâyı terketmek imkânı kalmamışdır» buyurmuştur.

Hadîs-i şeriflerde de şöyle buyurulmuştur ki:

«Bir kimse gazâ ve cihâdın faziletini ve fevâid-i hasenâtını bilip de gazâ’ya özenmeden ölüp giderse, şüphesiz o kimse münâfıklıktan bir pay alarak vefât etmiş olur.» Yani gazâ ve cihâdın fazileti hakkında ihtilâf eden münafıklara benzemiş olur:

«Kim gazâ ve cihâd etmeksizin, cihâdı arzu edip de kendi kendine «Keşke ben de mücâhidlerden olsaydım» demeksizin vefat ederse münafıklık huyundan bir şube üzerine ölmüş olur.» (Müslim, Ahmed bin Hanbel Ebû Davud ve Nesâi Ebû Hüreyre -radıyallahu anh-’den rivâyet etmişlerdir.)

Ramazanoğlu Mahmûd Sâmî, Ashâb-ı Kiram-1 s. 67-72