Muhterem Üstadımız Mahmud Sami Ramazanoğlu Hazretlerinin birinci bölümünü geçen yıl yayınladıgımız bu sohbetleri Hacı Bayram Camii eski İmam ve Hatibi Muhterem Tahsin Yaprak Hocaefendi tarafından kaydedilmiştir. Değerli Hocamızın lütufkar müsadeleri ile sohbeti Altınoluk sayfalarına alıyor, bu vesile ile Hocamıza teşekkür, muhterem üstadımıza rahmetler niyaz ediyoruz.
ALTINOLUK
Fahri Kainat Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.)in mübarek ruhları ile Ashabı kiramın, âl ve ezvâcı tâhirâtın, ulemâ, suleha; şühedâ ve cümle meşayıh ve evliyâı izâmın ve geçmişlerimizle ehli imanın ruhları içün üç İhlası Şerif bir Fatiha...
Elhamdülillahi rabbil alimîn, vesalâtü vesselâmü alâ seyyidina ve rasulinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihi ecmaiyn.
HAMD: Peygamber efendimiz bütün sözlerine, hamdederek başlamıştır. Allah'a çok hamdetmeliyiz, hamdetmek bütün ibadetlerin sırrıdır. Cenabı Hak hamdededenleri yer'de gök'de medheder. İbadetlerin hepsinde hamd vardır, cennete gireceklerin başında da Hammadun vardır, yani Allah'ı çok hamdedenler, cennete ilk önce gireceklerrn başında olacaktır. .
Allah'a Hamdetmek, sözle olur, dille yapılır, (Elhamdülillahi Rabbil'âlemiyn) diyerek olur. Duaların da en büyüğü ve efdali Elhamdülillahi Rabbilâlemiyn'dir. Peygamber Efendimiz (Efdalüdduâi-Elhamdülillah) buyurmuş. Yine hamd kalb ile yapılır. Kalbin Allah'ı anması onun zikriyle meşgul olması, Allah'ın nuru ile nurlanması, Allah sevgisiyle dolması, kalbin hamd etmesidir.
Kalb zikir ve nûr ile hamdederse, bütün sadır da bu hamd'e iştirak eder, Ruh ve Sır da Hamd'e katılır ve sadır nurlanır.
Bundan başka bütün beden uzuvlarıyla da Hamd yapılır.
Kalb'den ve lisandan gelen hamd nuru ile bütün beden uzuvları da nurlanırsa, onlarda hamde iştirak ederler, Akıl hamd'eder fikir tefekkür eder, iç ve dış bütün âzâlar Allah'a hamdeder, bütün hamd Allah'a aiddir.
Allah'a her zaman ve her halde çok hamd etmek mü'minin vazifesidir.
ŞÜKÜR: Sonra Allah'a çok şükretmek bütün şekilleriyle ibadettir. Hamd Allah Teala'yı övmek, şükür de O'na teşekkür etmektir! Allah'ın verdiği sayısız nimetlerden dolayı Hâlık'ı Zül-celâl'e teşekkür etmek her insanın vazifesidir.
Hamd; Mü'min için büyük bir ibadettir.
"Tövbekarlar, ibadet edenler, hamdedenler' Tevbe Suresi 112. ayetiyle mü'minler hamd ve ibadet vasıflarıyla medh olunub müjdelenmişlerdir.
Allah'a şükürde hem lisan ile, hem kalb ile, hem de bütün beden ile olur, ayrıca mal ile de şükürde bulunmak şartdır.
Maldan tasadduk ederek şükretmek lazımdır. Şükür nimeti artırır. Surei Bakara 152. Ayetde: "Zikredin beni, ben de sizi zikredeyim. Şükredin bana, sakın nankörlük etmeyin." buyrulmuştur. Keza Surei ibrahim'de (Ayet 7) Cenabı Hak: "Eğer şükrederseniz ben de ziyadeleştiririm" buyurmuş... Hz. Peygamber Efendimiz, şükretmek için uzun uzun namaz kılmış, rükû ve secdeler yapmış, kendinden geçmiş de ruhunu teslim etmiş sanmışlar, "ben de Rabbime şükreden bir kul olmak istiyorum," buyurmuşlardır. Onun için ibadetlere devamlı olmalı ve Allah'a şükürden geri kalmamalıdır. Buna dair bir kıssa vardır, onu anlatayım...
