Allah Teâlâ buyuruyor:
«Ey mü'minler! Sabır ve salât ile Allah'dan yardım taleb edin, zirâ Allah Teâlâ sabreden kullar ile beraberdir.» (Bakara Sûresi, 153)
Yani; ey ehl-i îmân! Her umûr-ı hususunuzda nefsinizi günahlardan muhafaza ve nefsin arzusundan men' ve belâya tahammül etmekden ibaret olan sabırla ve bir de cemî' a'zâlarda Cenâb-ı Hak -azze ve celle- hazretlerine teveccühden ibâret olan salât (namaz) ile Cenâb-ı Allah'dan yardım taleb edin. Binaenaleyh sabırla, ibâdetle ve bilhassa namaz ile Cenâb-ı Allah'ın inayet ve yardımını beklemek lâzımdır.
Fahr-i Râzi ve Hâzin'in beyânları vechile sabır, nefsini her arzusundan men' ve mekârihe tahammül etmekden ibâret olduğundan sabır olmayınca hiçbir ibadet olamıyacağından sabır bilcümle ibâdetleri yapmağa yegâne yardımcıdır. Namaz ise ümmü'l-ibâdât ve âlemin Rabbine münâcat olduğu cihetle namaza devam etmek sâir ibâdat ve tââta vesîle de olacağından Cenâb-ı Hak -azze ve celle- hazretleri «namaz» ile Hak'dan istiâne ve vesile kılmaklığı emir buyurmuşdur.
Çünkü Resûlullah -sallallahu aleyhi vesellem- Efendimiz hazretleri mühim bir umûrun keşfini talebde, namazı, miftah ve vesîle ittihâz buyurduğu gibi bir musibete dûçâr olunduğunda dahi namaza müsâraat buyurmuşlardır.
Binaenaleyh bilcümle mü'minlerin musîbet ve belâ nüzulünde namazla Cenâb-ı Hakk'a iltica etmeleri lâzımdır. Belâyı ancak defedecek olan Kâdir-i Mutlak Hak Teâlâ ve Tekaddes hazretleri olduğundan cemî' a'zalarıyle yani namazla Hâlık Teâlâ hazretlerine teveccüh ve iltica ve kemâl-i tevazû ile yüzlerini zilletle toprağa sürmek sûretiyle secde ederek Hâlık Teâlâ'dan musîbetin ref'ini tazarru' ve istirhamda bulunmak Hak Teâlâ hazretleri katında kabûle vesile olacak en mühim bir ibâdettir. Husûsiyle abdin Cenâb-ı Hakk'a en ziyâde takarrüb ettiği an, secde ânıdır. İblis de secdeden imtinâ ettiğinden merdûd ve mel'ûn olmuştur.
Buna binaen fiilen amelimizi, secdeyi terk ile şeytana değil secdeye devâm ile meleklere benzetmemiz ve rızây-ı Bârî'yi tahsile gayretle ibâdete devam etmekliğimiz lâzımdır.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'den rivâyete göre, Sallallahu Teâlâ aleyhi ve sellem Efendimiz.
Büyük günahlardan, ictinâb eyliyerek, bir vakit namaz diğer namaza kadar ikisinin arasında geçmiş olan günahlara keffâret olur.
Cenâb-ı Allah'a iman eden mü'minler fazl-ı ilâhîyi ve ihsân-ı sübhâniyi taleb ederek rukû’a eğilir ve secdeye kapanırlar ve Cenâb-ı Allah'ın azametine karşı ubudiyetin zilletini bilirler ve Cenâb-ı Hakk’a ta'zîmle dergâh-ı ulûhiyyete ilticâ ederler. İşte bütün müslümanların bu sıfat üzere bulunarak beş vakitde namaza rüku ve secde ile devam üzere bulunmalarına işaret buyurulmuşdur.
Ehl-i imânın, namaza çokca devam ve secde ile Cenâb-ı Hakka teveccühleri eseri olarak yüzlerinde nûr-i ilâhi lemeân eder. Dünyada eseri görüldüğü gibi âhirette dahi yüzleri parlak olarak kabirlerinden kalkacaklardır. Nitekim:
«O günde ki nice yüzler bembeyaz olacak, nice yüzler de kapkara kesilecek.» (Al-i İmrân Sûresi, 160) buyurulmuştur.
Hadîs-i şerîf’te ise:
“Nâr-ı cahim, müstahakk-ı azâb olan mü'minlerin vücûdunu yakar fakat Cenâb-ı Hakk'a secde ederken yere tesâdüf eden a'zâyı yakmaz,” buyurmuşdur.
Secde a’zâsının yedi olduğu şu hadis-i sahihde ifâde buyurulmuşdur:
Yedi a'zâ ile secde etmekle me'mûrum, Alın ve burun, iki elin içi, avuçlar, iki diz ve iki ayağın parmaklarının uçları. Yedi a’zâ ile secde etmek lâzımdır.
Buhâri Şerhi'nde İbn-i Mâce'nin rivayetine göre:
Übâde bin Sâmit -radıyallahu anh-'den sallallahu aleyhi ve sellem-:
“Bir kul Allah Teâlâ rızâsı için bir kere secde edince Cenâb-ı Hak muhakkak o secde sebebiyle bir basene yazar ve bir günah afveder ve onu bir derece yükseltir, Binaenaleyh Âshâbım, çok secde ediniz,” buyurmuşlardır.
Secde de çıplak alın ile yapılmazsa meselâ; başındaki takkesi bol olup da alnı kapalı olarak secde ederse secdesi ve namazı sahih olmaz. Kezâ kadınlarda da böyledir.
Cenâb-ı Hak kullarının secdelerini öyle bir şekilde murad buyuruyor ki alınları çıplak olarak yere gelecek kemâl-i tezellül ile yere kapanacak.
(Mahmud Sâmi Ramazanoğlu Musâhabe – 3 s. 56 – 60)