Allah Teâlâ buyuruyor:
“Rabbin teâlânın medh ü senâsına müdâvim olduğun halde gün doğmazdan ve batmazdan evvel nekâısten tenzîh et ki, âhirette Allah’ın sevâbından razı olasın ve Allah teâlâ da senden râzı olur.” (Taha suresi, 130)
Gün doğmazdan evvel dünya umûruyle meşgûl olmadan, sabah vakti kalbin sâfî olduğu ve gün batmazdan evvel de maîşet müzayakasından ve çalışmasından kurtulup meşgûliyetten hâlî bir zaman olacağından gerek kable’t-tulû ve gerekse kable’l-ğurûb yani gün doğmazdan ve gün batmazdan evvel tesbîhlerle meşgûl olmayı dünyevî her umûr üzerine takdîm etmek gerekir. Ta ki Rabb teâlânın rızâsı hâsıl olsun.
Tefsîr-i Hâzin’in beyânı veçhile tulû-ı şemsten evvel tesbîh ile murâd: Sabah namazı, ğurûbdan evvel tesbîh ile murâd ikindi namazı, ânâi’l-leylde tesbîh ile murâd; akşam ve yatsı namazları, etrâf-ı nehârda tesbîh ile murâd öğle namazıdır.
İşte bu âyet-i celîlede dahî beş vakit namaza işâret vardır. Kur’ân-ı azîmü’ş-şânda ve ehâdis-i sahîhada beş vakit namaz hakkında sarâhat olduğu gibi asr-ı saâdetten bu zamana kadar beş vakit namazın farzıyetine icmâ-ı ümmet ve ittifak vardır. Hiç bir müslüman beş vakit namazın farzıyetini inkâr etmez ve edemez. Meğer ki münkir-i Hak ve hakîkat ola.
Mîrâc-ı Nebevî’de beş vakit namazın farzıyetinden îtibaren Rasûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- efendimiz hazretleri âhir-i hayatlarına kadar hiç bir vakit namazı terk etmedikleri gibi maraz-ı mevtlerinde dahî Hazreti Ebû Bekir -radıyallahu anh-’a emir buyurarak on yedi vakit cemâatle ashâb-ı kirâm -rıdvânullahi teâlâ aleyhim-’e namaz kıldırtmıştır. Hatta bir defasında pek hasta olduğu halde koltuğuna Hazreti Ali ve Abbas -radıyallahu anhümâ- girerek cemâate gelmiştir.
Ashabına ve ümmetine namazın ehemmiyetini, devam lüzûmunu ve şiddetli hastalık halinde bile hiç bir sûretle asla terki câiz olmayacağını fiilen de tâlim ve irşâd buyurmuşlardır. Nitekim Rasûl-i Ekrem efendimiz şöyle buyurmuşlardır:
“Gerek erkek ve gerek kız yedi yaşındaki çocuklarınıza namazı emrediniz. On yaşındakiler için de kılmazlarsa darb ediniz ve yataklarını ayırınız.”
On yaşındaki çocuklar namaz kılmazlarsa hafifçe el ile avuçtan ziyâde olmamak üzere darb edileceği kütüb-i fıkhıyede musarrahtır.
İşte namazın derece-i ehemmiyeti ve devamı lüzûmu çocukluk çağında başlamaktadır. Bir müslümanın evlâdına çocukluk çağında namazını ve ferâız-i dîniyesini öğretmesi farzdır.
Aksi takdirde ebeveyn mes’ûldur. Ve evlâdına dîni şefkatsizliğine binaen vicdânen de muazzebdir.
Hadîs-i sahîhte:
“Her doğan çocuk muhakkak İslâm fıtratı üzerine doğar sonra anasıyla babası onu yahûdi, nasrânî, mecûsi yaparlar.
Binaenaleyh evlâdın küçüklüğünde dînî terbiyesini tâlimi ihmal eden kimsenin evlâdı fenâ ahlâk ve bozuk îtikat ve ceryana kapılmak tehlikesine mâruz kalacağı bedîhîdir.
Ramazanoğlu Mahmud Sami, Musâhabe, 3, s. 58-61