Allah Teala buyuruyor:
«Ancak mü'min-i kamil o kimselerdir ki Allah Teala zikrolunduğunda onların kalbleri korkar. Onlar üzerine Cenab-ı Allah'ın ayetleri tilavet olunduğunda onların imanları tezayüd eder ve onlar ancak rabblerine tefvizi umur ederler. Ehli imanın kamilleri o kimseler ki onlar üzerine farz olan namazı eda ve merzuk oldukları rızıklarından fukaraya infak ederler. İşte bu evsafı cami olanlar hak ve sadık mü'minlerdir. Onlar için Rabbleri indinde dereceler vardır ki hataları affolunur ve onlar için cennette rızık vardır ki o rızık onlar hakkında ayn-ı ikram ve ta'zimdir."» (Enfal Suresi; 2-4)
Yani; kamil mü'minlerin haiz oldukları evsaf-ı aliyeden birisi de farz namazlarını vaktinde ve şurut ve erkanına riayetle eda etmeleridir. Ve rezzak-ı hakîki olan Allah Teala Hazretlerinin kendilerine ihsan buyurduğu rızıklardan zekat ve nafile sadakalarını fukaraya ve hayrata vermekten çekinmeyenlerdir. Allah Teala zikrolunduğunda kalbleri Cenab-ı Hakk'dan havf eder. Ve ayat-i celîle tilavet olunduğunda îmanları artar. İşte bu evsafı haiz olanlar hakkıyla mü'min-i kamillerdir. Onlar için herkesin ameline haline göre dereceler vardır.
Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem- Efendimiz Hazretleri buyurmuşlardır ki:
"Cennet'te yüz derece vardır. Her derecenin arası yüz senelik yoldur."
Hulasa bihakkın mü'min olabilmek; Cenab-ı Allah'dan korkmak, Kur'an okundukça imanın ziyade ve kuvvet bulması ve Cenab-ı Allah'a tevekkül ile tefvîz-i umur etmek ve farz namazları eda etmek ve zekat vermeğe tevakkuf ettiği bu ayet-i celîleden müstefad olmaktadır.
İbn-i Abbas -radıyallahu anhüma-'dan rivayete göre Resûlullah -sallallahu aleyhi vesellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:
"Bir kulda beş haslet bulunmadıkça imanını ikmal etmiş olmaz:
1. Allah'a tevekkül,
2. Allah'a tefviz-i umur,
3. Allah'ın emrine teslimiyyet,
4. Allah'ın kazasına rıza,
5. Allah'ın imtihanına sabır.
Hadis-i Şeriflerde iman amel ilişkisi şöyle anlatılmaktadır. (Kenzü'l-İrfan hadislerinden)
"İman-ı kamil; kalb ile ma'rifet (Hakk'ı tanımak) lisan ile ikrar, azayı cevarih ile amel eylemekten ibarettir."
Yalnız amelsiz olarak iman kafi değildir. Yani ameli azaldıkça imanı da fevt olur.
"İman ile amel yekdiğerine mütekarin ve mütelazimdir. (Birbirinden ayrılmaz) Binaenaleyh iman amelsiz yahut amel imansız bir işe yaramaz."
"İman ne temenna ve arzu ile ve ne de zahirde kendini kavlen ve fiilen salih kimselere benzetmekledir. Ve lakin mü'minin imanı öyle bir şeydir ki kalbinde yer tutmuş ola ve amel ve ibadeti de onu tasdik ede."
"Bir kimse sevgisini ve buğzunu, atasını ve men'ini halisan Cenab-ı Allah rızası için ederse tahkikan imanını kamil etmiş olur,"
"Nefsin için sevdiğin hayrı cemi' nas için de sev ki o halde müslim-i kamil olursun."
"Cenab-ı Allah amelsiz imanı ve imansız ameli kabul buyurmaz.
"İman, kavil ve ameldir, artar eksilir." Yani herkesin imanı amel ve ibadeti nispetindedir.
Ayet-i Kerime'de;
"Kim bir mü'min olarak iyi amel ve hareketlerde bulunursa o ne seyyiatının artırılmasından, ne de hasenatının eksiltilmesinden endişe etmez." (Taha süresi; 112)
Cenab-ı Allah bir çok ayet-i kerîmede:
"Hakikat iman edip de iyi amel ve hareketlerde bulunanlar...." buyurmuş, imanın şart-ı sıhhatini amelde kılmıştır.
Binaenaleyh amelsiz iman tekemmül etmez. Amel ile iman birbirinin lazım-yı gayr-i müfarıkı gibidir.
Ebü'l-leys Semerkandi - rahimehullah- demiştir ki:
- Nas imanı hususunda iki kısımdır.
Bir kısmı iman-ı sabit üzerine olandır ki onlar isyan ve tuğyandan mukteza-ı iman ictinab ederler ve taat ve ibadete rağbet ederler.
İkinci kısım da imanları ariyet olanlardır ki onların za'f-ı imanları nefislerini seyyiatdan men'etmez ve hasenata ve ibadete ve taata da rağbet eylemezler. Bunlar için hasret, nedamet hüsran vardır. Neuzü billahi Teâlâ.
Abdullah İbni Mes'ud -radıyallahu anh-'den mervidir ki, Cenab-ı Allah'ın zikri, güneşin balmumunu yumuşattığı gibi ehl-i îmanın kalblerini yumuşatır.