Allah Teâlâ buyuruyor:
“Ey mü’minler! Yehûd ve nasârâyı dost ittihâz etmeyin! Zirâ onların bâzısı bâzısının dostudur. Ve eğer sizden bir kimse onları dost ittihâz ederse o kimse onların zümresinden ve Allah’ın sevmediği kullarından olur. Zîrâ Allâhu Teâlâ zâlim olan kavmi doğru yola îsâl etmez.” (Mâide Sûresi, 51)
Fâzıl-ı Sivâsî'nin "Günâh-ı Kebîre ve Sağîre" risalesinde; ehl-i fısk ile huzur günâh-ı kebîredir, denilmiştir.
Ka'bü'l-Ahbâr'ın rivayetine nazaran Cenâb-ı Hak Azze ve Celle iki kelimeyi Arşu'r-Rahman altında yazdırdı.
Birincisi: "Bir adam iyilerin ameli gibi amel işlese ve fakat iyilerin amelleri gibi amel etmekle beraber kötülerle arkadaş olsa, onun sevâblarını günahlar kılıp o adamı kötülerle haşreylerim."
Diğeri: "Ve eğer bir adam da kötülerin ameli gibi amel işlese, sonra tevbe etse kötülerin amelleri gibi amel etmekle beraber iyilerle arkadaş olsa onun günahlarını sevablar kılıp o adamı iyilerle haşreylerim."
Âyet-i celîlede buyurulmuştur ki:
“Habîbim! Sen şu kimseleri gördüğünde onlardan i'râz et ki, onlar bizim âyetlerimiz hakkında bâtıl söze başlarlar. Onlar bizim âyetimizin gayrı başka bir söze dalıncaya kadar onlarla oturma! Eğer sana şeytan unutturmakla onlarla oturmuş bulunur isen hatırına geldiğinde derhal meclislerinden kalk, kavm-i zâlimle oturma!” (En’âm Sûresi, 68) Binâen-aleyh, bu âyet-i celîleye nazaran Kur'ân-ı Azimü'ş-Şân'a ve bilcümle ahkâm-ı şer'iyyeye ta'n eden zâlimlerle sohbet caiz olmadığı ve hattâ şeytan unutturacak olsa bile hatıra gelince derhal kalkmak vâcib olduğu anlaşılmaktadır.
Keza:
“Ey îmân edenler! Eğer küfür ve inkâr edenlere itaat ederseniz sizi ökçelerinizin üstünde (gerisin geri küfre) çevirirler de (dünyâda ve âhirette) büyük zarara uğrayanların hâline dönersiniz. Hayır!.. Sizin Mevlânız, yardımcınız Allahu Teâlâ'dır. Halbuki Allahu Teâlâ yardım edicilerin hayırlısıdır.” (Âl-i İmrân Sûresi, 145-150)
Diğer mânâ:
“Ey mü'minler! Eğer kâfirlere itaat eder, sözlerini dinlerseniz onlar sizi izinizin üzerine, eski dîn-i bâtıla döndürürler. Siz de zarar ve ziyan edici olduğunuz halde dönersiniz. Şu halde onların sözlerine bakmayın ki zarar görmeyesiniz.”
Binâenaleyh, bütün işlerinizde ve bilhassa muztar olduğunuz zamanlarda Allah Teâlâ'dan yardım talep edin. Zira düşmanların şerrini sizden def edecek O'dur. O'ndan gayrı bir Mevlâ yoktur.
İtaat ile murad, onlarla müşaveredir. Ve şâir husûsâtta emirlerine itaattir.
Âyetteki hüsran, dünyâ ve âhirete şâmildir. Dünyâda hüsran; kâfirlere itaat ve tezellül ve düşmana arz-ı ihtiyâç etmek gibi şeylerdir. Düşmana boyun eğmek, envâ-ı zilleti câmi'dir. Âhirette hüsran; cehenneme girmek ve cennetten mahrum olmaktır.
Amr İbnü'l-Cemûh'dan Ahmed rivayet eder:
Peygamber -aleyhi's-salâtü ve's-selâm- Efendimiz buyurmuşlardır ki:
"Abdin muhabbeti ve buğzu, fillâh (Allah için) olmadıkça imân onun hakk-ı sarîhi olmaz. Hubb ve buğz Allah için oldukta o vakit velâyet-i Hak Teâlâ'ya müstahak olur."
Diğer hadîs-i şerîfte:
"Bir kimsenin hubbu ve buğzu ve îtâsı ve men'i lil-lah (Allah için) olduğu vakitte îmânı kâmil olmuş olur."
Ve dahî Deylemî rivâyetiyle hadîs-i şerifte gelmiştir:
"Ehl-i maâsîye buğz eylemekle Allah Teâlâ'ya ta-karrub edin! Ve onlara suht eylemekle rızâ-yı Hak Te-âlâ'yı iltimas edin! Ve onlardan baîd olmakla Hak Teâlâ'ya karîb olun." diye buyurulmuştur.
Eğer kâfirler, fâsıklar Hak Teâlâ'nın a'dâsı ve meb-ğûzu olmasalar idi, buğz-i fillâh vâcibât-ı dinden olmazdı. Ve efdal-i mukarribât ve müstekmil-i îmândan olmaz ve velâyât ve rızâ ve kurb-i Hak Sübhânehû'nün husulüne sebeb olmazdı.
(Ramamazanoğlu Mahmud Sami,
Musahabe-1 s. 141-145)