Allah Teâlâ buyuruyor:
"Helâk-i azim o kimseler içindir ki, onlar kitâbın tahrif ve tağyir olunan âyetlerini kendi elleriyle yazarlar ve azıcık bir para almak için yazdıklarına "işte şu bizim yazdığımız taraf-ı ilâhiden nâzil olan âyetlerdir" derler. Onların elleriyle yazdıkları şeyler sebebiyle helâk-i ebedî onlar içindir ve kesbettikleri cinâyetten ebedi azab onlara mahsus hazırlanmıştır..." (Bakara; 79)
Bu âyet-i celîlede: Yahûdilerin bâtıl olarak yazdıkları şeyleri Allah Teâlâ ve Tekaddes Hazretlerine isnâd ettikleri cinâyet beyan buyurulduğu gibi zuafâ-yı nâsı ıdlâl ettikleri ve azıcık bir dünya menfaatı için işledikleri denâet ve cinâyetler de beyan buyurulmuştur.
Keza bir âyet-i celilede de:
"O kimseler ki, onlar Allah'ın kitâbından inzâl ettiği ahkâmı saklarlar ve sakladıkları ahkâm mukabilinde az para alır ve onunla intifâ' ederler. İşte şu ahkâmı saklayan kimseler ancak karınlarında ateş yerler ve kıyâmet gününde Allah Teâlâ onlara nazar-ı inâyetle söz söylemez ve onları tezkiye etmez. Onlar için azâb-ı elîm vardır." (Bakara sûresi:174)
Fahr-i Râzî'nin beyânı vechile bu âyet-i celîle yahûdi ulemâsı hakkında nâzil olmuş ve onları âleme karşı ilâ-yevmi-l-kıyam rüsvây etmişdir. Onların sakladıkları ahkâm Resûlullah'ın evsâf-ı celîleleridir. Çünkü Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in zuhûru onların riyâsetlerinin zevâline ve kavmi tarafından kendilerine verilen atıyyelerin de kesilmesine sebeb olacağı korkusuna binâen Tevrat'daki ahkâmı saklayarak, âhir zaman Nebîsinin kendilerinden geleceğini beyân ederlerdi. Bazı ahkâmı da -zenginlerin keyfine göre- te'vil ederek bir miktar para alırlardı.
Bu âyet-i celîlenin hükmü umûmî olduğundan Kur'ân-ı azîmuş'ş-şânın ahkâmını da kendi aklına göre te'vîl edenler ve bâtılı tervîce çalışanlar ve kendi mefaati ve başkalarının keyfi için âyet-i celileyi yalan yanlış tefsire kalkışanlar bu âyet-i celilede beyân buyurulan azâb-ı elîme dûçar olacaklardır. Bu âyet-i celîlede Kitabullahın ahkâmını saklayanların dört sûretle azâba müstehak oldukları beyân olunmuştur.
1. Karınları dolusu ateş ekletmeleridir. (Yemeleridir) Çünkü haram lokma yemek için ahkâm-ı ilâhiyi tağyir ile mukâbilinde aldıkları para ateş mesâbesinde olacağından âhiretde dahi karınları dolusu ateş yiyeceklerdir.
2. Vâcib Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri onlara kıyâmet gününde lütuf ile söz söylemeyip gazab ile tekellüm edecektir.
3. Hak Teâlâ Hazretleri onları günahlardan tathîr etmeyip senâ etmemiştir.
4. Acıdıcı azâb ile muazzeb olacağı beyan olunmuştur.
Hulâsa: Mesâil-i dîniyyeyi saklamak haram olup mesâil-i dîniyyeyi izhâr etmek ve muhtaç olanlara öğretmek de bir âlim için vâcib olduğu bu âyet-i celileden müstefâd olunmaktadır.
"İşte şu ahkâmı saklayanlar o kimselerdir ki onlar hidâyeti dalalete ve mağfireti azâba değiştiler. Halleri böyle olunca onlar cehennem azâbına ne acâyib sabrediyorlar?" (Bakara; 175)
Fahr-i Râzi'nin beyânı vechile dünyada insan için meziyet, ilim ile beraber doğru yolu tutmaktır. En çirkin şey ise cehâletle beraber ahlak-ı zemîme ve ahvâl-i kabîhadır.
Hidâyeti, en çirkin olan dalâlete değişmek kadar insanın kendi nefsine hıyânet ve cinâyeti olamaz. Mağfireti de azâba değişmek kadar insanın kendi nefsine zarar irtikâbı olamaz.
Ahkâm-ı ilâhiyi tağyir eden ve hakkı saklayan kimseler hidâyeti terk ile dalâleti ihtiyâr; mağfireti terk ile azâbı iltizam ettiklerinden kâr yerine zarar satın almış gibi oldular ki âyet-i celilede iştirâ, yani satın almak tâbiri buyurulmuştur. Şu beyân olunan ahvâl ise teaccübe şâyân olduğundan Hak Teâlâ Hazretleri onların bâtılı irtikâbla cehenneme girmelerinden "ateşi irtikâbla cehenneme sabır etmelerinin ne acâyib olduğunu" buyurmuştur.
"O kimseler ki onlar bizim, nâsa kitablarında beyan ettiğimiz hakka delâlet eder ve doğru yolu gösterir hidayete müteallik ahkâmı saklarlar. İşte ahkâm-ı şer'iyyeyi nasdan saklayan kimselere Allah Teâlâ ve bilumum lânet ediciler lânet ederler." (Bakara; 159)
Bu âyet-i celîle; yehûd uleması hakkında nâzil olduğunu beyan edenler var ise de esah olan dînin ahkâmından bir şeyi saklayan kimselerin cümlesine şâmildir. Lânete istihkâka sebep ahkâm-ı şer'iyyeyi saklamaktır. Şu halde insanların muhtaç oldukları ahkamı saklayanların cümlesine de lânet vardır.
Ulûm-i diniyyeyi nâsa tâ'lim etmek vâcib olduğundan, tâ'lim mukabilinde ücret almak câiz olmadığına bu âyet-i celile delâlet eder. Şu kadar ki, ulûm-i diniyyeyi halka izhâr farz-ı kifâyedir. Binâenaleyh bazılarının nasa tâ'lim-i din etmeleriyle diğerlerinden sâkıt olur. Fakat ahkâm-ı dîni nâsa öğretmekten sükût ederlerse farzı terk ettiklerinden dolayı cümlesi günahkâr olur.
Lâınün; lânet etmek şânından olan ins ve cinnin cümlesine şâmildir. Hatta ehl-i meâsînin günahları yağmur yağmamasına sebeb olduğundan aç kalan bilcümle hayvanat, vuhûş, tuyûr, haşerât nimetten mahrum olduklarından nimetin inkıtâına sebeb olanlara lânet ettikleri rivâyet olunmuştur. Ancak her mahlûk kendine mahsus lisanla lânet eder.