Nefsi Murakabe

Nefsi Murakabe

Allah Teala ve Tekaddes Hazretleri buyurur:

"Sen hangi işde bulunursan bulun, Kur'an'da nereyi okursan oku, sizler hangi işi tutarsanız tutun, o işe daldığınız vakit muhakkak biz onu müşahede edicileriz. Ne yerde, ne gökte zerre ağırlığınca birşey Rabbinden uzak ve gizli kalmaz. Bundan daha küçük ve daha büyüğü de hariç olmamak üzere hepsi muhakkak açık bir kitabda yazılıdır." (Yunus 61)

Her şey levh-i mahfuzda yazılı olduktan sonra nasıl olur da herhangi bir şey Cenab-ı Hakk'ın ilminden gizli kalabilir?

Ayet-i Kerime'de murakabe tarikine işaret, her an kendine dikkat etmeğe ve evkatını muhafazaya teşvik vardır. Allah'ın her an her haline muttali olduğunu yakînen bilen ve evkatına riayet eden bir kimse kendi içindeki tefrikadan kurtulur ve doğru yolu tutar, hiç bir zaman kötülük yapamaz.

Bazı büyüklerden rivayet olunmuştur ki:

"Murakabe ile değerlendiremediğin zamanın fevt olmasına mahzun olmamak ve bu esnada işlediğin hatalara nadim olmamak kalbin ölümünün alametlerindendir. Kalbin diri olmasının alameti, zararını faydasını hissetmesidir. Bunun aksi ölülerin halidir.

Muhakkak ki dünya sıkıntısı, ahiret azabından çok daha ehvendir. Bu sebeple kulun ibadet ve taattan ve hiç bir an zikrullahdan gaflet etmemesi lazımdır. Eğer kendi kendine bundan aciz ise kendi dışındaki bir muharrikten, bir uyarıcıdan yardım ister.

''Haberiniz olsun ki Allah'ın velileri için hiç bir korku yoktur. Onlar mahzun olacak da değillerdir.

Onlar iman edip takvaya ermiş olanlardır.

Dünya hayatında da, ahirette de onlar için müjdeler vardır. Allah'ın sözlerinde asla değişme ihtimali yoktur. Bu, en büyük saadetin ta kendisidir.

Habibim! Onların lakırdıları seni tasaya düşürmesin. Çünkü bütün izzet ve galebe Allah'ındır. O, hepsini hakkiyle işitici, kemaliyle bilicidir." (Yunus, 62-65)

Said bin Cübeyr'den rivayet olunduğuna göre Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e Allah'ın velilerinin evsafından soruldu, Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-:

"Görüldükleri zaman Allah'ın hatırlandığı kimselerdir."(İbn Mace, Zühd, 4) buyurdu. Yani simalarındaki alamet-i farikaları ile, nuraniyetleriyle ve sekînetleriyle belli olurlar.

Ayet-i Celile'deki "Onların alametleri yüzlerindedir" (Fetih, 29) beyanı da bunu ifade eder. Bazı büyükler demişlerdir ki:

Velilerin alameti, onların bütün arzularının ancak Allah ile beraber olmak, meşguliyetlerinin Allah ile olması firarlarının ancak Allah'a olmasıdır. Envar-ı İlahiyye onları kuşatmış kendi kendilerinden bile habersiz hale gelmişlerdir. Allah'dan gayri kimse ile kararları yoktur. Onlar birbirlerine ancak Allah için muhabbet eden kimselerdir.

Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

"Allah'ın öyle kulları vardır ki, kendileri enbiya ve şühedadan olmadıkları halde kıyamet gününde nebiler ve şehitler onların Allah indindeki şereflerini gördüklerinde gıbta ederler. Denildi ki:

- Onlar kimdir ya Resûlallah? Ve amelleri nelerdir?

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem cevaben:

"Onlar akrabaları olmayan kimselerle ancak Allah için sevişirler ve karşılıklı menfaat beklemezler. Onların yüzleri nurdur, onlar nurdan minberler üzerindedirler. İnsanlar korktukları zaman onlar korkmazlar, insanlar mahzun oldukları zaman mahzun olmazlar."

"Onlara enbiya ve şüheda gıbta ederler" demek, onların gıbta edilmeye layık hallerini temsil yoluyla tasvir etmektir. Bu edebi ifadede mübalağa tarzı istimal olunmuştur. Kasdedilen mana: "Bu evsafda bir zümre tasavvur olunursa ancak bunlar olurlar" demektir. Yoksa enbiyadan gayri hiç bir kimsenin (enbiya) onların menzilesine erişemeyeceği münakaşa edilemez.