Bir kalbde masiva muhabbeti bulundukça, o kalbde Cenab-ı Hakk'a muhabbet yok demektir. Çünki Hak Teala Hazretleri, "Bir adamda iki kalbin bulunmadığını yani hem muhabbetullah ve hem de muhabbet-i masivanın içtimaının mümkün olmayacağını. (Ahzab süresi 4) ayetiyle beyan buyurmuştur. Muhabbet-ı ilahiyyeyi kazanmak için kalbin tathîri lazımdır. İki zıd bir yerde cem' olmazlar ve birlikte irtifa kaydedemezler, yükselemezler. Muhabbet-i Mevla olan bir kalbte dünya muhabbetinin olamıyacağı bedihîdir.
Hak Teala Hazretleri alem-i ervahta ruhları cem'edince melekler:
- Ya Rab! Bunları yeryüzüne mi indireceksin? Bunların hepsini yeryüzü istiab edemez, demişler. Allah Zü'l-Celal Hazretleri:
- Ben bunları kısmen indirir, kısmen öldürürüm, öyle gelir giderler, buyurmuş.
Melekler:
- Ya Rab! Eğer bunlar ölümü görürlerse, ölüm korkusundan orada hiç bir iş yapmazlar, demiş.
Allah Zü'1-Celal Hazretleri:
- Ben onlara öyle bir dünya muhabbeti veririm ki onlar ölümü hatırlarına bile getirmezler, buyurmuştur.
Kalbi, dünya muhabbetinden halas edip Hak Sübhanehü ve Teala'nın muhabbetiyle doldurmak, o mü'min için saadet alametidir.
Allahü Teala'nın abdinden i'razının (yüz çevirmesinin) alameti, o kulun malayani ile iştigalidir. (Kendini ilgilendirmeyen şeyle meşgul olması).
Dünya muhabbeti günahların piridir. Hadis-i şerifte:
- "Dünya sevgisi bütün günahların başıdır" buyurulmuştur. Ve onun terki de cemî ibadat'ın başıdır.
Dünya, bir nesnedir ki, gönlü Hak Sübhanehü ve Teala'dan alıkor. Ve Hak'tan gayrı mal, evlad, esvab ve riyaset gibi şeylere meftun eder.
Kur'an-ı Kerim'de:
"Ey mü'minler! Emvaliniz ve evladınız sizi Allah'ın zikrinden ve üzerinize farz olan ibadeti edadan meşgul etmesin. Eğer bir kimsenin emval ve evladı feraizini edadan onu meşgul ederse onlar zarar görücüdürler ve hüsranda kalıcıdırlar." (Münafikun 9)
Hak Sübhanehü ve Teala'dan yüz çevirmek sefahet ve Günündür. Dünya ve Ahireti bir kalbte cem' eylemek cem-i ezdaddır. Zira "Allah bir adamın içinde iki kalb yaratmadı." (Ahzab, 4) buyurulmuştur.
Ahiretin azabı ebedidir. Dünya metal geçicidir. Ahiret Hak Teala'nın merzıyyesidir.
Sallellahü Teala aleyhi ve sellem Efendimiz:
- Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyan için, yarın ölecekmiş gibi ahiretin için çalış, buyurmuşlardır ki, hem dünya ve hem de ukba için çalışmamızı emirdir. Şu kadar var ki, emanet bir hayattan ibaret olan fani dünyadan ziyade hayat-ı ebediyye için gayret etmemiz lazımdır.
Vücudu dünya, isme kalbi de Cenab-ı Allah'a sarf etmekle dünya ve ahiret saadeti hasıl olur.
Sevgili Peygamberimiz:
- Ya Rabbi! Muhammed'in -sallallahu aleyhi ve sellem- ve O'nun alinin rızkını mikdar-ı kafi kıl, buyurmuştur. Rızık kifayet mikdarı olursa Allah Zü'1-celal Hazretlerine ibadet huzurla olur. Kalb, gıll ü giş'tan ve düşünceden salim olur.
"Dilediğin kadar yasa, muhakkak (bir gün) öleceksin! (Dünyaya) dilediğin kadar sarıl, (bir gün) çaresiz ayrılacaksın!"
Zahiren necib ve mes'ud bir adama bir maraz arız olsa ve a'zasına bir afet gelse o kadar sa'y ü gayret eder ki, o hastalık ve afetin izalesine çalışır.
Zahirî, cismanî marazım izale fikrinde olup ta kalbin giriftarlığından ibaret olan emraz-ı kalbiyyeden gafil olmak, o kimsenin nadanlığından başka bir şey değildir. Zira bu maraz ve afet-i kalb mevcud iken iman süridir. Çünkü onun nefs-i emmaresi, hilafına hakimdir.
Nefsin emmarelikten halası da ancak tezkiyesi ile mümkündür. O zaman hakikat-i iman suret ve kuvvet bulur. Tezkiye-i nefs ve tasfiye-ı kalbten maksad, emraz-ı kalbiyye ve afat-ı maneviyyeyi izaledir, (yok etmekdir.)
Allah Teala:
"Onu tertemiz yapan muhakkak umduğuna ermiş onu alabildiğine örten ise elbette ziyana uğratmıştır." buyurmuştur. (Şems 9-10)