Müreffeh Günler Gelmedikçe

Müreffeh Günler Gelmedikçe

Adiyy İbn-i Hâtim -radıyallahu anh-'den şu haber rivâyet edilmiştir:

Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanında iken huzur-ı saâdete iki kişi geldi. Bunun birisi -ortalığın fakr ve ihtiyacından, yana yakıla bahsediyordu. Diğeri de yol kesildiğinden- emniyet ve âsâyişi bulunmadığından şikayet ediyordu.

Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu ki: "Ama kat-i tarik mes'elesi -çok sürmez- az sonra bir zaman gelir ki o vakit ticaret kervanı kimsenin himaye ve kefâletine muhtaç olmayarak ta Mekke'ye kadar çıkar gider.

Ortalığın muzâyakasına gelince; sizin biriniz elinde sadakasıyla kapı kapı dolaşıp da kendisinden bir sadakayı kabul edecek bir kimse bulamıyacak bir halde müreffeh günler gelmedikce kıyamet kopmaz.

Sonra sizden biriniz âhiretde Allah Teâlâ'nın divân-ı sübhânisinde muhakkak durur hem de Allah Teâlâ ile kendi arasında ne bir hicâb, ne de Allah kelâmını tercüme edecek bir tercüman bulunmayarak duracakdır:

Sonra Cenâb-ı Mevla o kuluna:

- Sana ben mal vermedim mi?" diye herhalde sorar. O kul da:

- Evet, verdin Allah'ım, diye muhakkak cevab verir. Sonra Hak Teâlâ:

"- Sana ben Peygamber göndermedim mi?" diye elbette sorar. O kul da:

- Evet, gönderdin Rabbim, diye şübhesiz cevab verir.

Bu halde o kimse sağına bakar cehennem ateşinden başka bir şey göremez. Sonra soluna bakar cehennem ateşinden başka bir şey göremez.

"- Ashabım! Şimdi sizin herbiriniz tek bir hurmanın yarısı ile, bunu da bulamazsa güzel sözle olsun kendisini cehennem ateşinden kurtarsın."

Enes İbn-i Mâlik -radıyallahu anhn- şöyle demiştir:

- Bir def'a Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- güneş nısfu'n-nehardan meyil ettiğinde hücre-i saâdetten çıkdı. Öğleyi kıldırdıktan sonra minbere çıkıp oturdu. Kıyâmetden bahis buyurdu. O gün büyük şeyler olacağını haber verdi. Sonra «Bana bir şey sormak isteyen varsa şimdi sorsun. Bu makamda durduğum müddetçe bana her ne sorar iseniz haber vereceğim» buyurdu. Halk Nebi -aleyhi's-salâtu ve's-selâm- Efendimizin gazabından müteessir olarak pek ziyâde ağlaşdılar.

Hâzırunun böyle zâr u giryân ağlamalarına o günkü hutbede yevm-i kıyâmetin ahvâl-i azimesine dâir duydukları haberler kadar, gazab-ı nebevî yüzünden üzerlerine azâb-ı ilâhinin nuzûlünden korkmaları da sebeb olmuşdu. Nitekim ümem-i sâlifenin enbiyâ aleyhimu's-salatu ve's-selama karşı muhalefetlerinden dolayı nice azablara giriftar oldukları o belagatnümâ ve ibretbahşâ kısas-ı Kur'âniyye ile malûmları olmuşdu.

Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-de tekrar tekrar: "Sorsanız a!" buyuruyordu.

Abullah bin Huzâfe ayağa kalkı:

- Benim babam kimdir?» diye sordu.

- «Baban Huzâfedir.» buyurdu.

Sonra yine «sorsanız a!» diye ilhâh buyuruyordu. Çünkü münafıkinden bazı kimselerin Resûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-'i güya cevâbından âciz bırakacak sualler tertib eylemiş oldukları mesmû-i âlileri olması bu gazab-ı muhıkka sebeb olmuşdu.

Yine biri kalkıp:

- Yâ Resûlallah benim gireceğim yer neresidir? Demiş.

- «Cehennemdir.» cevabını vermişler. Biri de:

- Ya Resûlallah ben cennette miyim, diye sormuş.

- «Evet Cennettesin» cevabını almış.

Biri gâib olmuş devesinin nerede olduğunu sordu, biri Buhayre ve Sâibe hakkında suâl eyledi, biri kıyâmet gününü öğrenmek istedi.

Süraka:

- «Hacc-ı beytin farziyyeti her sene için midir?» diye iki kere sual eyledi. İ'râz buyurdu. (Yüzünü çevirdi.) Üçüncü suâlinde:

- «Hayır her sene için değildir. Maahazâ evet deyeydim farz olurdu. Her sene hacc etmeğe de gücünüz yetmeyecekdi.

Ben sizi kendi halinize bırakdıkça siz de beni kendi halime bırakınız. Sizden evvel gelenler hep çok çok sormaları ve Peygamerlerine muhâlefetleri yüzünden helâk olmuşlardır.

Size bir şey emrettiğim vakit elinizden geldiği kadar icrâ ediniz. Sizi bir şeyden nehyettiğim vakit de ondan ictinâb ediniz.» buyurdular.

Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimizin «Sorsanız a!» diye ilhâhı (ısrarı) üzerine Hazret-i Ömer -radıyallahu anh- iki dizi üstüne gelip:

- «Ya Rasûlellah bu kadarı elverir. Biz Allah Teâlâ'yı Rabb, İslâmı din, Muhammed - sallallahu aleyhi ve sellem-'i Nebi olarak kabul ve tasdik ettik» dedi. Bunun üzerine Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- sükût buyurup sonra. «Demincek cennet ile cehennem şu duvarın yüzünde bana arz olundu. Neböyle hayrın ne de böyle şerrin mislini görmüş değilim» buyurdu.


R. Mahmud Sami  Musâhabe - (S. 235, 236, 238-240)