İslâm'a Topyekün Girmek

İslâm'a Topyekün Girmek

Allah Teâlâ buyuruyor:

"İnsanlardan öyle kimseler vardır ki onun şu dünyâ hayatı hakkındaki sözü senin hoşuna gider ve bir de kalbindekinin doğruluğuna Allah'ı şâhid tutar. Düşmanların en azgını olduğu halde bunu yapar. O, bir iş başına geçdi mi, yeryüzünde fesâd çıkarmağa, tarlayı ve nesli helâk etmeğe çalışır. Allah fesâdı sevmez ki!

Ona: "Allah'dan kork!" denildiği zaman onu bir kibir tutar, daha fazla günâh işlemeğe çabalar. İşte ona ancak cehennem yetişir. Orası ne kötü yatakdır.

İnsanlardan öyle kimseler vardır ki Allah'ın rızâsını kazanmak uğruna kendini satın alır. Allah bu kullarına çok merhametlidir.

Ey îman edenler! Hep birden cümleniz sulh ve selâma girin, şeytanın adımlarını ta'kib etmeyin, çünkü o sizin apaçık düşmanınızdır.

Size bunca âşikâr deliller geldikden sonra yine kayarsanız bilin ki şüphesiz Allah her şeye mutlak galibdir, her işinde hikmet sâhibidir.

Onlar ille Allah'ın bulutlardan gölgeler içinde meleklerle birlikde kendilerine gelivermesine ve işlerinin bitirilivermesine mi bakıyorlar. Halbuki bütün işler Allah'a döndürülecekdir." (Bakara Sûresi: 204-210)

İbn-i Mes'ûd -radıyallahu anh- demiştir ki: Allah -celle celâlüh- nezdinde günahların en büyüğü, kula, "Allah'tan kork!" denilip de onun, "sen, kendine bak" demesidir.

Hazret-i Ömer -radıyallahu anh-'e: "Allah'tan kork" denildiğinde, Allah'a boyun eğerek, yanağını yere koymuştur.

Yukarıdaki: "İnsanlardan öyle kimseler vardır ki, Allah'ın rızâsını kazanmak uğrunda kendisini satın alır. Allah bu kullarına çok merhametlidir" meâlindeki âyet-i celîle Suheyb-i Rûmî -radıyallahu anh- hakkında nâzil olduğu rivâyet olunur.

Şunu iyi bil ki, müminler canlarını kendi istekleriyle satarlar, mü'minin nefsinin değeri de cennet'tir. Velî kullar (evliyaullah)'a gelince onlar da nefislerini kendi istekleriyle satarlar, ancak bunların nefislerinin değeri Allah Teâlâ'nın rızâsıdır. Bunlarla, öncekiler arasında bir çok farklar vardır.

O halde, Allah yoluna sulûk eden kişiye gerekli olan beşeriyyet vatanından çıkmak, akranların diyarından uzak kalmaktır ki, böylece hakiki mücâhid ve mânevî şehid olabilsin.

Hadîs-i Şerifte şöyle buyurulmaktadır:

- "Ey Enes! Devamlı olarak abdestli olmak imkânına sahibsen böyle yap, zira ölüm meleği (Azrâil), kulun ruhunu abdestli olarak kabzederse onun için şehidlik yazılır." Çünkü abdest masivâ'dan (Allah'dan başkasından) alakayı kesmeye işarettir. Nitekim namaz da Allah ile ittisala işarettir. Yine Hadîs-i şerif'te:

"Tahârete devam et ki, rızkın artsın" buyurulmuştur. Zâhiri tahâret, maddî rızkın genişlemesine sebep olduğu gibi, batınî (iç) temizlik de ma'rifet, ilhâm gibi mânevî rızkın artmasına sebep olur. İşte o zaman kalb mes'ud bir hayat ile yaşar, nefsin kötü sıfatları yok olur. Bu da ancak hakîki cihâdın neticesinde sağlanır. O halde kim nefis bağından kurtulur, ölümü kendi isteğiyle tercih ederse o, ebediyyen yaşar.

Kulun, halktan Hâlıka yükselmesi gerekir. Nefsi için ihtiyac-ı tâmmeden, Hakka (Allah'a) bağlanarak tam zenginliğe ermesi icâbeder ki, böylece bütün hayırları elde eder ve bütün felâketleri önler. Kul, Allah'a koşup, cemâline vâsıl olduğu zaman ve celâlini müşahedeye daldığında, Allah'ın -celle celâlüh-:

-"Sen, Allah de (geç) ve sonra onları bırak ki, daldıkları batakta oynayadursunlar" (En'am Sûresi; 91) kavlinin sırrını görebilir.

İnsânın, kendisini tamâmen Allah -celle celâlüh'-a verebilmesi için önce malı, sonra evlâdı, daha sonra da nefsi terketmesi gerekir. Bu sebeple akıllı insan, Allah'ı çok çok zikretmelidir. Zira zikir, iç dünyanın temizlenmesine sebep olduğu gibi kalbin cilâlanmasını da sağlar. Cenâb-ı Allah şöyle buyurmuştur:

"Allah -celle celâlüh-'ı çok anın ki, felâha kavuşasınız umduğunuzu elde edesiniz" (Enfal Sûresi; 45)

Kulun Allah'a vâsıl olmasından daha büyük felâh olabilir mi?

Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

"Ey iman edenler, hep birden sulh û selâmâ girin. Şeytan'ın adımları ardına düşmeyin..." yani Allah'a teslîm olun, gizli ve âşikâr tamâmen ona itâat edin.

Şunu iyi bil ki; Allah'ın "Ey iman edenler! Hep birden İslam'a girin" kavlinde bir umûmî, bir de husûsî mâna vardır: Umûmî mana, iman eden bütün mü'minlere şâmil bir hitabdır. Yani, ey mü'minler! İslâm'ın zâhiri ve batınî şartları içerisine girin. O'nun şartları da Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem'-in söylediğidir:

- "Müslüman o kimsedir ki, müslümanlar onun elinden ve dilinden zarar görmez, mü'min de insanların itimadını kazanan kimsedir."

Husûsî mânaya gelince, bu da insânın şahsıyla birlikte bütün zâhiri ve bâtınî uzuvlarına yapılan hitâbdır. İnsan, bilfiîl, bütün azâları ile İslâm'a girmelidir: Göz bakarken, kulak duyarken, ağız yerken, el tutarken ve ayak yürürken Allah'ın emrine tamâmen teslim olmalı, nehiylerinden sakınmalıdır. Hatta mâ-lâ yâ'ni'yi (kendini ilgilendirmeyeni) tamâmen terketmelidir.