İlmin Faziletleri

İlmin Faziletleri

Allahü Teâlâ Âdem Aleyhi’s-selâm’a esmânın küllîsini talîm etti.»(Bakara 31)

Ve hılkat-i Âdem’deki hikmet, ilimle mümtâz olması ile meleklerden efdal olduğunu beyân buyurdu. Hazret-i Âdem’in kalbine ilhâm sûretiyle esmâyı talîm buyurdu.

Bu Âyet-i Celîle, ilmin cümle fazîletlerden efdal olduğuna delâlet eder. Çünkü ilimden ziyâde bir şeref olmuş olsaydı Vâcib Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri Âdem aleyhi’s-selâm’ın fazîletini onunla isbât ederdi. Halbuki Hak Teâlâ fazîletini ilim ile isbât etmiştir.

Şu halde ilimden ziyâde bir fazîlet ve meziyyet olmadığını bu âyetle beyân buyurmuştur.

«Allahü Teâlâ dilediği kimseye hikmet verir. Ve bir kimseye ki hikmet verilmiştir, muhakkakdır ki o kimseye çok hayr verilmiştir. Ve bunları düşünmez ve hissetmeden olmaz, ancak ehl-i lüb, akıl ve irfân sahibleri tezekkür eder mütenassıh olurlar.» (Bakara 269)

Bu Âyet-i Celîle, mü’minler için ilim tahsîline sa’y ü gayret etmeğe ve insan için ilimden ziyâde hiç bir fazîlet olmadığına delâlet eder.

a  a  a

«Ey Ümmet! Sizden bir cemâat olsun ki o cemâat nâsı hayra davet ve maruflarla emir ve münkerâttan nehy etsin. İşte şu hayra davet edip emr-i bil’ma’rûf ve nehy-i ani’l-münkerle meşgûl olanlar ancak felâh bulup azâbdan kurtulanlardır.« (Âl-i İmran 104)

Yani, Millet-i İslâmiyye arasında halka her husûsta öğüt verecek ve nazar-ı şerîatda câiz olan ile olmayanı bildirecek bir cemâat olmak lâzımdır. İşte öğüt verenler ve öğüt dinleyenler dünyâda ve âhirette felahyâb olanlardır.

Emr-i bil’ma’ruf farz-ı kifâye olduğundan ümmetten bazılarının bu vazîfeyi ifâ etmesiyle diğerlerinden farz sâkıt olur. Eğer Emr-i bil’ma’rûf külliyyen terk edilirse Ümmet-i Muhammed’in cümlesi günahkâr olur.

Binâenaleyh her belde ve her kabîlede mesâil-i Dîniyye’yi ta’lîm edecek bir âlimin bulundurulması farz-ı kifâyedir. Eğer bulundurulmazsa halkın cümlesi günahkâr olur.

Fakat her mü’minin ilm-i hâlini, ferâiz-i Dîniyyesini kendisi öğrenmesi de farz-ı ayn olduğundan ilm-i hâlini öğrenmeyen kimse günahkâr olur. Çünkü İslâm diyârında cehâlet mazeret sayılamaz.

Ebu Zer -radiyallahü anh- rivâyet eder.

Rasûl-i Ekrem -sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem- Efendimiz buyurmuştur:

«Yâ Ebâ Zer! Sabahladıkta Kitâbullah’tan bir âyet öğrenmek sana yüz rekat nâfile namaz kılmaktan hayırlıdır. Ve sabaha girip ilimden bir bâb öğrensen sana bin rekat namaz kılmaktan hayırlıdır.»

Abdullah İbn-i Ömer -radıyallahü anh-, Rasûlüllah -sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem-’den rivâyet buyurmuştur ki:

«İbâdetin efdali fıkıh ilmini öğrenmek ve dîyânetin efdali perhîzliktir. Yani haram şeylerden sakınmaktır.»

Nitekim Hadîs-i Şerîfte buyurulmuştur:

«Haram olan şeylerden hazer et, nâsın en âbidî olursun.»

«Allahü Teâlâ Hazretlerinin rızası için ilim taleb edip öğrenmeğe çalışanların rızıklarını Allah Azze ve Celle me’mûl olunmadık mahallerden tekeffül etmiştir.» (El-Câmiu’s-Sâgir)

a  a  a

Ebu’l-Leys Semerkandî -rahimehullah- der ki:

Bir kimse âlim yanında oturup da ilimden bir şey hıfz edememiş olsa da o kimseye yedi kerâmet vardır: «Eğer ilim öğrenirse onun fazîleti de daha başkadır.»

1- İlim öğrenmeğe tâlib olan kimse (müteallim)nin nâil olacağı fazîlete nâil olur.

2- Âlim indinde oturduğu müddette nefsini masiyetten haps etmiş olur.

3- İlim meclisinde oturunca Râhmet-i İlâhiyye o meclise nâzil olmakla ondan hissemend olur.

4- İlim öğrenmek üzre menzilinden çıktığı vakitte üzerine rahmet-i İlâhiyye nâzil olur.

5- İlim meclisinde dinlemesine de ibâdet, tâat yazılır.

6- Eğer dinler de iyice fehm edip anlayamazsa kalbinde bir ızdırâb ve mahzûniyet hâsıl olursa, ilmi istima edip de anlayamadığından dolayı kalbi mahzûn olan kimsenin hüznü Allah Azze ve Celle Hazretleri indinde vesile-i mağfiret olur.

Nitekim Hadis-i Kudsi’de buyurulmuştur:

«Benim rızâm için münkesir, mahzûn olanların ben yanındayım.» Yani mekândan münezzeh olduğu halde yanındayım buyurmuştur.

7- Nâsın i’zâz ve ikrâmına nâil olur ve kalbi ilme meyil ve muhabbet eder. Ve bu hikmet üzerine Rasûlüllah -sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem- Efendimiz, «sulehâ meclislerine devâmı» emir

buyurmuştur. n