Geçmiş Peygamberlerden birine Cenabı Hak şöyle buyurmuş:
Filan yerdeki kuluma söyle ki, ömrünün yarısında zenginlik vereceğim, yarısında da fakirlik vereceğim, böyle takdir ettim. Yalnız önce veya sonra olmasını kulumun arzusuna bıraktım, ona sor de, hangisini önce vereyim? Fakirliği mi? Zenginliği mi?
O kimse de zevcesine sordu, hangisini önce isteyelim? dedi, zevcesi önce zenginliği isteyelim dedi. O zat da hayır dedi, önce fakirliği isteyelim, gençliğimizde nasıl olsa katlanırız, fakat ihtiyarlığımızda fakirliğe katlanamayız, o zaman zenginlik daha iyi olur dedi, Allah'a değil de, zenginliğe güvendi.
Zevcesi ise buna da (hayır) dedi, biz önce zenginlik isteyelim, bir şartla ki; madem zengin yaşayacağız, biz de zenginliğimizden bütün yoksullara, yediğimizden yedirelim, giydiğimizden giydirelim, herkesi faydalandıralım.
Bu şekilde şükrederek zenginliği önce yaşayalım, dedi.
Bunun üzerine zevcesinin şartıyla dediğine karar verdiler.
Zenginliklerinden hep yedirip içirdiler, tasadduk ettiler, herkesi faydalandırdılar, fukaranın gönlünü hoş ettiler, muhtaçları sevindirdiler.
Bundan Cenâbı Hak da çok hoşnud ve râzı oldu, vaktâki zenginlik bitti, fakirlik başlayacağı zaman geldi, Allah Teâlâ şöyle ferman etti ki: Madem bu kulum nimetlerimden herkesi faydalandırdı, yoksullarımın gönlünü hoş etti,ben de onlar hakkındaki fakirlik hükmünü tebdil ettim, ömürlerinin hepsini zenginlikle hükmettim, fakirliği kaldırdım, artık onlara fakirlik yoktur, dedi.
İşte şükretmek ve mal ile şükür, nimeti böyle artırır.
Cenabı Hak'da buyurmuştur ki: Nahi Suresinde (Ayet. 114): "Eğer Allah'a ibadet etmek istiyorsanız, O'na şükredin"
Demekki Allah'a ibadet edebilmiş olmak için, şükretmek şartdır, şükürsüz ibadet olmaz.
Cenabı Hak cümlemizi hakkıyla şükretmeye muvaffak kılsın. Amin.
CENABI HAKKIN CENNET SOHBETİ:
Mü'minler cennete girince, herkes hiç şaşırmadan kendi makamını, kendi kürsüsünü bulur ve doğruca oraya gider. Cenabı Hak cennette herkese mutlaka bir kürsü vermiştir, her mü'min hangi kapıdan gireceğini, hangi yoldan gideceğini, hangi kürsüye oturacağını hiç şaşırmadan bilir.
Cenabı Hak bütün hûri ve ğılmanlara emir verip hitâb eder:
Mü'min kullarımı burada sururlandırın! buyurur.
Bütün Peygamberler makamlarında bulunan, evvela Davud (a.s.)'a Zebur'dan bir parça okuması emrolunur, o da güzel sesiyle okur, sonra her Peygamber kendi kitabından okur, en sonra da Hz. Peygamber efendimize gelince, o da Kur'an-ı Kerimden sure-i En'am'ı okur.
Cennet ehli bunun tekrar tekrar okunmasını isterler, hergün okumağa devam olunur. Bu sure Mekke'de ve bir günde nazil olmuştur.
