Kurtuluş Yolu

Kurtuluş Yolu

Allah Teâlâ buyuruyor:

- "Eğer Rabbin dileseydi yeryüzünde kim varsa hepsi elbette imân ederdi. Böyleyken sen hepsi mü'min olsunlar diye insanları zorlayacak mısın?" (Yunus Sûresi: 99)

Aleyhi's-salâtü ve's-selâm Efendimiz, kavminin her ferdinin imân etmesine o kadar haris idiler ki, tek arzuları cümlesinin imân etmeleri idi. Çünkü tab'an kemâle müstaid olan, rahmet-i külliyyenin tahakkukuna çalışır, cümlenin iman edip mağfiret olunmalarından başka arzusu olmaz.


 ***

Hikâye olunduğuna nazaran Musa -aleyhisselâm-, Tûr'a giderken yolda Allah'ın velîlerinden birine rastgeldi. Selâm verdi; fakat karşılık bulamadı. Münâcat mahalline vâsıl olunca dedi ki:

- Ya Rabbi, kullarından bir kula selâm verdim, selâmımı almadı. Cenâb-ı Hak:

- Ya Musa! Bu kul altı günden beri benimle de konuşmuyor.

Musa -aleyhisselâm-sebebini suâl ettiğinde Cenâb-ı Hak:

- Çünkü o, benim bütün günahkârları mağfiret edip cümlesini cehennemden azâd etmekliğimi istiyor.Ben de bu arzusuna icâbet etmedim, altı gündür benimle konuşmaz.

Allah Teâlâ, Habibi Muhammed -aleyhi's-salâtü ve's-selâm- da da aynı şiddetli arzuyu gördüğü için bu âyet-i celîleyi inzâl buyurup:"Rabbinin meşiyyet-i ilâhiyyesinde olmayan bir hususda imân etmeleri için insanları zorlayacak mısın?" buyuruldu.

- "Allah'ın izni olmadan hiç bir kimsenin imân etmesi mümkün değildir. O, akıllarını iyi kullanmayanlara murdarlık (azâb) verir.

De ki, "Göklerde ve yerde neler var, bakın." Fakat bunca âyetler ve inzârlar, iman etmeyecekler gürûhuna fayda vermez.

Onlar kendilerinden evvel gelip geçmiş kavimlerin o acıklı günleri gibi bir günden başkasını mı bekliyorlar? De ki, "Haydi o günü bekleyin, şüphesiz ben de sizinle berâber bekleyenlerdenim."

Nihâyet biz resûllerimizi ve imân edenleri selâmete erdiririz. Müşriklere azâb çattığı zaman böylece mü'minleri de üzerimizde bir hak olarak kurtaracağız." (Yunus Sûresi: 100-103)

 ***

Âyetde beyân olunduğu vechile, medâr- ı necât ancak imândır.Bu da Cenâb-ı Hakk'ın bütün ümmetlere şâmil kıldığı değişmez sünnetidir.

Allah Teâlâ evvelki resûllerini ve onlara imân edenleri nasıl kurtarmışsa Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i ve ona imân edenleri de öylece kurtaracaktır.

Kıyâmet saatine yakın bir zamanda bütün mü'minleri kâfirlerin ellerinden ve şerlerinden halâs edecektir. Şer'i şerifi bâki ve onunla amel kâim olduğu müddetçe bu böyle devâm edecektir.

Necâtın en aşağı derecesi ölümdür. Ölüm, büyüklere hediyyedir. Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, uğradığı bir cenâze hakkında "rahata ermiş, yahud elinden rahata erilmiş" diye buyurmuşlardır.Bunlardan birincisi sâlih ricâldir ki dünya meşakkatinden kurtulur. Cennetin yarısı olan sevâb- ı ruhânî ile berzâhda istirahat eder. İkincisi de fâsık ricâldir ki ölümüyle halk rahata kavuşur ve ezâsından kurtulur. O da cehennemin yarısı olan azâb-ı ruhaniyyeye berzâhda kavuşur.

Bu intizâr ve necât âyetinin tazammun ettiği mânaya muvafık hadis, Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in:"İbâdetin efdalı kurtuluş intizâr etmektir" meâlindeki hadisidir ki bunda kalbin istirahatı ve sabır sevâbı vardır. Çünkü belâya uğrayan bir mü'min, bu belâyı verenin Allah olduğuna itikad etmesiyle onu ondan başka kaldıracak kimse bulunmadığına inanır. Bu da belânın elemini hafifletir, ona sabrı kolaylaştırır, korkusu gider ve kalbinde rahatlık duyar.

Halbuki câhil böyle değildir.Başına gelen belânın Allah'ın kazasıyla ve kudretiyle geldiğini, Allah'ın ise kullarına her an lûtfetmekte bulunduğunu gönlüne getirmediği için, içine düştüğü belâdan ebediyyen kurtulamıyacağını zanneder, bilmediği bir tarafdan da cehl-i mürekkebi sebebiyle -hâşâ- acz nisbet eder. Belânın elemi içinde sabah akşam yuvarlanır durur.

***

Ayet-i celilede buyuruldu ki:

"De ki, ey insanlar! Eğer benim dinim hakkında bir şüphede iseniz iyice biliniz ki, ben Allah'ı bırakıp da sizin tapmakta olduğunuza tapmam. Ancak sizi de öldürecek olan Allah'a kulluk ederim. Bana, mü'minlerden olmaklığım emredilmiştir.

"Ve yüzünü tevhid dinine dosdoğru tut, sakın müşriklerden olma! denilmiştir."

"Bana Allah'ı bırakıp da sana ne bir fayda ne de bir zarar veremiyecek olan nesnelere tapma. Eğer böyle yaparsan muhakkak ki, sen kendine yazık etmişlerden olursun diye emredilmiştir." (Yunus Sûresi: 104-106)