Kur'ân, Şifâ Pınarı

Kur'ân, Şifâ Pınarı

Allah Teâlâ buyuruyor: "O kimseler ki bizim âyetlerimizde haktan ayrıldılar. Onlar bizim üzerimize gizli olmazlar. Günâhı mukabilinde ateş'e atılan mı hayırlıdır? Yoksa Kıyâmet gününde emin olarak gelen mi hayırlıdır?

Haydi istediğinizi işleyin! Zirâ Allahü Teâlâ sizin amelinizi görücüdür. Kur'ân bir büyük kitaptır ki, O Kitâb, cümle kitaplara gâlip ve menâfi-i kesîreyi câmîdir.

Nâzil olan ahkâmı Kur'ânı, evâmir ve nevâhisini ihlâl edecek ve kadrini tenzîl ve ahkâmını tağyir gibi şânına nakîsa verecek bir şey gelmez, zirâ Kur'ân her işi hikmete muvâfık ve her işi mahmûd olan, Hakîm ve Hamîd olan Allah-ü Teâlâ tarafından tenzîl olunmuştur.(1)

Ya'ni, geçmişte ve gelecekte Kur'ân'a muârız bir kitap olamaz. Ve iptâl edecek bir kitâb gelmez. Kur'ân'ın hak ve hakîkat dedikleri şey, dâimâ hak ve hakîkattır. Bâtıl olduğunu beyân ettiği şey de daima bâtıldır. Hak olmak ihtimâli yoktur.

Kur'ânı Azîmü'ş-şânda ne ziyâde ve ne de noksanlık vardır. Onun ahkâmı Kıyâmet'e kadar, bütün mahlûkatın ahvâlini tanzîm'e kâfî ve kâfil düstur-i İlâhidir. Masûn ve mahfûzdur. Çünkü:

"Kur'ânı muhakkak biz inzâl ettik ve Onu elbette biz hıfz ederiz." buyurulmuştur.

Zamân-ı saâdet-i peygamberînden bu an'a kadar 1400 küsûr sene olduğu halde bir âyet-i kerîme şöyle dursun, bir kelimesi ve hattâ bir harfi bile tebdîl olunamamıştır. Ve el dokundurulamaz. Ve Kıyâmet'e kadar da ilâ nihâye böyle devam edecektir.

Kâfirlerin ta'nına cevab olmak üzere buyuruluyor ki:

"Ya Ekreme'r-rusül! Sen Kur'ân'a ta'n eden kâfirlere de ki:

Kur'ân o kimselere hidâyet ve şifâdır ki, o kimseler Kur'an'a iman ettiler. Amma o kimseler ki, onlar Kur'ân'a imân etmezler, onların kulaklarında ağırlık vardır. Binâenaleyh, onlar Kur'ânı lâyıkıyla işitemezler. Zirâ can kulağı ile dinlemezler ki, işitsinler. İmân etmeyenler üzerine Kur'ân amâ'dır. İşte Kur'ân'a imân etmeyenler uzak mahalden çağırılırlar(3)

Ya'ni Ey Habîbim! Sen Kur'ân'a ta'n eden mülhidlere de ki:

Kur'ân; kendisine imân edip Cenâb-ı Allah'ın emirlerine imtisâl, nehiylerinden ictinâb edenleri ve durûb-i emsâlden ibret alanları kasas ve ahbârından hisse alanları doğru yola, tarîk-i hakka da'vet edici ve davetine icabet edenleri doğru yola ulaştırıcı ve kalblerinde kibr, cehl, taklîd, evhâm ve hayâlât gibi marazlarına şifâ vericidir.

Çünkü Kur'ân, emrâz-ı kalbiyye'yi bihakkın izâle edicidir.

Fakat şu kimseler ki, onlar Kur'ân'a imân etmezler. Onların kulaklarında sağırlık vardır. Onlar üzerine sen ne kadar Kur'ân'ı tilâvet etsen de, onlar, zâhir ve bâtınlarını tathîr eden âyetleri işitmezler. Çünkü can kulağı ile dinlemezler ki, işitsinler ve onların hâlleri Kur'ân'ı işitmemek olduğundan Kur'ân onların gözlerine perdedir.

Binâenaleyh, hakkı görmezler. İşte kulaklarında ağırlık ve gözlerinde perde olup, hakkı duymayan ve görmeyenler uzak mahalden çağırılırlar. Ya'ni uzak mahalden çağırılanlar gibi Hakka da'veti işitmezler.

Nidâ ile murâd, onların Kur'ânı kabûl etmedikleri, uzaktan çağrılan kimselere teşbihtir.

Ve hakkı kabûl etmeyenleri behâim'e tenzîldir. Çünkü insan ile behâim arasındaki fark, hakkı duyup duymamaktır.

Fahr-i Râzî'nin beyânı vechile:

Kur'ânın hidâyet olması her türlü hayrât'a delâlet edip, her saâdet'e irşâd etmesidir. (Şifâ) olması da, küfür ve cehil hastalıklarından, imân edenleri kurtarmasıdır.

Kur'ân-ı azimüş şâna imân ve ittibâ edenler için Kur'ân ayn-i şifâdır.

"Kur'ân, hak, hidâyet yolunu Tarîk-i müstakim'i gösterir. Mü'minler için zâhirî ve bâtınî şifâdır." (4) buyurulmuştur.

"Habibim! Sen Kur'ân'a i'tirâz edenlere de ki: Allahü Teâlâ'ya yemin ederim ki eğer ins ü cinn birbirine muâvenet eder olduğu halde şu Kur'ân'ın mislini getirmek üzere ictima etmiş olsalar, Kur'ân'ın mislini getiremezler. Velev ki ba'zısı ba'zısına yardımcı olsun." (5) buyurulmuştur.

Müşrikler çok çalıştıkları halde kısa bir sûrenin bile mislini getirmekten âciz kalmaları ile bu âyet-i celîlenin sırrı o zaman tahakkuk etmiştir. Ve ilâ yevmi'l-kıyâm da bu tahakkuk bâkîdir.

Kur'ân-ı azîmüş-şânın mislini getirmek kudret-i beşerden hâriçtir. Mahlûk kelâmı olmaktan çok yüksektir. Çünkü Kur'ân'ın nazmı ve elfâzının ve âyetlerinin birbirine rabtı ve mugayyebâttan haber vermesi mu'cizedir. Binâenaleyh, belâgatın en yüksek tabakasından olduğundan beşerin söyleyebileceği sözlerden değildir.


Dipnotlar: 1- Fussilet, 40-42. 2- Hicri, 9. 3- Fussilet, 44.4-Yunus, 54. 5- İsrâ, 88-89.