"Enbiyadan sonra kötü nesiller onlara halef oldular ki onlar namazı zayi' ettiler ve şehevatı nefsaniyyelerine ittiba' ile doğru yoldan çıktılar. Binaenaleyh onlar yakında cehennem ateşine mülakî olurlar." (Meryem, 59) buyurulmuştur.
"Ğayy" cehennemde sırf şerden ibaret olan bir deredir ki o dereden cehennemin sâir dereleri istiâze ederler ki bu derede şehevat-ı nefsaniyyesine tebeiyyetle günahı kebair işlemeğe musirr olup namazlarını da zayi' ve terk edip kılmayanlar muazzeb olacaklardır.
Ashabu'l-yemin sorarlar ki "Sizi cehenneme hangi ameliniz idhal etti?" (Müddessir, 40-42) Onlar da cevab verirler:
"Onlar biz namaz kılanlardan olmadık. Fukaraya taam yedirenlerden olmadık ve biz bâtıl yola dalanlarla batıla dalardık ve hatta bize ölüm gelinceye kadar kıyameti tekzib ederdik dediler." (Müddessir, 43-47)
Yani ehl-i cennetin sualine cevaben ehl-i cehennem:
Biz mükellef olduğumuz beş vakit namazı kılanlardan olmadık. Belki nefsimize tebeiyyetle tekasülümüz sebebiyle cehenneme girdik ve biz üzerimize vacib olan zekatı mefrüzamızı muhtaç olan fukara ve mesakine vermez, onlara taam yedirmezdik ve bizler batıl yolda meşgul olanlarla beraber meşgul olurduk. Enbiya-i izam hakkında layık olmadık şeyleri söylerdik ve şeriate ta'n etmek gibi ebatıli terviç için söz söylemekden çekinmezdik ve yevm-i kıyameti de tekzib eder, inanmazdık. işte bu kusurlarımıza ölünceye kadar devam ettik. Tevbe etmedik. Bu suretle cehenneme girdik diye cevab verirler.
"Sabırla ve eday-ı salâta devamla Cenab-ı Hak'dan muavenet taleb edin. Halbuki salat her şahıs üzerine bir ağır yükdür illa 'tevazu ve huşu' edici şol kimseler üzerine hafifdir
ki onlar Rabblerine mülaki olacaklarına ve huzûr-ı ma'nevisine rucû' edeceklerine i'tikad ve iman ederler." (Bakara, 45-46)
Cenâb-ı Hakk'ın huzûr-ı ma'nevisine varacağına iman edenler namazı seve seve eda ederler ve mühim ve sıkıntılı işlerine dahi sabırla ve namaz kılarak Cenab-ı Hak'tan istiâne ederler.
Namazın meşakkatine sabırla, namaz kılmaktaki fazilet ve menfaata i'tikad etmeyen veya kalbinde Cenab-ı Allah korkusu bulunmayan kimse için de namaz kılmak ağır bir yük gibi gelir. Kalbinde havf-i İlahi olan kimsenin beş vakit namaza devam etmesi lazımdır.
İşte bu ayet-i celîlede: Cenab-ı Hak -azze ve celle- Hazretleri mühim hususlarda namaza tevessül ile Allahu Zü'1-celal Hazretlerinden istimdâd ve istiane olunmasını emir ve tavsiye buyurmuştur.
Çünkü namaz taharet (abdest ve gusül), setr-avret ve Kâ'be'ye teveccüh, kıraet-i Kur'an, kelime-i şehadet, nefsini arzusundan men' ile mücâhede, kıyam, rükû' sücûd gibi ibadet-i bedeniyye ihtiva ettiği gibi, tevazu', tezellelül, kalble niyet ve tezekkür ve şeytanla mücâhede, Rahman, Rahim olan Hâlık -tebareke ve teâlâ- Hazretlerini tenzih, teşbih, tahmid, dua ve münacat gibi bir çok ibadatı da cami' ve rıza-i Nahiye ve takarrübe vesile olan en mühim bir ibâdetdir.
Namaz imandan sonra en mühim fiilî bir ibadettir. Secde, rukû, kıyam, kırâet gibi mühim rükünleri terk ile fiilen ibadetden muattal bir halde kalıp huzurdayım, namazdayım diye iddiada bulunmak batıl bir akide ve dalâletdir.
"Ey mü'minler! rukû ediniz, secde ediniz ve Rabbinize ibadet ediniz ve felah-yab olmanız için hayır işleyin." (Hac;77) buyruluyor.
Rukû ve secde ile emirden murad şübhesiz namazdır. Çünkü secde ve rukû namazın en mühim rüknünden olduğu cihetle zikr-i cüz, irade-i küll kabilindendir ki namazın cüz'ü olan rukû ve sücûdla emir namazın küllî erkanıyla edasını emirdir.
İşte bu âyet-i celîle'de de namazın en mühim rüknünü teşkil eden rukû' ve secdesiyle beraber namaz kılmaklığı emir buyurmuşdur. Binaenaleyh ben huzurdayım, namazdayım gibi bir takım batıl akidelerle namazın terki asla caiz olamaz.
Namaz cemî mukarrıbat-ı a'mâlin fevki olmuştur. Nitekim Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-
"Namaz mü'minin mi'râcıdır" buyurmuşlardır.
Bir musallî namazın hakîkatına âgâhtır. Edâyı salât vaktinde güya neş'ey-i dünyevîden çıkıp neş'ey-i uhreviye husûle gelirse elbette o vakitte ahirete mahsus olan devletten nasibi olur.
Namazın hakikatine vakıf olamayan bazı riyazat ehli savmı namazdan efdal sayarlar. Oruçtaki ekl ü şürbü terketme hassasıyla samediyet sıfatını gerçekleştirdiklerini zannederler. Bu söz, namazın hakikatine vakıf olamadıklarındandır.