Allah Teâla buyuruyor:
"Yâhûdiler ve Hıristiyanlar, sen onların dinine tamamen uyuncaya kadar asla Senden râzı olmayacaklardır. De ki: Allah'ın gösterdiği yol yok mu, işte doğru yolun tâ kendisidir o. Eğer, vahiy ile Sana gelen bunca ilimden sonra onların hevâ ve heveslerine uyacak olursan and olsun ki Allah tarafından Senin için ne bir dost, ne de bir yardımcı bulursun.
Biz kendilerine kitap verip de onu okunması gerekdiği şekilde okuyanlar ona iman edenlerin tâ kendileridir. Kim ona küfür ederse onlar da maddi ve mâ'nevi en büyük zarara uğrayanların tâ kendileridir.
Ey İsrâil Oğulları! Size ihsan etdiğim bunca ni'metimi ve sizi bir zaman için âlemlere tafdil etdiğimi (tekrar) hatırlayın!
Ve artık o günden korkun ve sakının ki, hiç bir kimse, kimse nâmına bir şey ödeyemez, kimseden bedel kabul olunmaz. Kimseye de şefaat bir fâide vermez. Ve onlara başka herhangi bir yardım da edilmez." (Bakara Sûresi: 120 - 123)
Cenâb-ı Hakk Yahûdilerin kıblenin tahviline karşı vuku bulan i'tiraz ve muhalefetlerini beyândan sonra buyuruyor ki:
"Artık Sana bu hususda ittiba' edeceğin bir bilgi geldikden sonra onların meyillerine; yollarına uyarsan Sana Allah tarafından bir dost da bir yardımcı da yoktur." (Bakara Sûresi: 120)
Bir mü'min, ehl-i hevâ ve ehl-i bid'atın türlü tezvirat ile dolu yollarına tâbî' olmaz ve öyle kimselerle arkadaşlık kurmaz, onların sözlerine ve fiillerine iştirak etmez. Nitekim hadîs-i Şerîfde:
"- Kim bir kavmin amellerine tâbi olursa onların zümresi içinde haşrolunur" yani onların cemaatına dahil kabul edilir ve kıyâmet gününde onların amellerinden de mes'ul tutulur. Kendisi onların amellerini işlememiş olsa bile... Çünkü hâliyle onların amellerine rızâ göstermekle onlara iştirâk etmiştir.
Mühim hususlardandır ki insan bazen bir öldürme (katl), bir zinâ işine hiç müdahale etmemiş, hiç yaklaşmamış olmasına rağmen günâhına iştirak eder. Bu kendisi yapmamakla berâber o işin fâilinden memnun ve o işin yapılmasından mesrur olmasından dolayıdır. Nitekim hadîs-i şerifde:
"Kim bir ma'siyeti müşâhede eder de ondan tiksinerek ne olurdu bu iş olmasa idi derse kendisi orada yokmuş gibi muâmele görür. Bir ma'sıyetin vuku'u esnâsında orada olmayarak vuku'undan sonra gıyaben memnun olan kimse de o ma'sıyete iştirak etmiş gibidir."
Bir zarurete mebni ma'sıyet meclisinde bulunmak yahud elinde olmayarak bir ma'sıyet meclisiyle karşı karşıya gelmek kalben bir meyli olmadığı müddetce memnu' değildir. Ancak işini sür'atle görüp oradan sür'atle uzaklaşmalıdır.
Bir ma'sıyet meclisinde oraya meyil ederek bulunmak ise şer'an memnu'dur. Selef-i salihîn ma'sıyet meclislerinde bulunmakdan sakınırlar, bid'at ve dalalet ehlinden uzak dururlardı.
Rivâyet olunur ki Abdullah ibn-i Mübârek'i vefâtından sonra birisi rü'yasında gördü. Kendisine:
- Rabbin sana nasıl muâmele etti? diye sordu. İbn-i Mübârek dedi ki:
- Bir bid'atciye yumuşak bakdığım için beni otuz sene bekletdi ve dedi ki: "Sen benim dînimin düşmanını düşman edinmedin," Hal böyle olunca işini gördükden sonra zâlimlerle uzun uzadıya oturmak nice olur. Ki âyet-i celîlede:
"Maslahatı görüşdükten sonra artık zâlimler güruhu ile hiç oturma, (hemen kalk!)" (En'am Sûresi: 68) buyrulmuşdur.
Halkın fesâda, ümmetin ihtilâfa düşdüğü bir zamanda Seyyidü'l-enbiyâ -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sünnetine sarılana hadis-i şerîfde beyân olunduğu vechile yüz şehid sevâbı vardır. Yine hadîs-i şerîfde buyrulmuşdur ki:
- "İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki sünnetim eskitilir, bid'atler yenilenir. Kim böyle bir günde sünnetime ittiba' ederse garîb kalır ve yalnız kalır. İnsanların düşdüğü bid'ate tâbi olursa en az elli veya daha fazla arkadaş bulur. Böyle bir arkadaşlığın te'siri ise büyükdür." Yani insanı kısa zamanda dalâlete düşürür.
İnsanın ahlâkı, bulunduğu muhîte göre şekillenir. İnsan, ahlâken bozuk bir muhitte bulunuyorsa, ondaki hilm, kerem, insanlık, doğruluk, hayâ, iffet, sabır ve şükür gibi güzel hasletler, şeytanî ve hayvanî ahlâka dönüşür. Hevâ, heves ve şehvetleri yok etmek için gayret eden insan, değerli ahlâk ve kalb temizliğini elde etmiş ve aslî vatanına, ahirete sevgi beslemiş olur
(Ramazanoğlu Mahmud Sâmi Bakara Sûresi Tefsiri, s. 183-186)