Kulluğun Önündeki Engeller

Kulluğun Önündeki Engeller

Allah Teâlâ buyuruyor:

"-Kâfirlerin müslümanları irtidâda icbar etmelerinin sebebi onların dünya hayâtını âhiret üzerine tercih etmeleridir. Allah Teâlâ kâfir olan kavmi hidâyette kılmaz." (Nahl sûresi; 107)

Kâfirlerin, bekası olmayan ve zevâle ma'ruz olan dünya hayatını muhabbetleri sebebiyle âhiret üzerine tercih ederek hevâyı nefsâniyelerine tâbi olmaları, kendilerinin küfür üzerinde ısrarlarına ve başkalarını da küfre icbar etmelerine sebeb olmuştur. Binaenaleyh bu suretle kâfirlerin iradelerini küfre sarfetmeleri sebebiyle Allah teâlâ onları tarîk-ı necâta ulaştırmaz ve hidayet etmez.

Bu âyet-i celîleden müstefâd olan hüküm: Dünya hayatına lüzûmundan fazla kalben muhabbet etmenin insanın helâkine ve küfrüne mueddi olacağıdır.

İbadetten alıkoyan bağlar dörttür: Dünya, mahlûkat, şeytan ve nefs. Dünyadan sıyrılmak, mahlûkattan ayrılmak, şeytan ve nefs ile muhârebe etmek lâzımdır.

Ayet-i celilede şöyle buyurulmuştur:

"-İşte şu dünyayı âhıret üzerine tercih edenler o kimselerdir ki, Allah Teâlâ Hazretleri onların kalblerini kendi sû-i ihtiyarları sebebiyle mühürledi. Ki onlar îmânın esrarını ve tevhidin kavuşturacağı saâdeti anlayamadıkları gibi îmânın lezzetini de tadamazlar; kulaklarını da mühürledi ki îmânın delillerini işitmezler; gözlerini de mühürledi ki bu âlem-i mükevvenâta ibret nazariyle bakamazlar. Binaenaleyh gözlerinde olan inad perdesi hakkı görmelerine mâni'dir. İşte şu halde kalbleri Hakk'ı idrak etmez, kulakları hakk sözü duymaz ve gözleri Hakk'ın kudretini ve birliğini görmez olan kimseler âhıretten gâfillerdir. Şüphe yok ki onlar elbette âhırette hâsirînden olacaklardır." (Nahl sûresi; 108-109)

Başka bir âyet-i kerimede:

"... Ve lâkin kalbi küfür ile dolu olan için dünyada gadab-ı ilâhi ve âhıretde azâb-ı âzîm vardır." buyurulmuştur. (Nahl sûresi; 106)

Tefsir-i Hâzîn'de beyan olunduğu vechile ölüm veya organlardan her hangi birinin kesilmesi gibi tehdit karşısında kelime-i küfrü söylemekte, -kalbi muhafaza etmek şartiyle- ruhsat-ı şer'iyye vardır. Eğer söylemez de sabrederse azîmetle amel eylediğinden me'cûr olur. Söylerse ruhsatla amel eylediğinden ma'zûr ve ma'füvdür.

Hazret-i Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu ki:

-Sana insanların en kötüsünün kim olduğunu haber vereyim mi?

-Yalnız başına yiyen, arkadaşlarından kıskanıp yedirmeyen, yalnız başına sefer eden ve kölesini dövendir.

-Sana bundan da kötüsünü haber vereyim mi?

-İnsanları sevmeyen, insanların da sevmediği kimsedir.

-Sana bundan da kötüsünü haber vereyim mi?

-Şerrinden korkulan, kendisinden hayır umulmayan kimsedir.

-Sana bundan da kötüsünü haber vereyim mi?

-Başkasının dünyası uğruna âhıretini satandır.

-Sana bundan da kötüsünü haber vereyim mi?

-Dini kendine siper edinerek dünyâyı yiyendir.

Hikâye olunur ki:

Zülkarneyn, dünyaya değer vermeyen, ölülerinin kabirlerini kapılarının önüne yapan, yerden yetişen nebatlarla rızıklanan ve tâatla meşgul bir kavme rastladı ve onların reislerine elçi gönderdi. Reisleri,

-Benim Zülkarneyn'le görüşmeme ne gerek var? diye görüşmekten imtinâ etti. Bilahare Zülkarneyn onların yanına geldi ve:

-Niçin sizin altın ve gümüşünüz azdır? dedi. Onlar da:

-Bizim aramızda dünyaya tâlib olan yoktur. Çünki dünya hiç kimseyi doyurmamıştır. Bu yüzden biz ölümü unutmamak için kabirleri kapımızın önüne yapıyoruz diye cevap verdiler.

Zülkarneyn bir kafatası çıkardı ve:

-Bu, halkına zulmeden ve düya malını cem'eden meliklerden birinin başıdır. Allah onun rûhunu kabzetti de onun seyyâtından başka birşeyi geride kalmadı, dedi.

Tekrar bir başka kafatası çıkardı ve:

-Bu da âdil ve mü?fik bir melikin başıdır. Allah teâlâ onun da rûhunu kabzetti de onu cennetine yerleştirdi ve derecesini yüceltti, dedi.

Topluluğun reisi bu defa elini Zülkarneyn'in başının üstüne koydu ve:

-Senin başın bunların hangisinden, dedi. Zülkarneyn ağladı ve:

-Eğer benimle arkadaş olmayı arzu edersen memleketi aramızda taksim edelim ve vezirliği sana vereyim, dedi. O da:

-Heyhat, yazık, dedi. Zülkarneyn:

-Niçin? dedi.

-Çünkü halk, mal ve mülk sebebiyle sana düşmandır. Benim dostlarım ise beni kanaatim sebebiyle sevmektedirler diye cevap verdi. (R. M. Sâmi Musâhebe 6, s.40-42)