Kalbin Mühürlenmesi

Kalbin Mühürlenmesi

Allah Teâlâ buyuruyor:

"Hayır! Onların söylediklerinin aksine kendi kazandıkları behimi ve şeytanî vasıflar kalblerini kuşatmış ve boğmuştur" (Mutaffifin; 14)

Onlar küfran ile Allah'ı unutunca, Allah onları darmadağın etdi. Hevâları onlara gâlib geldi ve onları tepesi üstü yere yıkdı. Onlar canlı sûretinde ölü kalbli oldular.Kalbleri ölü olmakla onları va'd ve vaid ile müjdelemek ve korkutmak aynıdır. İman etmezler. Çünkü kalbleri katılaşmışdır. Dünyâ muhabbeti ve şehvetlerine düşkün olmaları onların kalblerini taşlaştırmışdır.Nasihat te'sir etmez.Kalblerinin kapılarını, hak kelâmı duymağa ve anlamağa karşı kilitlemişlerdir. Onların bu hâli Kıtâl Sûresi 24. ayette şöyle beyan buyurulmuştur:

"Onlar Kur'ân'ı hiç tedebbür etmezler mi?Mânâsını anlamağa çalışmazlar mı?Yoksa kalblerinin üzerine kilitler mi vuruldu?"

Bunlar Cenâb-ı Hakk'la ünsiyyet kokusunu alamazlar.Şekavet gibi bir sarsar fırtınası bunların yurtlarını harâbeye çevirmiş ve kendilerini helâk etmiştir.

Bunların kazandıkları ve kendilerine sıfat olarak seçdikleri süflî, behimî ve şeytanî vasıflar kalblerinin etrafını kuşatıp hiç bir öğüdü ve hitabı işitmeyecek hâle getirince Allah onların kendi kalblerine vurdukları kilitleri mühürlemiştir:

"Allah onların kalblerine ve kulaklarına mühür vurmuşdur, gözlerinde de perde bulunmaktadır. Onlar için ayrıca bir büyük azâb daha vardır." (Bakara; 7)

et-Teysir'de: "Ehl-i hakka göre "hatm": "kalblerin mühürlenmesi"nden anlaşılan mâna şudur:Kalblerin mühürlenmesi, Allah Teâlâ tarafından bir cezâdır ki, kulu cebren îmandan alıkoymadığı gibi, zorla da küfre itmez. Belki kulun çirkin ihtiyarı ve küfre dalıp, isrâr etmesinden dolayı ona fazla bir cezâdır.Kul, bu cezâ sebebiyle imânın icâblarını yapmayı ve isyanı terk etmeyi kolaylaştıran lutf-i ilâhiden mahrum olur. "Allah'a ve Rasûlüne imân ediniz" âyetinde onlara "İman ediniz", diyerek hitab edilmiş olması "Ne oluyor ki onlar inanmıyorlar" diyerek onların kınanmış bulunması îmandan men'edilmediğinin ve küfre zorlanmadığının bir delilidir.Şayet küfre mecbur olup, imandan âciz kalsalardı, o zaman "İman ediniz" diye hitab olamayacağı gibi, inanmadıklarından dolayı da kınanma ve itâb olamazdı.

"Kulûb" kelimesi kalb kelimesinin cem'idir. Burada kalb gönül demektir. Gönlün, kalb diye isimlendirilmesi, çeşitli hâdiselere göre değişmesi ve diğer organlardaki tasarrufundan dolayıdır.

Seyyid Şerif el-Cürcani'nin "Tarifât"ında "Kalb, (gönül) rabbâni latif bir cisimdir ki, göğsün sol tarafındadır. İşte bu rabbâni latif cisim, insanın hakikatidir" denilmiştir.

Nebi -sallallahü aleyhi ve sellem- buyurmuşlardır ki:

"Kalbler de demirlerin paslandığı gibi paslanır.

Denildi ki:

- Yâ Resûlallah! Onun cilâsı nedir?

- Kalblerin cilâsı Kur'an tilâveti, çokca zikrullaha devam ve ölümü hatırlamakdır.

Bütün hataların anası üçdür:Hırs, hased ve kibir. Bu üçünden altı sıfat daha hâsıl olup dokuz kadar olmuşlardır:

Tokluk, çok uyku, rahat, mal sevgisi, câh sevgisi, riyâset sevgisi. Bunlardan mal ve riyâset sevgisi sâhibini küfür ve helâke çekip götüren illetlerin başında gelir.

Hikâye olunur ki genç bir melik, vezirlerine dedi ki:"Ben bu işin bir lezzetini bulamıyorum. Bilmiyorum bu iş hakkında insanlar da benim gibi mi düşünüyorlar?" Ona dediler ki: "Evet, insanlar da senin gibi düşünüyorlar." Melik bu işin çaresini sorunca vezirler dediler ki:

- Sen Allah'a itâat eder isyân etmezsen ve istikamet üzere olursan her şeyin lezzetini alırsın ve huzûra erersin.

Bunun üzerine memleketindeki ulemâ ve sulehâyı topladı ve kendisine Allah'a itâat ve ısyândan kaçınmak hususunda yardımcı olmalarını söyledi. Onlar, meliklerini itâat üzere gördükleri vakit teşvik edecekler, ma'sıyet üzere gördükleri vakit ikaz edecekler, men' edeceklerdi. Bu işe devam etdiler ve Allah Teâlâ'nın lutfuyle dört yüz sene kadar melik ve idâresi istikamet üzere devam etdi. Sonra İblis geldi. Adam sûretinde görünerek ona:"Sen kimsin?" dedi. O da: "Âdemoğullarından biriyim" dedi. İblis ona: "Eğer sen âdemoğullarından olsa idin onlar gibi sen de ölürdün. Bu güne kadar ölmediğine göre sen onların ilâhısın!" deyince melik kendisinden şüphelenmeye başlayıp içine bir vesvese girdi. Düşünüp taşındıkdan sonra minbere çıkdı: "Ey nâs! Ben sizden bugüne kadar bir şeyi gizlemişdim.Şimdi onu izhâr etme vakti gelmişdir. Ben şu kadar senedir sizin melikiniz idim. Eğer âdemoğullarından birisi olsa idim herkes gibi ben de ölürdüm.Ölmediğime göre sizin ilâhınızım. Bugünden sonra bana tapacaksınız!" dedi. Allah Teâlâ o zamanın nebisine vahyetti ki: "O melik istikametde olduğu müddetce ben de ona rahmetimi ve nusretimi devam ettirdim. İzzet ve celâlime kasem olsun ki ona birini musallat edeceğim!" dedi ve Buhtunnasr'ı musallat etdi. Buhtunnasr da onun boynunu vurdu ve yetmiş gemi yükü kadar olan hazinesini ele geçirdi.

Akıl sâhibine gerekdir ki kendini acıklı bir azaba götürecek şeylerden kaçınsın. İnsanı azâba götüren şeylerin başında günahlarda ısrar, insanların küçük hata ve ayıblarıyla uğraşmak gelir.Kul Allah'ın âyetlerine kulak tutup her bir emr-i ilâhinin kalbinde yer etmesine çalışmalı, kalbinin ve kulağının mühürlenip gözüne perde çekilmesinden Allah'a sığınmalıdır.