Allah Telâla ayet-i kerîmelerde şöyle buyurmaktadır:
Mü'minler ancak kardeştirler. Kardeşlerinizin arasını ıslah edin ve Allah Telâla tarafından merhamet olunmadığınız için Allah'ın emrine muhalefetten korkun. (Hucurat: 19)
Yani, bilumum mü'minler Liva-i tevhid altında içtima ettiklerinden bir ana ve babadan doğmuş kardeş gibidirler. Hal böyle olunca kardeşleriniz arasında münazaa ve ihtilafı izale ile ıslah edin demektir.
Lisanınızla kendi nefsinizi ta'n etmeyin ve bazınız bazınızı ayıplamayın ve bazınız bazınızı sevmediği, zemmini iş'ar eden lakapla çağırmayın. Bir mü'minin imanından sonra o mü'minin fıskını iş'ar eden isim ne fena şeydir. (Hucurat:11) Eğer bir kimseye ta'n eder veya fena isim ile çağırırsa derhal tevbeye müsaraat etmek lazımdır.
Yani, ey mü'minler birbirinizi ayıplayacak kusur işlemekle gayrin ta'nına sebep olan kimse aynen kendi nefsine ta'n etmiş gibi olur. Çünkü bilcümle mü'minler uhuvvet-i islamiyye icabı şahs-ı vahid mesabesinde olduklarından bir mü'mine ta'n -yani kusur kabahat isnadı- cümle ehl-i imana ta'n gibi olacağına işaret için Vacib Telâla Hazretleri "Kendi nefsinizi ta'n etmeyin" buyurmuştur.
"Ey mü'minler! Çok kere zandan ictinab edin. Zira zannın bazısı günahtır. Nasın ayıpla-rından bahis etmeyin ki onların hallerinden Allah Teala'nın setretmiş olduğu şeyler mestur kalsın. Sizin bazınız bazınızı gıybet etmesin. Sizden biriniz ölmüş kardeşinin etini yemeği sever ve arzu eder mi? Elbette bunu kerih görürsünüz. Allah'dan korkun, gıybeti irtikab etmeyin. Zira Allah Teala ihlas üzere vaki' olan tevbeyi kabul edici ve sizin günahlarınızı affetmekle merhamet buyurucudur. Ey müminler: Siz ebna-i cinsinizin noksanını aramayın ve herkesin hatasından bahsetmeyin. Hususan bir takım asılsız müftereyat-ı batıla ile bir kimsenin hukukuna tecavüz edecek şeylerde kat'iyyen zannınıza ittiba' ederek teftişe kalkışmayın."(Hucurat:12)
Gıybet hakkındaki ayet-i celîlenin sebeb-i nüzulü Ashabdan iki zatın Selman-ı Farisi -radıyallahu anh-'ı gıybet etmeleridir. Şöyle ki,
Bazı seferde ashab-ı kiramdan iki zatın taamını pişirmesi için Selman-ı Farisi'yi, Resülullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onlara hizmetçi verirdi. Bir gün uyku galebesiyle Selman-ı Farisî -radıyallahu anh- taamı hazır edememişti. O iki zat da onu Resülullah -sallallahu aleyhi ve sellem-' in mutfağında fazla taam varsa bir miktarını getirmek üzere gönderdiler. Selman-ı Farisî -radıyallahu anh- Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in taamım hazırlayan Üsame bin Zeyd -radıyallahu anh-'e geldi. Üsame -radıyallahu anh- de taamın kalmadığını beyan edince Selman-ı Farisî -radıyallahu anh- geri geldi ve taamın olmadığını haber verdi.
O iki zat Selman -radıyallahu anh- hakkında "sulu kuyuya gitse susuz gelir" diye gıybet ettikleri gibi Üsame -radıyallahu anh-'e suizan etmiş oldular ve güya dediler ki, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem-'in taamı vardı lakin Üsame vermedi.
Sonra bu iki zat huzur-i Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimize gelince buyurdular ki:
- Bana ne oldu ki, ağzınızda yeşil et parçası görüyorum?" Onlar da:
- Ya Resulullah! Biz et yemedik, demeleri üzerine:
-Selman'ı gıybet ettiniz. Bir kimse mü'min kardeşinin gıybetini ederse etini yemiş gibi olur," buyurdu.
İşte bu ifade-i risaletpenahi üzerine bu ayet-i celîle nazil olduğu tefsir-i Hazin ve Beyzavi'de beyan olunmuştur.
Ebu Zerr -radıyallahu anh- bir kere Bilal-i Habeşî -radıyallahu anh-'ı: "Ey kara kadının oğlu" diye ayıpladı. Bilal-i Habeşî-radıyallahu anh-'ın şikayeti üzerine Nebiy-yi Mükerrem -sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:
-"Ey Eba Zerr! Sen onu anasından dolayı mı ayıplıyorsun? Demek ki, sen daha içinde cahiliyet ahlakı kalmış bir kimse imişsin?" dedi. Sonra buyurdu ki,
- Sizin eliniz altında öyle kardeşleriniz vardır ki Allah Teala Hazretleri size tevdi etmiştir.
Yani köle de olsa kardeş muamelesi yapılmasını emir buyurmuştur.
Ebu Zerr -radıyallahu anh- sonra Bilal-i Habeşî -radıyallahu anh-'ın gönlünü almak için yüzünü, yanağını yere koyup "Bilal, ayağıyla yüzüme basmadıkça yanağımı yerden kaldırmayacağım" diyerek kusurunun affını Hazret-i Bilal'den talep etmiştir.
İşte bu hadis-i şerif; terbiye-i İslamiyyeden biz ümmetine ibretli bir nasîhattir.
ÖĞÜTLER
Hadis-i Şerifte: "Hiç bir kişi başka bir kimseye ya fasık diye söz atamaz. Buna hakkı yoktur. Küfür de isnad edemez. Şayet isnat eder de o kimse o fıskın veya küfrün sahibi değilse bu sıfatlar muhakkak sözü atan kimseye döner" (Buharî) Yani kendi fasık veya kafir olur.
Bir mü'mine lanet eden kimse sanki o kimseyi katletmişçesine muazzeb olur. Keza bir mü'mine küfür isnad edip söz atan kimse de ol mü'mini katletmişçesine ahirette muazzeb olur.
İşte bu ahlak-ı İslamiye nin umumî kanunlarından biridir. Binaenaleyh her duyduğu söze inanıp da mü'min kardeşine bir fena sıfat isnadından son derece sakınmak lazımdır.
İnsanlar arasında söz getirmek, fesada sa'y etmek, iki mü'minin arasını bozmağa çalışmak günah-ı kebairdendir. Binaenaleyh Müslümanların ayıplarını, kusurlarını araştırmayın. Zira taharri eden (araştıran) kimsenin kendi kusuru taharri olunur. Yani başkalarını ayıplayayım derken kendi ayıplanır. Başkalarını rüsvay edeyim derken kendi rüsvay olur.