Küfür ve

Küfür ve

EBÛ ZERR el-Gıfarî-radıyallahu anh'-den Nebî-sallallahu aleyhi vesellem'in şöyle buyurduğunu işittiği rivayet olunmuştur:

"Hiçbir kişi, başkasına, bir fısk yani sapıklık isnadıyla "ya fasık" diye söz atamaz, atmağa hakkı yoktur. Yine böyle küfür isnad edemez. Şayet atar da attığı kimse atılan fısk veya küfrün sahibi değilse bu sıfatlar muhakkak atan kimseye döner."

Hadisteki "fısk" lafzı hak yoldan çıkmak manasına şer'î bir ıstılahtır. Kehf Sûresinde "Şeytan Rabbının emrinden çıktı."(1) kavl-i şerifine göre emr-i Hakk' tan hurucun mahiyeti umumidir. Her veçhile sapıklıktır.

"Fısk"ın mahiyeti umumi olunca, herhangi kötü bir sıfatı başkasına isnat edip de isnad olunan kimse onunla muttasıf olmayınca, o kötü sıfatın isnat edene rücüu, hadisin hükmü iktizasıdır. Bu cihetle hadis-i şerifin mazmunu umumi bir ahlak kanunudur.(2)

ŞECERE ashabından Sadık bin Dahhak (r.a.)'dan rivayete göre Nebi (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

"Her kim İslâm'dan başka bir millet adına and içerse o andığı millet gibidir. Ademoğluna malik olmadığı malı nezretmesi de doğru değildir. Her kim dünyada bir vasıta ile kendisini öldürürse kıyamet gününde intihar ettiği nesne ile azab olunur. Her kim bir mü'mine lanet ederse o da onu öldürmek gibi günahtır. Her kim de bir mü'mine küfür isnad ederse bu da onu öldürmek gibi günahtır"(3)

Ebû Hureyre (r.a.)'dan Rasûlullah (s.a.s)'ın şöyle dediği rivayet olunmuştur:

"Mü'min kişinin benzeri ekin nevinden bir sâk üzerinde biten taze ot gibi yumuşaktır. Hangi taraftan ona rüzgar dokunursa onu eğer, fakat yıkılmaz yine doğrulur. Doğrulunca rüzgardan yine eğilir fakat yine yıkılmaz doğrulur. Hakk'tan yüz çeviren facir kişinin benzeri de sert çam ve dağ servisi gibidir ki Allah onu da dilediği vakit bir defada söker devirir"(4)

Ma'kıl bin Yesar (r.a.)'dan rivayete göre Resûlullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur:

"Hiç bir vali yoktur ki o müslüman ahali üzerinde icra-yı velayet ederken zulmederek ölür. Muhakkak Allah Teâlâ ona cennet kokusunu haram kılacaktır"(5)

BUHARİ' de "Allah Teâlâ hazretlerinin sevdiği kulunu çeşitli musibetlere mübtela kıldığı ve bu suretle terfi-i derecata ve keffaret -i zünüba mazhar olacağı" rivayet olunmaktadır. Abdullah b. Mes'ud (r.a.) derki "Ben Resûlullah (s.a.s) hazretlerinin hastalığında mübarek vücud-ı şerifleri hummadan şiddetle müteellim iken huzur-ı Risaletpenahi'ye varıp müşahedesinde: ? Ya Rasûlallah, bu derecede hastalığınız herhalde siz Efendimiz'e iki kat ecir ve sevap olmak gerektir, dedim. Resûlullah (s.a.s.) hazretleri de tasdik buyurarak: "Evet, hiç bir şey yoktur ki ona eza isabet etsin de Allah Teâlâ Hazretleri o müslümanın hatalarını ağacın yapraklarının döküldüğü gibi dökmesin, buyurdu. Yani müslüman olunca hazen yaprağı gibi cümle günah dökülür.

Hastalık sebebiyle ve beş vakit namazın edasıyla mağfiret olunan küçük günahlardır. Büyük günahlar ise tevbe ve istiğfara ve hakların sahiplerine verilmesine muhtacdır. Cumhur-u ulemanın re'yi budur. Doğrusunu Allah bilir. (6)

Huruc: çıkmak Muttasıf: Kendisinde bir sıfat, bir hal bulunan. İsnad: Bir şeyi, birisi için yaptı diyerek söyleme İktiza: Gerekme Mazmunu: Manası, inceliği İcray-ı velayet: Valilik yapmak. Sak: Dal, sap. Terfî-i derecat: Yüksek dereceler. Kef-faret-i zünüb: Günahların affı: Müteellim: Acı duyan, içi sızlayan


Dipnotlar :(1) Kehf Sûresi: 50 / (2) Tecrid-i Sârih Terc. / (3) a.e. 12/150 / (4) a.e 12/660 / (5) a.e. 12/345 / (6) Zübdetü'l-Buhârî. 1041