Allah Teâlâ buyuruyor ki:
“Hac, ma’lum aylardadır. İşte kim o aylarda hacca niyet ederse artık hacda kadına yaklaşmak, fısk yâni Allah’a itâatden çıkmak ve kavga etmek yoktur. Siz ne hayır yaparsanız Allah onu bilir. Bir de azık tedârik edin. Biliniz ki azığın en hayırlısı takvâdır. Ey kâmil akıl sâhibleri, Beni incitmekden sakının.
Bu esnâda Rabbinizden fadl u kerem taleb etmenizde bir günâh yokdur. Arafat’dan seller gibi akıp gitdikden sonra el-Meş’arul-Haram’da da Allah’ı hatırlayın. O size nasıl doğru yolu gösterdiyse O’nu öylece anın. Bilirseniz bundan evvel sizler yolunu kaybedip zâyı’ olmuş kimseler idiniz.
Sonra insanların akıp gitdiği yerden siz de akıp gidin. Allah’dan mağfiret taleb edin. Muhakkak ki Allah çok mağfiret edici, çok merhamet edicidir.
Hacca âid ibâdetlerinizi tamamlayınca bir zamanlar atalarınızı andığınız gibi, yahud daha kuvvetli bir anışla Allah’ı anın. İnsanlardan kimisi “Ey Rabbimiz, bize nasîbimizi dünyâda ver” der ki onun âhiretden nasîbi yokdur.
Kimi de: “Ey Rabbimiz, bize dünyâda da güzellik ver, âhiretde de güzellik ver ve bizi ateş azâbından koru” derler
İşte onların, kazandıklarından nasîbleri vardır. Allah hesabı pek çabuk görendir.” (Bakara süresi: 197-202)
Ehl-i hakîkat der ki: Avamın haccı Beyt-i Muazzam’a yönelip, orayı ziyâret etmektir. Havassın haccı ise Beyt’in rabbini kasdedip, onu talep etmektir. Nitekim Halilullah Hz. İbrâhimden hikâyeten Allah -celle celâlüh- şöyle buyurmaktadır:
“Ben, Rabbimin emrettiği yere gidiyorum, O, bana dosdoğru yolu gösterecektir.” (Sâffât sûresi: 99)
Hz. İbrâhim, Allah’ı kasdedip, onu talep ederek, bütün varlığıyla ona yönelmiş, nefsini, malını ve çocuklarını Allah uğruna fedâ etmiştir.
İşte bunlar hakîki haccın menâsikindendir. Hz. İbrâhim dikkatle bunları yerine getirdiğinden Allah onu, Beyt-i Muazzam’ı ilk bina edip tavâf ve hacceden, insanlar arasında haccı ilan edip menâsikini ilk defa tatbik eden kişi yaptı. Binaenâleyh Hac, sûret ve manâ itibariyle Hz. İbrâhim’in makamıdır.
Hac, nasılki, Hazret-i İbrâhim’in makamı ise; bizim Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’in de hâli olmuştur.
Bilesin ki her kalb, ma’rifet-i Rabb’a sâlih değildir. Her nefis, Rabbin hizmetine sâlih değildir. Her mal da Hakk yolunda sarf olunmağa sâlih değildir. Kul, hâlini mümkün olduğu kadar çabuk düzeltmeğe çalışarak bütün varlığını Allah yolunda yine Allah’ın emrettiği vechile bezletmeğe gayret etmelidir.
Görmez misin ki; İbrâhim -aleyhisselâm- Beyt’i binâ etdi, tavaf etdi, insanları hacca çağırdı, malını misâfirlerine, bedenini ateşe verdi. Oğlunu Allah’a kurban adadı, kalbini Allah’a verdi. Sehâvetde o kadar ileri gitdi ki melekler teaccüb etdiler. Allah da ona dosluk hil’atini giydirdi ve buyurdu ki:
Allah İbrâhim’i dost edinmiştir.” (Nisâ sûresi, 125)
Rivâyet edilir ki: Allah -celle celâlüh- meleklerine, Arafat’ta bulunanlarla övünür ve bakınız kullarıma, saçı başı dağınık ve tozlu bir vaziyette uzak yollardan geldiler, şâhid olun ki, ben onları bağışladım, der.
Yine rivâyet edilir ki, šeytan hiç bir zaman Arafe günü düştüğü zillet, küçüklük ve horluğa düşmemiştir. Cenâb-ı Allah’ın rahmetinin indiğini ve büyük günahları afvettiğini gördükçe şeytan ezilir, perîşan olur. Zirâ öyle günahlar vardır ki, ancak Arafat’ta vakfe yapmak ona keffâret olabilir.
Hadis-i šerifte şöyle buyurulmuştur:
“Günâhı en büyük insan, Arafat’ta vakfe yapıp ta, Allah’ın, kendisini afvetmediğini düşünen kişidir.”
Rasûlullah Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-
“Rabbimiz! Bize dünyâda da: âhirette de iyilik ver. Bizi Cehennem azâbından koru” duâsını çok yapardı.
Hacc-ı mebrûr’un’ makbul bir Hacc’ın alâmeti: Hacının Ka’be’den dünyâyı terkederek, âhirete rağbetle dönmesidir.
(Ramazanoğlu Mahmud Sâmî, Bakara Sûresi Tefsiri, s. 246-253)