Cenabı Hak Mü'minlere hitab eder: Ya ibadî, Ey kullarım! Men ene? ben kimim? biliyor musunuz? Mü'minler hepsi birden: Entellah, Sen Allah'sın derler, Cenabı Hak buyurur ki: Benim bir adım da Selam'dır, burada selamlaşın, siz de selamlaşın: "Selam size! iyilik ve emniyet içinde girin oraya, orada ebedi kalın." (Zümer Suresi, 74)
"Selam size, selamet ve emniyettesiniz, dünyada sabrettiğiniz günlere karşılık, işte ne saadetli bir duraktır burası." (Ra'd Ayet 24)
Cenabı Hak yine hitab eder: Benim bir adım da Mü'mindir, emnüeman veririm, sizde mü'minsiniz ve emnü emandasınız, emniyet ve selametdesiniz, bundan sonra Cenâbı Hak cemâliyle tecelli buyurur ve mü'minler tam üçyüz sene Allah'ın cemâline bakarlar da gözleri kamaşmaz, kırpıştırmaz ve bakmağa doymazlar. Cenabı Hak yine buyurur ki:"Ey kullarım, ben sizden ra'zıyım, siz de benden razı mısınız?" Mü'minler derler: Ya Rabbi! Bundan daha büyük nimet olur ki, senden razı olmayalım.. daha ne isteyebiliriz senden? Sana Hamd olsun diye sevinirler... Cenabı Hak da onlara "haydi öyleyse makamlarınıza gidin zevcelerinizle görüşün" der. Bunun üzerine mü'minler koşarak makamlarına varırlar ve zevcelerini görürler, fakat bambaşka bir halde bulurlar ki onlar da nûra garkolmuşlardır, hem birbirlerine koşuşurlar, hem de şöyle konuşurlar:
-Sen ne kadar nurlanmışsın, deni hiç bu kadar güzel görmemiştim.
-Ben de seni hiç görmediğim bir halde nurlanmış ve güzelleşmiş gördüm, derler. Allah, Teala Ra'd suresi 29. ayette buyurur ki:
"Allah'a iman ve ameli salih işlemiş mü'minlere ne saâdet, müjdeler olsun onlara, en güzel makamlar onlar içindir. Varılacak ne güzel yerlerdir."
Cum'a günü olunca, Firdevs cennetinde bir vadi, oraya Mezid vadisi denir, oranın her yeri nur minberlerle doludur, Peygamberler o minberlere çıkarlar, Sıddıklar, Şehidler ve Salihler de zümrüt ve zebercedle süslü altın kürsülere çıkarlar, bütün cennet ehli de minberlerin etrafında toplanır ve hepsi birden Allah'a hamd ederler, Allah mü'minlere "Size bugün başka bir ihsanım daha var" diyerek, Cemâliyle tecelli eder.
Bu Cemâl tecellisine her hafta nail olanlar vardır ki bunlar çocukluklarından ömürlerinin sonuna kadar Allah'a iman, taat ve zikir ile yaşayanlardır.
Cemâlullâhı ayda bir defa görmek şerefiyle ikram olunanlar vardır ki bunlar da Allah'ın taat ve zikrine gençliklerinden bir kısmını isyanda geçirdikten sonra daha gençlik elden gitmeden dönüp de ömrünün sonuna kadar iman ve zikirle yaşayanlardır.
Cemalullahı seyretmeğe yılda bir kere mazhar olanlar vardır ki, onlar da ihtiyarlıklarında kulluğa başlamış ilk tecellide olmak üzere bir defa görenlerde vardır ki, bunlar ömürlerini isyanla geçirip sonradan tevbe istiğfar etmiş ve affolunmuş ve tövbeleriyle ahirete göçmüş olanlardır.
İşte böylece Cenabı Hak cennetde herkese müsavî görünmüyor, herkesin haline, taat ve zikrine, iman ve ameline göre kimine hafta da bir, kimine ayda bir, kimine de ömründe bir görünürki, dünyada bir an evvel iman etmenin, taat ve zikre koşmanın lüzumu anlaşılmaktadır.
Allah'ı görmeyenler de olacaktır ki, bunlar Mutezile taifesidir. Çünki bunlar; En'am suresi ayet 103 e dayanarak Allah'ın hiçbir yerde ve hiçbir zamanda gözle görülmeyeceğine inanırlar, onun için onlar hiç göremeyerek cezalanacaklardır.
Halbuki Kıyame Suresi 23. ayeti Kerimesiyle Cennet'de mü'minlerin Rablerinin Cemal tecellisine nazar edip duracakları müjdelenmektedir.
Yukardaki âyeti Kerime dünyada iken bu başgözü ile görülemeyeceğine işarettir, Ahiret'de Cemâlullah'ın müşâhade olunacağına mani değildir.
Kıyamet gününde nefisle mücadele yapmak zorunda kalan kimseler de vardır, çünki dünyada bu nefis mücadelesini yapmadıysa, yahut az yaptıysa bunlar, kendi nefisleriyle mücadele ede ede kalkacaklar, yani kendi kendine düşman olacak.
