Merhamette Güneş Gibi

Merhamette Güneş Gibi

Allah Teâlâ Hazretleri ibtidâ rahmetini halk buyurduğunda yüz cüz halk buyurdu. Bu yüz rahmetinden doksandokuz cüz’ünü ind-i ilâhisin de alıkoydu. Yalnız bir cüz’ünü bilcümle mahlûkatına irsal ve ihsan buyurdu.

Eğer bir kâfir Allah Teâlâ Hazretlerinin indindeki rahmetinin vüs’atini bilmiş olsa idi cennetten ümidini kesmezdi.

Ve eğer bir mü’min de Allah Teâlâ Hazretlerinin indindeki azâbı bilmiş olsa idi cehennemden, azâbından emin olamazdı,” yani mü’minler dâima iki kanat mesâbesinde olan (Beyne’l-havf ve’r-recâ) da bulunmalıdırlar.

“Allah Teâlâ mahlûkatı yarattığı ve onların mukadderatını ta’yin buyurduğu zaman zât-ı ulûhiyyetine ahd ü misâkı hâvî olan şu mektubu kendi arşına koydu ki mazmun-ı şerifi:Benim rahmetim gazabıma galibdir(Tecrid 12/453)

Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- buyuruyor ki:

* “İndellah ibâdın en ziyâde sevgilisi ahlak-ı hamideye malik olandır.”

* “Fukarâ ve zuafâya merhamet edenlere Cenab-ı Hak merhamet eder.” (Kenzu’l-İrfân/83)

* “Rıfk u şefkat yani nâsa mülâyemetle lutuf ve merhamet eylemek akıl ve hikmetin başıdır.”

* “Küçüğümüze merhamet etmeyen ve büyüğümüze hürmet ve itâat etmeyenler kâmil ümmetimizden değildir.”

* “Cenâb-ı Allah’a kasem ederim ki bir kimse bilâ azâb cennete giremez illâ ki rahim olsun.”

* “Nâsa merhamet etmeyenlere Cenâb-ı Hak merhamet buyurmaz.”

* “Kendisine ilticâ edenlerin ricasını kat eyleyenlerin ricasını Cenâb-ı Allah kabul buyurmaz.” (Kenzu’l-İrfân/88)

* “Haksızlık yapan kimseyi hakkını almağa kaadir olduğu halde afvedeni Cenâb-ı Allah da kıyamet gününde afveder.”

Mûsâ -aleyhisselâm-: “Yâ Rabb! Senin ind-i uluhiyyetinde eazz ibâdın kimdir?” diye suâl etdikde Hak Teâlâ Hazretleri: Kendisine ezâ edenin cezâsını vermeğe kudreti olduğu halde afveyleyendir.” buyurdu.

Müslim kardeşinin çıplak olduğunu görüp de setir ile âlemde rüsvay etmeyen kimsenin Cenâb-ı Allah Kıyamet gününde ayıblarını setreder,” buyurulmuştur.

Şunlar ubûdiyyet alâmetlerindendir:

1- Mânâya sarılıp dâvâyı terk etmek,

2- Mevlâ’ya mahabbet,

3- Hududları muhafaza,

4- Ahidlere vefâ,

5- Mihnetten şikâyet etmemek,

6- Nimete erdiğinde ma’sıyete düşmemek,

7- İbâdetlerinde gafleti terketmek (Ruhu’l-Beyan 3/276)

Ebû Bekri’s-Sıddik -radıyallahu anh- şöyle demiştir:

Karanlıklar beşdir. Bunlara karşılık beş de sirac (kandil) vardır:

1- Dünya muhabbeti bir karanlık, Allah’a ibâdet ise o karanlıkdan kurtulmanın sirâcıdır.

2- Günâh bir karanlık, tevbe ise sirâcıdır.

3- Kibir bir karanlıkdır, kelime-i tevhid ise sirâcıdır.

4-Âhıret karanlıkdır, sâlih ameller ise sirâcıdır.

5- Sırat karanlıkdır, yakin ise sirâcıdır.

Hz. Osman Zin-nureyn -radıyallahu anh- şöyle demiştir:

İbâdetin tadını dört şeyde buldum:

1- Allah’ın farz kıldıklarını edâda,

2- Allah’ın haram kıldıklarından ictinâbda,

3- Allah’ın rızâsını gözeterek emr-i bi’l-ma’ruf yapmakda,

4- Allah’ın gazabından sakınarak nehy-i ani’l-münker yapmakda.

Yine Osman -radıyallahu anh-: Dört şey vardır ki bunların zâhirleri fazilet, bâtınları farizadır; bunlar:

1- Sâlihlerle berâber olmak fazilet, onlara iktida farizadır,

2- Kur’an okumak fazilet, onunla amel farizadır,

3- Kabir ziyâreti fazilet, oraya hazırlanmak farizadır,

4- Hasta ziyâreti fazilet, vasıyyet etmek de farizadır. (Yahud sabrı tavsiye etmek)

Hadis- Kudsi’de şöyle buyurulmuştur:

“Ya İsâ! Melâike-i mukarrebunun evsâfına sâhib olmak ister misin?

Şefkat ve merhamette güneş gibi,

Ayıpları örtmekde gece gibi,

Tevâzu ve mahviyyette yeryüzü gibi,

Hilimde meyyit gibi,

Cömertlikde nehirler gibi ol.” (Ruhul Beyan 3/276)


Mahmud Sâmi Ramazanoğlu, Musâhebe –4 s. 93 - 122