"Muhakkak İbrahim ve beraberinde bulunan ehl-i iman'da sizin için iktifaya kafi adet-i hasene vardır. Zira İbrahim ve ashabı kendi kavmine:
-Biz sizden ve sizin ibadet etdiğiniz ma'budlarınızdan m-teberriyiz-uzağız-, çünkü faidesiz bir takım taş ve ağaç parçalarını Allah Teâlâ'ya siz şerik addederek onları ma'bud ittihaz etmiş müşriklersiniz. Bizim müşriklerle işimiz olmadığı gibi putlar ile de işimiz yoktur... dediler. (Mümtehine, 4)
Yani İbrahim-aleyhisselam-'da sizin için övülmüş bir haslet vardır. İbrahim -aleyhisselam-'ın ve ashabının müşriklerden teberrî ettikleri hasletleri rızayı ilahî'ye muvafık olduğundan, Hak Teâlâ Hazretleri Muhammed -Sallallahu aleyhi ve sellem'in ashabına da bu hasletleri iltizam etmelerini tavsiye buyurur ki velev akrabadan olsun kafirleri esirgemek şöyle dursun kafirlerden kaçmak ve onların ef'alini irtikap etmemek lazım olduğunu evvelki ayet-i celîlede beyan buyurmuştur. Şöyle ki:"Size akraba ve evladınız menfaat vermez. Allah Teâlâ kıyamet gününde aranızı fasleder.(Ayırır). Allah yaptıklarınızı hakkıyla görücüdür." (Mümtehme, 3 )
İbrahim -aleyhisselam- ve ashabı , kafir olan kavimlerine :
-"Ey kafirler! Biz sizin dininizi muhakkak inkar ettik. Bizimle sizin aranızda ebedi olarak buğzu adavet zahir oldu. Siz bir olan Allah Teâlâ'ya ibadet edinceye kadar bu adavet devam eder! dediler". (Mümtehine, 4)
İnsanları bir araya getirecek ve bir gayeye sevk edecek ancak dîn'dir. Şu halde dinî rabıtanın fevkında bir rabıta olmadığından dini rabıtayı ihlal eden milletlerin her zaman munkarız olduğunu tarih isbat etmektedir.
Hak Teâlâ Hazretleri İbrahim -aleyhisselam- ve ashabının iktidaya şayan hareketlerini beyandan sonra iktidaya şayan olmayan bir sözünü beyan etmek üzere:
"İbrahim ve ashabının adetlerine iktida edin. Ancak İbrahim 'in pederine söylediği sözüne iktida etmeyin. Zira İbrahim: müşrik olan pederine: "Senin için istiğfar ederim ve ben senin için Allah'ın azabından hiçbir şeyi def etmeğe muktedir değilim" demişdi. (Mümtehine, 4) İşte bu sözü iktidaya şayan değildi.
Zira bu sözünde istiğfara layık olmayan bir kimseye istiğfar edeceğini va'd etmiş olduğundan bu sözüne iktida etmemek lazımdır.
Fahr-i Razî ve Hazin'in beyanları veçhile İbrahim -aleyhisselam-'ın istiğfar ederim sözü gerek va'dine binaen olsun, gerek kafire istiğfarın nehyinden evvel olsun, Hak Teâlâ Hazretleri Ümmet-i Muhammed'e "adet-i İbrahim'in cümlesini kabul edin. Lakin kafirlere istiğfarı, velev ki pederiniz olsun kabul etmeyin buyuruyor. Çünkü Resüllulah'ın ashabı kafirlere mahabbetden nehy olunmuşdur.
Allah Teâlâ İbrahim aleyhisselam'ın yoluna uyma hususunu te'yiden şöyle buyurmaktadır.
"Zat-ı ülühiyyetime yemin ederim ki, İbrahim -aleyhisselam- ve ashabında sizin için muhakkak adet-i hasene vardır. O adet-i hasene o kimseye menfaat verir ki, o Allah'dan ve ahiret gününden korkar. Kim ki İbrahim'in adetine iktidadan yüz çevirirse muhakkak Allah Teâlâ onun iktidasından ganî ve cümle ef'alinde senaya layıkdır. "(Mümtehine, 6)
İbrahim -aleyhisselam- ve ashabı Cenabı Hakk'a şöyle dua etmişlerdir.
"Ey bizim Rabbimiz! İşlerimizi ancak sana tefviz ederiz, ancak sana itaatla canib-i ma'nevîne teveccüh ettik. Ve ahiretde dönüşümüz ancak sanadır. Senin huzurundan gayri dönecek bir yerimiz yokdur.!" (Mümtehine, 4)
Bu ayeti celîle'de İbrahim -aleyhisselam- ve ashabının Cenab-ı Hakk'a tazarru'larının keyfiyyetini beyan eder. "Ey Rabbimiz! Bizleri sol kimselerle fitne kılma ki onlar kafir oldular. Bizden vakî olan kusurlarımızı setr et. Zira sen mülkünde galib ve emrinde hakiymsin!" (Mümtehine, 5)
İbrahim -aleyhisselam- evvelki münacatına ilave ederek ashabıyla beraber dediler ki:
"Ey Rabbimiz! Kafirleri bizim üzerimize musallat kılma ki, onlar kendilerinin hak üzre, bizim batıl üzre olduğumuzu zannetmesinler. Ve onlar demesinler ki, bunlar hak üzre olsalardı muazzeb olmazlardı! Bizim beşeriyyetimiz muktezası kusurlarmızı affet.
Zira sen herkese galibsin. Cümle umurda hakiymsin. Hükmüne karşı hiçbir kimse itiraz edemez."