Senin yüzünden bu hale düştüm diye nefsine çıkışacak. Yasin Suresi 54. Ayetde: "Artık bugün hiçbir kimseye zerre kadar zulüm yapılmaz, yalnız kendi yaptıklarınızın cezasını çekeceksiniz." Yasin Suresi 55. ayetde:
"Halbuki gerçek cennetlik olanlar bugün pek hoş ve rahat bir meşgale içinde zevklenmekdedir. Kendileri ve zevceleri, ağaçların altında ziynetli kürsülere kurulmuşlardır. Onlara cennetde her çeşit meyva ve her istedikleri verilecek, Allah'dan, Meleklerden, Rahîm olan Rab'den Selam da onlaradır. Mücrimlere ise "Ey mücrimler, siz bugün mü'minlerden ayrılın bakalım." denilecektir.
Cenabı Hak NahI Suresi 111.nci Ayetde "Herkesin nefsiyle mücadele ederek geldiği gün, kendi kazandığı amellerle öldüğü gündür, onlara asla zulmedilmez." buyuruyor.
O halde nefisle mücadele dünyada yapılırsa, orada bu hal ile muamele olunacak, burada mücadeleyi yapmaz da Ahirete koyarsa, oradaki mücadelenin ne bir faydası olacak, ne de mazeret olacak. Onun için nefsin ıslahı burada yapılacaktır.
Bu da ancak şerhi sadırla ve daimi zikri, nefse kabul ettirmekle olur.
Yusuf A.S. da nefsin kötülüğünü ve kötülük emrettiğini söylemiştir, ancak Allah'ın yardım ettiği nefis kurtulabilir demiştir. Yusuf Suresi 53 Ayetde "Onun için ben de nefsimi tezkiye etmiyorum, onu kusursuz görmüyorum." demiştir.
Nisa 79. ayette de: "Sana isabet eden, gelen iyilik, Allah'tandır. Kötülük ise nefsindendir. Biz seni insanlara elçi gönderdik. Şahit olarak da Allah yeter." buyurmuş Cenâbı Hak. Kötülükler nefsin kesbindendir.
Taha, 124-126 âyetlerinde "Her kim benim zikrimden yüz çevirirse ona çok zor bir hayat vardır ve biz onu kıyamette kör olarak haşrederiz."
O kimse der ki: "Niçin beni kör olarak hasrettin ya Rabbi, halbuki benim gözüm dünyada vardı ve görürdü." Allah da buyurur ki ona: "Senin cezan böyledir, çünkü sana âyetlerimiz geldi de sen onları unuttun, işte onları unuttuğun gibi bugün de böylece unutuluyorsun." Halbuki Allah unutmaktan münezzehdir, (Elceza i min cinsil amel) ceza amel cinsinden kaidesine göre Allah da unutmuş görünüyor.
Nasıl yaptıysa öyle karşılanıyor. (Temûtûne kema teiyşûn) yaşadığın gibi öleceksin. (Teıyşüne kema temutün) Öldüğün gibi de ahirette kalkacaksın. İşte bunu düşünmeli de nefis mücadelesini, ıslahını burada yapmalı, yukarda söylediğimiz beş şarta riayet ederek mücadele yapmalıdır.
Teslimiyet tam olmalı, teslimiyet noksan olursa, mücadele olmaz, feyiz olmaz, kalbin uyanması, nefsin ıslahı, sadrın şerhi, bedenin zikri hep teslimiyetle olur.
Benim bir hemşirem vardı, yürüyemezdi. Adana'da O zaman bulunan bütün doktorlara gittik, dışarda hepsine gösterdik, çare bulamadılar. Bu kendi başımızdan geçti de anlatıyorum. Nihayet bize dediler ki: Toroslarda bir zatın türbesi var. Mersin'den Toroslara çıkınca orada ismini de söylediler, hastayı götürün orada bir gece durdurun. Allah'ın izniyle o zatın dua ve ruhaniyeti şifa vesiylesi olur dediler. Biz artık her türlü tıbbi ümüdimiz kesildikten sonra oraya annemle birlikte hemşiremi sırtımızda götürdük. Geceleyin hemşirem birden bir feryad etti. Annem: Acaba aklına, şuûruna bir şey mi oluyor, korkuyor mu? diye hemen yanına fırladı. Hemşirem hala bağırıyordu. (İyi oldum, iyi oldum, yürüyorum, aman Allahım) diye haykırıyordu. Biz de hayretle yanına vardık. Sabahı beklemeden oradan döndük ve sırtımızda götürdüğümüz hemşirem yürüyerek eve geldi. Fakat burada en mühim tesir teslimiyetin tam oluşundandır. Yoksa başkaları da gitmişler, kimisine faydalı olmuş, kimisine olmamış, mutlaka faydalı olur veya olmaz diye bir şey söylenmez, ama teslimiyetin tam olması halinde mutlaka feyz alınır. Onun için teslimiyete çok dikkat etmeli.
