İslâm'ı Yaşamanın Bedeli

İslâm'ı Yaşamanın Bedeli

Allah Teâlâ buyuruyor: "Sizden evvelkilerin çekdiği sıkıntılara benzer sıkıntılar çekmedikçe cennete gireceğinizi mi zannediyorsunuz?" (Bakara, 214)

Habbab İbni Eret radıyallahu anh dan: Bir gün Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e, müşriklerin elinden çektiğimiz sıkıntılardan ve işkencelerden şikayet ettik. Nebiyy-yi Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdular:

"Sizden evvelki ümmetlerden öyleleri vardı ki, azab ve işkencenin sayısız şeklini gördükleri halde bu onları dinlerinden döndüremiyordu. Hatta insanı alıp başından aşağıya testere ile keserek işkence ile öldürüyorlar, diğer birini demirden taraklarla tarıyorlar, iliklerine varıncaya kadar sızlatıyorlar, bu onu dininden vazgeçiremiyordu. Allah'a yemin ederek söylüyorum ki, Allah bu işi tamamlayacak, sizden herhangi biriniz San'a'dan Hadramût'a kadar Allah'dan gayri kimseden korkmayarak, sürü sahibi kurtdan endişe etmeyerek gönül rahatlığıyle sefer edebilecek. Fakat siz acele ediyorsunuz."

İşte her ümmet başlarına gelen sıkıntılardan, işkencelerden daraldılar, bunaldılar. "Daha ne zaman Allah'ın nusratı?" dediler. Bu hal Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'e Mekke Fethi'nden evvel geldi. Ahzab Günü'nde (Hendek Harbi'nde) de aynı şekilde bunaldılar. Ashabı son derece bunalıp artık sabırları kalmayınca son çare nusret talebetdiler. Allah bir fırtına ve görünmeyen ordular gönderdi ve küffarı hezimete uğratdı. Hendek Günü'nde müslümanların çektiği sıkıntıyı bizzat Resûlullah da çekti. Şiddetli sıkıntı, şiddetli soğuk, ezânın ve cefanın envâı ve netice; "yürekleri ağızlara geldi."

Eğer bugünün insanları o günün müslümanlarının maruz kaldığı, yahudilerden gördükleri düşmanlığı, münafıkların türlü ihanetlerini, müslümanların bunları bertaraf etmek için dört yana davrandıklarını ve Medine'ye hicret ettikleri ilk günleri ve Bedir'e hazırlık zamanlarını, Uhud'u bir görselerdi onlara kafi ders olurdu.

Zünnün-ı Mısrî (k.s) der ki:

- İnsanlar arasına fesad altı şeyden girmiştir:

1. Ahiret ameline karşı niyyet zayıflığı,

2. Bedenlerinin şehvetleri elinde rehin olması,

3. Ecelin her an gelebilme ihtimaline rağmen tûl-i emeli bırakmamaları,

4. Mahlukların rızasını Halık'ın rızasına tercih etmeleri,

5. Heva ve heveslerine uyup nebîlerinin sünnetini terk edip arkalarına atmaları.

6. Selefin zelle kabilinden olan hatalarını hüccet edinip onların asıl örnek alınacak menakıbını terk etmeleri, ahlaklarını örnek almamalarıdır.

Hasenelerin (sevabların) en güzeli, tevhiddir: Zira bu herşeyin esasıdır. Bu yüzden O, mizanda tartılamaz. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

"İşlediğin bütün ameller, kıyamet günü mizanda tartılacak. Ancak kelime-i tevhid 'La ilahe illallah' hariç, O, mizanda tartılmaz. Zira 'La ilahe ilallah' terazinin bir kefesine, semavat, yedi kat yer ve içindekiler de diğer kefesine konsa, kelime-i tevhid bunlardan daha ağır basar."

Bütün salih ameller, iman nûrunu artırır. O halde taat hasenat ve ilahi marifetlere vasıl olmaya devam et. Zira Allah'ı bilmek amellerin en faziletlisidir. Bu sebeple efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'e:

- Amellerin efdali hangisidir ya Resûlallah? denilince,

- Allah'ı bilmek, şeklinde cevab vermiştir.

- Biz amelden soruyoruz, siz ilimden cevab veriyorsunuz denilince Efendimiz, sallallahu aleyhi ve sellem:

- İlimle, az amel fayda verir, fakat cehaletle birlikte çok amelin faydası yoktur, diye cevab vermiştir.

Bu da ancak, içi tevhid aynası ile temizlemek ve çeşitli zikirlerle meydana gelir.