Allah Teâlâ buyuruyor:
“Eğer yasak edildiğiniz büyük (günüh)lardan kaçınırsanız, sizin (öbür) kabahatlerinizi örteriz.” (en-Nisâ: 31)
Bir mü’min, Cenâb-ı Hakk’ın korkusuyla büyük günah işlemezse ona çok sevâb yazılır. Niyyeti hâlis olmak lâzımdır.
Hak Teâlâ Hazretleri:
“Kim (Allah’a) bir iyilikle, güzellikle gelirse, işte ona on katı var. Kim de bir kötülükle gelirse bu, o miktardan başkasıyla cezâlanmaz.” (el-En’am: 160) buyuruyor.
Bir mü’min yüz sene ibadet etmiş olsa on misli bin sene eder. Bir kâfir de yüz sene yaşamış olsa, o mikdardan başkasıyle cezalanmıyacağı için yüz sene cehennemde kalması lâzım geliyor. Halbuki mü’min, ebedî mü’min olarak yaşamak niyetindeydi. Kâfir de keza yaşamış olsaydı, ebedî küfr ile yaşamak niyyetindeydi. Binaenaleyh, niyetleri sebebiyle âhirette ebedî mükâfât ve yahud ebedî azâba düçâr olurlar. Bütün bunlar niyetleri sebebiyle olur. Niyet zahmetsiz büyük bir sermayedir.
Nitekim hadis-i şerifte:
– Mü’minin niyeti amelinden hayırlıdır, (Keşfü’l-Hafâ c.2. s. 43) buyurulmuştur.
Meselâ bir mü’min, ben Cenâb-ı Hakk’a karşı hiç günah işlemiyeceğim şeklindeki niyetiyle me’cûr oluyor. Niyyet, benî Âdem’e mahsus bir lütuftur. Melekler için yoktur.
Şu kadar var ki, niyyet-i hâlisaya dâimâ muvaffak olabilmek için kalbin tasfiyesi ve ihlâs ile ıslâhına dikkat ve gayret edilmesi lâzımdır.
Her hükûmetin kânûnu olduğu gibi, Cenâb-ı Allah’ın emri, kanûn-i ilâhîsi de şeriattır. Ahkâmına riâyet edenler, saâdet’e nâil olur. Riâyet etmeyenler itâba müstahak olur.
Üç kişi bir sofrada yemek yiyorlar. Üçten birine sevab yazılıyor, diğerine günah yazılıyor, diğer birine de ne sevâb ne de günah yazılıyor.
Eğer ibâdet yapayım diye kuvvet kasdiyle yerse sevâb yazılır. Eğer fısk için veya eşkıyalık yapayım diye yerse günah yazılır ve eğer ne ibâdet ve ne de fısk kasdetmezse ne sevab ne de günah. Meselâ bir insan para kazanarak zekât vereyim, hayır yapayım, diye çalışırsa sevâbtır. Ve eğer paraya âşık olmuş, haram ve helâl ne olursa olsun para toplamak için çalışırsa şakavettir. Hiç bir niyyetsiz olursa hayvan gibidir.
– Amelin hükmü niyyete tabi’dir. (Keşfü’l-Hafâ c.2. s. 430) Amel niyyet ile iyi olur, niyyet ile fenâ olur.
Enbiyâ-yı kirâm hazarâtı yemek yemişler, elbise giymişler, alış verişte bulunmuşlar. Fakat bunların cümlesi onlar için ibadettir. Çünkü onların niyyeti Hakk rızâsına merbûttur.
Hadis-i şerifte:
“Alimin uykusu câhilin ibadetinden hayırlıdır” buyurulmuştur. (Keşfü’l-Hafâ, c.2, s.437)
Âyet-i celîlede de: “Namazı huşû ve huzû ile kılanlar felâh bulurlar” buyurulmaktadır. (el-Mü’minûn, 1-2)
Bir insan bir kula hizmet ediyor, mukabilinde ücretini, mükâfatını alıyor. Şu halde mahlûkattan mükâfat alınırsa, Cenâb-ı Hakk için çalışan acaba mükafatsız mı kalır? Bir kimse bir kuldan müteaddid defalar ihsân görürse ona dâima minnettâr kalır. Ve hatırından çıkarmaz. Şu halde Cenâb-ı Hakk’ın binlerce ni'metini gördük, şükretmek lâzımdır. Tefekkür edilmezse küfrân-ı ni’met edilmiş olur.
Yalnız bir duâ ile sözde kalmak fayda vermeyip, her halde rahmet-i ilâhiyyeye nâil olmak için amel ve ibâdet şarttır. Bu sûretle talibleri Cenâb-ı Hak mağfiret eder.
Ana babalar çocuklarını çok severler. Hattâ çocukları çirkin de olsa, sevdikleri için onlara hoş görünür. Cenâb-ı Hak sevilirse her emri de hoş gelir ve sevilir.
Herkesin (dünyadaki) amel ve hareketini kendi boynuna doladık. Kıyamet günü onun için bir kitap çıkaracağız ki neşredilmiş olarak kendisine kavuşup çatacak. (el-İsrâ: 13)
Yevm-i Kıyâmette herkesin defter-i a’mâli boynundadır. Bir tarafında hasenât, diğer tarafında seyyiât yazılıdır. Bu sebeble bilcümle ilâhî emir ve tekliflere kulak vermek ve ahkâm-ı celîleye ittibâ etmek lâzımdır.
(Ramazanoğlu Mahmud Sâmi Musâhabe-6, s. 171-175)