Nefisle mücadelede muvaffak olmak için de zikre devam şarttır, teslimiyet şarttır. Nefisle cihad en büyük cihaddır? Çünkü o bitip tükenmiyen ve ardı arkası kesilmiyen ve ölünceye kadar yapılan bir mücadeledir. Her düşmanla mücadelenin bir zamanı vardır, nefisle cihadı her zaman olacaktır. "Ta ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet edecek, nefisle cihatta bulunacaksın." Hicr Suresi, 99
Çünkü nefisle cihad, hem zikirle, hem teslimiyetle, hem ibadetle hem de az yemek ve oruç tutmakla ve saydığımız beş şarta riayetle olacak.
Bütün düşmanlar iyilik edince herhalde dostluğa dönerler, fakat nefis asla dost olmaz, ona ne kadar iyilik edersen et, o yine daha çok azar. Ve azılı düşman olur, onunla cihad ve mücadele de gittikçe zorlaşır.
Bu sebeple nefisle cihad, en büyük harpdir ve bu hepimize farz ayn'dır.Peygamber Efendimizin beyanıyla nefis ile cihad, cihadı ekber'dir.
Nefis ile cihad etmekte mutlaka aşılması gereken mertebeler vardır.Bunları bilmek ve her halde bunlardan kurtulmak lazımdır.
Nefsin en tehlikeli mertebeleri emmare, levvame ve mülhimedir. Emmare'den kurtulmanın yegâne çaresi, Allah'ı çok zikretmektir. Allah zikri ile Allah'ın rahmetine sığınmadıkça nefsin kötülüğünden kurtulmak mümkün değildir. Yusuf (A.S)bile o kadar mücadeleden sonra ben de nefsimi kusursuz göremem, çünkü muhakkak nefis kötülüğü emreder, ancak Rabbimin rahmet ettiği nefis kurtulabilir." demiştir.
Allah'ın rahmet etmesi işte dilin, kalbin ve nefsin ve bedenin Allah zikri ile zikri daimiye ve huzura kavuşabilmesidir.
Bu üç mertebeyi Cenâbı Hak yemin ederek bildiriyor. Bunların tehlikesine çok dikkat edip korunmanızı beyan ediyor.
Emmare Mertebesinde nefis, yaptığı kötülüklerden hiç pişmanlık duymaz, hep kötülüklerden hoşlanır, kendini beğenir, yaptıklarıyla öğünür. Fakat Levvame olan nefis yaptığı kötülükten pişmanlık duyar. Bu hali kıyamet suresi 1-2 ayette: Kıyamet gününe yemini ile "Levvamenin şerrine ve tehlikesine dikkat edin" diyerek beyan buyuruyor.
Mülhime olan nefis dahi tehlikelidir. Çünkü Cenabı Hak Şems Suresinde hepsini sayarsak dokuz defa yemin ettikten sonra bu Mülhime'nin halini beyan ediyor. Mülhime olan nefis iki yol ortasındadır. Bir tarafta iman, takva; diğer tarafta küfür ve dalâlet. İşte bu iki yolun başındadır. Hangisine gideceğine karar verecek bir haldedir, bu halde çok tehlikede bulunmaktadır. (Beled Suresi 8-9-10-11. Ayetlerde:
"Biz ona iki göz, bir dil ve iki dudak vermedik mi? Verdik ve bir de ona Hak ve Batıl diye iki yol gösterdik. Fakat o sarp ve çetin işe girişemedi. Yani nefsini Hak tarafına teslim edip de batıldan korunamadı demektir. Nefsini batıldan âzâd edip de Hakka, imana ve takvaya verebilse idi işte o zaman kurtulacaktı. Fakat bunu yapmadan evvel daha tehlike içindeydi. Bu üç mertebe mutlaka tehlikelidir, bunlardan herhalde geçip tehlikeden uzaklaşmalıdır.
