Hazreti Halid bin Zeyd Ebü Eyyüb el-Ensarî -radıyallahu anh- hayatını cihada hasret geçirmiş idi. Onun rahat ve huzuru, zevk ve safası ne mülk ve ne de mal idi. Ancak nerede cihad ve gaza var ise oraya yetişip gazi olmak, yahud hayatını fisebilillah feda ederek şehid mertebesine nail olmak emelindeydi. İşte bu büyük mücahid Mihmandar-ı Resul doğduğu Medine-i Münevvere'den İslam Merkezinden en uzak olan Îstanbul'a kadar Peygamber Efendimiz -salallahu aleyhi ve sellemin- bir işaret ve beşareti üzerine teşrif eylemiştir.
Son defa redif kuvveti olarak Yezid'in kumandasında 50.000 kişilik orduda pek güzide şahsiyetler vardı. Ezcümle Peygamber Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem'in amcazadesi Abdullah İbn-i Abbas, Hazret-i Ömer ibnu'1-Hattab radıyallahu anh'ın oğlu Abdullah îbn-i Ömer ve Peygamber Efendimiz'in halazadesi Zübeyr'in oğlu Abdullah ibn-i Zübeyr ve Ebü Eyyüb el-Ensarî ve meşhur Arab bahadırlarından Abdülaziz bin Zürare ve meşhur Seyfullah Halid bin Velid'in oğlu Abdurrahman bin Halid ve Abdullah ibn-i Yezid gibi.
Yezid ordusuyla Kostantınıyye halicine gelir gelmez İslam Ordusu taarruza geçti. Müteaddid defalar -altı ay kadar- Rum Ordularıyla muharebeler yaptılar. Bu muharebelerde orduda açlık ve hastalık gibi müzayakalar dahi olmağa başladı. Bir gün sabahdan, Abdülaziz radıyallahu anh şiddetli bir hücum esnasında Rum Ordularının içlerine kadar girerek Rumları kırıp geçirdi ise de onlar da müteakip bir hücum yaparak o büyük gazi Abdülaziz radıyallahu anh'i şehid etmişlerdir.
İşte o sıralarda idi ki harp şiddetlenmiş, Rum Orduları kal'aların dışına çıkarak meydan muharebeleri yapıyorlardı.
Hazreti Halid bin Zeyd Ebü Eyyüb el-Ensarî, radıyallahu anh de ağır hasta idi. Zaten yetmiş veya seksen yaşını geçmişti. Bu büyük mücahidin vücudu bu yaşında diyar-ı gurbetde ve harekat-ı harbiye üzerinde rahatsız olduğundan arkadaşları kendisine:
"- Sen hastasın, senin için cihadı terketmeğe ruhsat-ı şer'iyye vardır" deyip ısrar ettilerse de Hazreti Mücahid bu sözlere hiçbir kıymet ve ehemmiyet vermeyerek ordu ile beraber Îstanbul'a hareket etmişti. İstanbul'da Kağıthane meydanında bir çadıra yerleştirilmişti. Fakat harp uzun müddet devam ettiği için Hazreti Halid radıyallahu anh'in vücudu günden güne zayıflamıştı. Bir pîr-i fani olan Hazreti Halid radıyallahu anh ordu kumandanları ile birçok mücahidleri huzuruna davet ederek helalleşti.
Yezid de hatırını sormak için Ebü Eyyüb'un yanına geldi de:
"- Ya Eba Eyyüb bir arzun bir vasiyetin var mıdır?" Ebü Eyyüb hazretleri de Yezid'e şöyle cevap verdi:
"- Ammâ sizin dünyanızdan ben hiç bir şey istemiyorum. Ancak benim vasıyyetim ve arzum şudur ki, ben vefat ettîğim zaman benim na'şumı gücün yettiği kadar düşman memleketinin içlerine kadar sok ve beni harbeden mücahidlerin -askerlerin- ayakları altına göm!! Ta ki mücahidlerin atlarının altında benim kabrim dümdüz olarak belirsiz olsun. Sen beni oraya bırak ve dön. Zira Resul- i Ekrem ve Nebiyyi Zişan Efendimiz Hazretlerinden işitdim ki:
"- Kostantınıyye'de kal'anın yanında bir racül-i salih defnolunacaktır" buyurmuştu. Umarım ki o racül-i salih olan kimse ben olayım" dedi ve mübarek ruh-i azizi mele-i a'laya intikal etti.
Hazreti Mücahid'in dediğini yaptılar ve onu surun yakın bir yerine defnettiler. Cenaze namazını Yezid kıldırdı.
Resul-i Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşdur:
"-Benim Ashabımdan herhangi bir zat bir memleket halkından ehli iman olarak vefat eden kadın-erkek ne kadar kimse varsa kıyamet gününde o müminlerin önünde Allah Teala'nın tahsis eylediği nur ile ortalığı aydınlatacak, önlerine düşerek hepsini biiznillah cennet-i aliyata şefaati ile yerleştirecektir." (Tirmizi, menakıb)
Ebû Hureyre radıyallahu anh'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir. Bir kere Resülullah
sallallahü aleyhi ve sellem'e bir er kişi geldi de:
"- Ya Resülallah, bana cihada muadil bir ibadete delalet buyurulsa!" dedi Resülullah:
"- Ben cihad değerinde bir ibadet bulmuş değilim ki, buyurdu ve devam edip:
- (Sana sorarım) Gücün yetişir mi ki, mücahid sefere çıktığı sıra sen de mescidine girip o dönünceye kadar namaz kılsan da hiç usanmadan ve oruç tutsan hiç iftar etmesen? diye sordu. O kişi:
- Buna kimin gücü yeter ki! diye cevap verdi.