İlim ve Müslüman

İlim ve Müslüman

Müminler için dinde fıkıh ilmi tahsili ve cihad hususunda hepsinin gitmesi caiz olmadı. Keşke müminlerin her kabilesinden bir taife ahkâm-ı diniyye ve adab-ı İslâmiyye'den lazım olanları öğrenip tahsil-i ilimden sonra dönüp memleketlerine geldiklerinde kavm ü kabilelerini inzar etmiş olsalar, hem kendileri ve hem de kavm ü kabileleri haklarında ayn-i nimet olur. Ve me'mül ki, onlar inzar île menhiyyattan korkarlar. "(Tevbe, 122)

Fahr-i Razi ve Nisaburi'nin beyanları veçhile:

Ulüm-ı Şer'iyyeyi tahsil etmek farz-ı kifaye olduğundan tâlib-i ilim olan kimsenin niyyeti de halkın noksanını ikmal ve ahvalini ıslah etmek için olmak lazım geldiğine bu ayet-i celile delalet eder.

Binaenaleyh her belde ve her kabilede mesail-i Dînîyeyi talim edecek bir alimin bulundurulmağı farz-ı kifayedir. Eğer bulundurulmazsa halkın cümlesi günahkar olur.

Fakat her mü'minin ilm-i halini, feraizi dîniyyesini kendisi öğrenmesi de farz-ı ayn olduğundan ilm-i halini öğrenmeyen kimse günahkar olur. Çünkü İslâm diyarında cehalet mazeret sayılamaz.

Nitekim hadis-i şerifte:

"Her bir müslim ve müslime üzerine ulûm-ı Diniyyesini öğrenmek farzdır." buyurumuştur.

Muaz, radıyallahu anh, Hazreti Peygamber sallallahü teala aleyhi ve sellem'den rivayet eder: Buyurmuştur ki:

İlim öğrenmekle Bârî Teâlâ'nın azamet ve Celalini bilip havfu haşyet hâsıl olur.

İlim talebi ibadettir. İlmin müzâkeresi tesbihtir. İlimden bahsetmek cihattır. Ve bilmeyene öğretmek sadakadır. Ve ehline bezl etmesi kıırbettir. İlim, helâl ve haramın nişancısı ve ehl-i cennet yolunun delilidir. İlim haşyetle enîstir ve gurbette müsahib, yoldaştır. Gam ve surûrda delildir. İlim düşman üzerine silahtır. Ve dostlar yanında zînettir.

Allahü Teala hazretleri nice kavmi ilim île ref' eyler, yükseltir. Ve hayratta onları muktedâ bih eyler.

Melâike-i kirâm, ehl-i ilm'in dostluğuna rağbet ederler ve kanatlariyle ikramen mesh edip okşarlar. Melekler ehl-i ilim için istiğfar ederler ve hatta denizdeki balıklar ve hayvanat dahi onların yarlığanmasını isterler. Çünki ilim kulûb'un hayatıdır. Kalblerin ölümü de cehildir.

İlim gözlerin çerağıdır. Allahü Teala ilmî süadâ'ya ilham eyler.

Ebu Zer radıyallahu anh rivayet eder:

Rasül-i ekrem sallallahü teala aleyhi ve sellem efendimiz buyurmuştur:

"Ya Eba Zer! Sabahladıkta Kitabullah'tan bir ayet öğrenmeli sana yüz rik'at nafile namaz kılmaktan hayırlıdır. Ve sabaha girip ilminden bir bab öğrensen sana bin rik'at namaz kılmaktan hayırlıdır"

Abdullah İbn-i Ömer radıyallahu anhüma, Rasulullah sallallahü teala aleyhi ve sellem'den rivayetle buyurmuştur ki:

"İbadetin efdali fıkıh ilmini öğrenmek ve diyanetin efdali perhizliktir. Yani haram şeylerden sakınmaktır."

Ebu'l-Leys Semerkandî rahimehullah der ki:

Bir kimse alim yanında oturup ta ilimden bir şey hıfz edememiş olsa da o kimseye yedi keramet vardır: "Eğer ilim öğrenirse onun fazileti de daha başkadır."

1. İlim öğrenmeğe talib olan kimse hocasının nail olacağı fazilete nail olur.

2. Alim indinde oturduğu müddette nefsini masiyetten hapsetmiş olur.

3. İlim meclisinde oturunca Rahmet-ilahiyye o meclise nazil olmakla ondan hissemend olur.

4. İlim öğrenmek üzre menzilinden çıktığı vakitte üzerine rahmet-i ilahiyye nazil olur.

5. İlim meclisinde dinlemesine de ibadet, taat yazılır.

6. Eğer dinler de iyice fehm edip anlayamazsa kalbinde bir ıztırab ve mahzuniyet hasıl olursa, İlmi istimâ edipte anlayamadığından dolayı kalbi mahzun olan kimsenin hüznü Allah azze ve celle hazretleri indinde vesile-i mağfiret olur. Nitekim Hadis-i Kudsî'de:

"Benim rızam için münkesir, mahzun olanların ben yanındayım" buyurmuştur.

7. Nas'ın i'zaz ve ikramına nâil olur ve kalbi ilme meyl ve muhabbet eder. Ve bu hikmet üzerine Rasulullah sallallahü teala aleyhi ve sellem Efendimiz "suleha meclislerine devamı" emir buyurmuştur.

Bu hikmete binaen ulemayı kiram demişlerdir ki:

Bir kimse ulema ile birlikte oturursa ilmi artar. Bir kimse suleha ile birlikte oturursa ibadet ve taata rağbeti artar. Bir kimse ağniya ile oturursa kalbinde dünyaya muhabbet ve rağbet artar. Bir kimse ehl-i tekebbür ile oturursa kibri artar. Bir kimse çocukla oturursa lehv ü mizahı, eğlenceli şeyleri artar. Bir kimse kadınlarla oturursa, cehl ü şehveti artar. Bir kimse eğer fasıklarla oturursa, tevbeyi ihmal ile masiyete cüreti artar.


İnzar: Korkutmak. Bezletmek: Bol vermek. Kurbet: Yakınlık. Enis: Dost, arkadaş. Surur: Sevinç Mukteda bih: Kendisine uyulan Çerağ: Kandil, mum. İstima':Dinlemek.