Müslümanlık Ölçüsü

Müslümanlık Ölçüsü

Allah Teala buyuruyor:

"İnsanlardan bazısı dinde şek ve şüphe üzere Allah Teala'ya ibadet eder. Eğer kendisine hayır isabet ederse kalbi dinine mutmain olur. Dinde bulunduğunu kendisine fâl-i hayr addeder. Ve eğer ona bir fitne isabet ederse yüzü üzerine küfür cihetine dönüverir ve din ile teşe'üm eder. İşte dinine itimad etmeyerek dönen kimse dünyada ve ahirette hüsranda kalır, zarar görür ve şu zarar apaçık bir zarardır, "(Hacc, 11)

Mün'im-i hakîki olan Rezzak-ı Halik Teala ve Tekaddes Hazretleri'ni unutup isyan etmek adeti olan kimselerden bazısı dininde bir şek üzere Allah'a ibadet eder. Fakat ibadetinde yakîn ve sebat olmaz. Hesabına gelmezse, dünyaca bir zarar görürse, öbür tarafta dönmek kolay olsun diye kalbinden sıdk ile dinine sarılmaz; kenarında gezer içine girmez. İşte bu gibi kimselere hayır, menfaat isabet ederse kalbi mutmain olur, bu hayrı dininden bilir. Ve eğer bir fitne isabet ederse, irtidad eder; dinini terkeder; küfür cihetine döner.

Fahr-i Razi, Kadî, Hazin'in beyanlarına nazaran bu ayet-i celile Medine'ye hicret eden bir taife hakkında nazil olmuştur. Badiyeden Medine'ye gelip Müslüman olduklarında bazılarının karısı oğul, kısrağı da tay doğurup malı çoğalınca din-i İslamı fal-i hayr addedip kalbi mutmain ve müsterih olarak Medine'de din-i İslam üzere sebat edip kaldılar. Bunun aksine karısı kız doğurup kısrağı da yavrulamayan ve kendileri de hasta olup maiyşetleri daralanlar din-i İslamdan teşe'üm ettiler; yani biz Müslüman olduğumuzdan işimiz rast gitmedi, dediler. Din-i İslam'dan geri dönüp mürted oldular.

İşte Cenab-ı Hakk -azze ve celle-dinine itimad ve teslimiyyeti olmayan kimselerin halini, harpte askerlerin bir tarafında bulunup eğer askerde zafer ve galebe görürse harbe iştirak eden ve eğer inhizam görürse derhal firar eden kimsenin haline teşbih eder.

Cenab-ı Hakk'ın emir ve nehyine imtisal etmemek iki sebepten olur; ya şeriatın haberlerini yalan ve asılsız zannedip itimad etmemekten, ya da emr-i Hakk'ın azametinin nazarlarında insanların azametinden daha hakir olmasındandır. Defalarca yalancılığı denenmiş bir adam bile kalkıp bize "Düşman falan kavmi istila etti, bize doğru geliyor" dese o şahsın yalancı olduğunu bilmemize rağmen tehlike ihtimali olan mahalde tedbir alır,o belanın defi çarelerini düşünürüz. Muhbir-i Sadık yani verdiği her haber doğru olan Aleyhi's-salatü ve's-selam mübalağa ile azab-ı uhrevîden haber verdiği halde hiç müteessir olmuyoruz ve onun defi çarelerini düşünmüyoruz. Bu nasıl imandır ki, doğru sözlünün haberine yalancı kadar itibar edilmez. Böyle surete münhasır bir müslümanlık bizi kurtarmaz, yakin hasıl eylemek lazımdır.

Hak Sübhanehu ve Teala, Kur'an-ı Kerim'de "Allah onların her yaptığını görücüdür" (Bakara, 96) buyurmaktadır. Çirkin bir fiili işleyen kimse o fiili işlerken sıradan bir kimsenin bile kendini görmesini istemez ve gördüğünü hissettiği an onu işleyemez. Bunun da iki sebebi olabilir. Ya Hakk Teala'nın haberine itimad eylemezler veyahut Hakk teala'nın muttali olduğuna itibar eylemezler. Her ikisî de imana yakışmaz ve bu halde bulunana tecdid-i iman lazım gelir.

Aklı başında olan kimse bu dünyayı mebgüzaya haris olmaz ve Cenab-ı Kuds-i Hudavendî -celle sultanühü-ye olan devam-ı ikbal sermayesini elden bırakmaz. Düşünmek gerekdir ki, ahireti verip mukabilinde dünyayı almak ne ziyanlı bir alış-veriştir. Hak Sübhanehu ve teala'dan halka yüz çevirmek sefahat ve cinnettir. Dünya ve ahireti cem' eylemek her ikisini de ma'mür edebilmek ise ne güzeldir. Nitekim, Hazreti Ali: "Dünya ile ahiret bir arada olduğu zaman ne güzeldir. Allah ahiretsiz dünyayı mübarek eylemez" buyurmuştur.

Ayet-i Kerime'de:

"Şu kimseler ki onlar ittika ettiler ve haramdan sakındılar, şeytan onların kalbleri etrafında tavaf edip vesvese verdiğinde, onlar derhal tezekkür ederler ve Cenab-ı Hakk'ın emirlerini ve nehiylerini düşünürler, hatalarını idrak ile günahlarından sakınarak şeytanın iğvasından Allah Teala'ya iltica ederler. Amma haramdan sakınmayan, yasaklardan çekinmeyenler ise şeytanların kardeşleridirler. Şeytan onları dalalete çeker. Şeytan onları iğva ve ifsadda kusur etmez. Hatta onlar ile bir dereceye gelir ki, artık onlardan asla felah me'mul olmaz."'(A'raf, 201-202)

"Ey Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalblerimizi (Haktan) saptırma. Bize kendi canibinden bir rahmet ver." (Al-i İmran: 8)


Kelimeler: Fal-1 hayr: îyi alamet. Teşe'üm: Uğursuz sayma, İnhizam: Bozgunluk, yenilme, İmtisal: Gerekeni yapma, emre uyma. Müteessir: Hüzünlü, kederli. Münhasır: Sınırlanmış Muttali: Bilgili, haberli. Mebgûza: Sevilmemiş, nefret edilmiş. İkbal: Yönelme. Sefahat; Akılsızlık. Cem':Toplama. İğva: Azdırma, azdırılma, yolunu şaşırtma, îfsad: Bozma. Felah: Mutluluk, kurtuluş. Me'mul: Umut, beklenilen.