‘‘İç Ya Ebâ Hüreyre!’’

‘‘İç Ya Ebâ Hüreyre!’’

Yahya bin Muâz -radıyallahu anh- der ki:

“Eğer açlık çarşıda satılır bir şey olsa idi âhiret tâlibine gereken şey, çarşıdan açlıktan başka bir şey satın almamak olurdu. Hikmet nûru açlıkla elde edilir. Tokluk insanı Allah’tan uzaklaştırır. Miskinleri, fakirleri sevmek ve onlara yardım etmek insanı Allâh’a yaklaştırır. Tok bulunmayınız, yoksa kalbinizdeki mârifet nûru söner.” (Riyadü’n-Nâsihîn/210)

İbn-i Ömer -radıyallahu anh-’den rivâyet olunduğuna göre Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyuruyor: Muhakkak ki mü’min bir bağırsakla yer, kâfir veya münâfık ise -hangisini dedi bilemiyorum- yedi bağırsakla yer. (Buhârî, Kitabü’l-Et’ıme)

Ebû Hüreyre -radıyallahu anh-’den rivâyet olunduğuna göre: Bir adam her vakit çok yerdi. Müslüman oldu, az yemeye başladı. Bu hâl Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-’e arzolununca Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-: Muhakkak ki mü’min bir bağırsağı doluncaya kadar yer, kafir ise yedi bağırsağı doluncaya kadar yer. buyurdular. (Buhârî, Kitabü’l-Et’ıme)

Âişe -radıyallahu anhâ-’dan rivâyet olunduğuna göre şöyle demiştir:

“Muhammed (s.a.v.)’in âilesi Medîne’ye geldiklerinden beri üç gün üst üste buğday ekmeğiyle doymamışlardır. Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- bu hâliyle vefât ettiler.” (Buhârî, Kitabü’l-Et’ıme)

Ebû Hüreyre -radıyallahu anh-’den rivâyet olunduğuna göre şöyle anlatılır: “Âl-i Muhammed -sallallâhu aleyhi ve sellem-, vefâtlarına kadar herhangi bir yemekle üç gün üst üste doymamışlardı.”

Ebû Hâzim, Ebû Hüreyre’nin şöyle anlattığını rivâyet eder:

“Bir gün son derece acıkmıştım. Yolda Ömer ibn-i Hattab -radıyallahu anh-’e kavuştum. Âl-i İmrân Sûresi’nden bir âyet-i celîle okuyarak istifade etmekliğimi ricâ ettim, maksadım karnımı doyurmaktı. Fakat Hazret-i Ömer anlamadı. Yanından ayrıldım, uzak gitmeden şiddetli açlıktan yüz üstü yere düştüm. Bu baygınlık sırasında Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- başucuma geldi. Bana:

Yâ Ebâ Hüreyre, diye seslendi. Ben de:

– Buyur ya Rasûlallah! Lebbeyk ve sa’deyk, dedim. Elimi tuttu, beni yerden kaldırdı. Hâlimi anladı, beni evine götürdü. Hemen büyük bir bardak süt içmemi emir buyurdu. İçtim. Tekrar iç ya Ebâ Hüreyre! buyurdu. Bir bardak daha içtim. Sonra bir daha süt emretti, ben de tekrar içtim. Artık karnımın vaziyeti düzeldi, rahatlaştım.

Bir müddet sonra Ömer -radıyallahu anh-’e kavuştum.

Başımdan geçen vakâyı anlatarak:

– Yâ Ömer! Cenâb-ı Allah benim karnımı doyurmaya senden daha lâyık Rasûl-i Ekremi me’mûr etti. Vallahi ben senden bir âyet okumanı ricâ etmiştim, hâlbuki ben o âyeti senden daha düzgün okurdum, dedim. Bunun üzerine Ömer -radıyallahu anh-:

– Vallahi ya Ebâ Hüreyre! Seni evime koyup doyurmak benim için kızıl develer misâli kıymetli dünyalığa mâlik olmaktan daha sevimlidir, dedi.

Hazret-i Ömer -radıyallahu anh- onu doyuracak taamın hânesinde bulunmadığına işâret etmişti. Hakîkaten Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in Ebû Hüreyre -radıyallahu anh-’e bu iltifâtları, Hazret-i Ömer’in takdir buyurdukları gibi, dünya ve mâfihâdan hayırlıdır.( Buhârî, Kitabü’l-Et’ıme)

Mahmud Sâmî Ramazanoğlu, Musâhabe-4, s.102- Erkam Yayınları