Emmare, Levvame ve Mülhime mertebelerinde olan bir nefis hiçbir kıymet kazanamaz. Devamlı kötülük emreder, yapar yaşar doymaz, pişman olmaz, olsada da yine vazgeçmez, Hak ile batıl arasında bocalar durur, fisku fücur ile takva arasında şaşırıp kalır. Bu üç halde de onun hakkında Cenabı Hak şöyle buyurmuştur. İnsan Suresi 1. Ayette: "İnsan hayatı üzerine bir zaman geldiki, o zaman içinde insanda zikre değer hiçbir şey yoktu." İnsan anılmağa değer bir varlık değildi. Ancak insan ne zaman "Allah'a iman ettim ve ona teslim oldum." derse o zaman Allah'ın kulu olduğunu itiraf eder ve Allah'a muhatap olabilecek bir kıymet kazanır. O vakit de Cenabı Hak ona hitap eder: Fecr Suresi 28-29-30.cu Ayetlerde: "Ey mutmainne olan nefis, artık sana hitab ediyorum,dön artık bana, gel benden tarafa, işte şimde ben senden hoşnud ve sen de Beni severek ve hoşnud olarak gel, gir salih kullarmın arasına da giriver onlarla birlikte cennetime hitablarına mazhar, kıymetli ve şerefli bir mertebe kazanır.
İnsan işte bundan sonra mükerremdir. Bu haliyle, bu vasfıyla mükerrem olur. Hucurat Suresi 13. Ayette "Sizin Allah indinde en mükerreminiz takvası en yüce olanınızdır." Sırrına mazhar olur, yoksa koyun gibi yer içer, yatar uyur gezerse, bu insanın hiçbir şeyi anılmağa değmez ve onda asla mükerremlik olmaz.
Bu ilahi hitaba erebilmek ve bu mükerrem vasfı kazanabilmek için çalışmalı, bu dünyada iken nefis mücadelesini ve cihadını yapmalı, bu hepimizin üzerine farzı ayındır.
Cenabı Hak cümlemizi, hitabı izzetiyle ve cenneti cemâliyle müşerref buyursun.
Nefis cihadımızda hepimizi muvaffak buyursun. Amin
Lütfi ERASLAN'dan
* Kayseri'nin manevi büyüklerinden merhum Şaban Kavafoğlu'ndan dinlemiştim. Esat efendimiz Karaman vazifelisine bir mektup yazıyor ve onu merhum üstadımızla gönderiyor. O mektupta emirlerini bildirdikten sonra altına şu cümleleri ilave ediyor: "Hâmili mektûbum Sami evladımın edebine melekler gıbta eder. Mahviyeti benden fazladır."
*Yine Esat efendimiz birgün ihvana şöyle diyor: "Yeryüzünde melek görmek isteyen Sami evladımızın yüzüne baksın."
*Karaman Müftüsü Abdullah Sıvacı Hocamızdan işittim. Karaman'da bir Kur'an kursuna Necib Fazıl merhumu konferansa davet ettiler. Ben de 2-3 arkadaşla aynı konferansa gittim. Konferansı tertip edenlerden birisi Necib Fazıl'a yaklaşarak "Sami Efendiyi tanır mısın?" diye sordu. Necib Fazıl cevaben; "Sami efendiyi tanırım iki kere elini öpmek şerefine erdim. Sami efendi gökten inen taze yağmur gibidir, idrofilli pamuk gibidir, yaralara konur tedavi edilir."
*Fakir, derslerimi sabah namazından evvel yapmaya başlar, eğer bitmezse kalan kısmını da sabah namazımı kıldıktan sonra devam ederdim. Ankara'dan Üstadımızı ziyarete gelmiştim. Özel görüşmemizde bana "Dersinizi sabah namazından evvel çekmeye oturduğunuzda eğer dersinizin namaza kadar bitmeyeceğini tahmin ederseniz, hiç başlamayın, namazdan sonra bir oturuşta çekin. Ders bölünmesin." buyurmuştu.
*Üstadımıza birisi sır verdiği zaman üstadımız buyururmuş ki "bizim sadrımız kabir çukurudur"
*Merhum Ömer Kirazoğlu abiden işittim. Dr. Necmettin beyin evinde sohbet olacaktı. içimden, "Üstadımız gelmeden evvel sohbet mahalline gideyim de şu ihvanı "neden söz dinlemiyorsunuz?" diye bir haşlayayım" dedim. Vardım ki Üstadımız benden evvel sohbet mahalline varmışlar. Sohbet bitiminde eve döndükten sonra Üstadımız buyurdular ki: "Ömer bey çoban sürüden geri kalanları heybeye koyar, eğer heybede yer yoksa sırtına alır"