Oruç

Oruç

Orucu yemeğe cevâz olan sebebler:

Cihad halinde düşman karşısında zayıf düşeceğinden korkarsa oruç tutmayabilir. Bilahare kaza eder.

Cebir ve ikrah halinde hayatı tehlikede veya ta'til-i uzuv gibi kat'i bir zaruret karşısında kaldığında orucu bozabilir. Bilahare kaza eder. Eğer bu kimse, misafir veya hasta ise cebir ve ikraha rağmen orucu bozmaz da öldürülecek olursa günaha girmiş olur. Çünkü sefer veya hasta halinde iken orucunu iftar etmek için Cenab-ı Hak ruhsat vermiş iken bu ruhsattan istifade etmemesi doğru olmaz. Fakat misafir veya hasta olmayan bir kimse bir zulme ma'ruz kaldığı halde orucunu bozmaz da zulmen öldürülürse günahkar olmaz, belki dinindeki sebat ve metanetini gösterdiğinden pek büyük uhrevî derece ve mükafata nail olmuş olur.

Gebelik ve süt analık halinde de oruç tutacak olursa gerek nefsine ve gerek çocuğa bir zarar gelmesinden korkarsa orucunu açabilir. Fakat süt analıkda kendisi çocuğa süt ana ta'yin edilmiş bulunmalıdır. Ve kendisinden başka çocuğa süt veren bulunmamalıdır.

Hayız ve nifas halinde de adet görünce ve çocuk doğurunca orucu bozulmuş olur. Fakat bir kadın kendisinin adet günü zannederek adeti başlamadan orucu bozduğu halde o gün adet görmese o kadına keffaret lazım gelir.

Yaş büyüklüğü: Istılahda kendisine (şeyh-i fanî) denilen kimseler de oruç tutmayabilirler. Pîr-i fani o kimsedir ki ölünceye kadar vücuduna ihtiyarlık ve za'fiyet gelmekde olup tekrar kuvvet bulmadan ölecek kimsedir. İşte bu gibi ihtiyar kimseler her günkü oruç için bir fidye vermek îcabeder. Gerek otuz fakire versin ve gerek her gün bir fakire versin, otuz günü birden defaten vermesine de cevaz vardır. Şu kadar ki vereceği kimse fakir ve muhtaç olmuş olsun. Fakire bir günlük doyacağı para yerine fakiri akşam ve sabah doyuracak taam vermesi de olabilir. Eğer ihtiyar kimse sonradan oruç tutmağa muktedir olursa evvelki verdikleri fidyelerin hükmü olmaz, geçmiş günlerini kaza etmesi lazımdır.

Müsafir; yolcular ve hastalar yolculuk ve hastalık halinde orucu alenî yiyebilirler. Fakat kendilerini müsafir ve hasta tanımayan ammeye karşı oruçlarını aleni yemeleri mahzurdan hali değildir. Hem töhmet ve suizandan korunmak ve hem de oruçlu olan mü'min kardeşlerine karşı saygı göstermek nokta-i nazarından gizli yemeleri adaba daha muvafıktır.

Keza hayız halinde veya lohusa olanların da içtimai nezaket-i islamiyye îcabı gizlice yemek yemeleri daha edebe uygundur.

Eğer orucu yemeğe ma'zeret-i şer'iyyesi olmadığı halde bir kimse orucu alenî yerse o kimsenin îmanı çürümüştür belki de îmanı yoktur ve kalbi de ölmüştür. Eğer îmanı olduğu halde aleni oruç yiyorsa mes'üliyyet-i ma'nevîyyesi de en ağır cezayı müstelzimdir. Tevbe etmezse muhakkakdır ki mahkeme-i kübrada Cenab-ı Hakkın pençe-i kahrına düşecektir.

"Zira Allah Teala hasta olduğunuz ve misafir olduğunuz günlerde size oruç tutmamağa müsaade etmekle kolaylık muradı eder. Ve hastalıklarınızda ve müsaferetinizde size orucu farz edib de güçlük murad etmez. Özr-i meşru'nuza binaen orucu terketmiş olduğunuz günlerin adedini ikmal için farz-ı ayn olan orucun kazasıyle ve aded-i eyyama riayetle emrolundunuz ve muztar zamanınızda yemeğe ta'zim ve tekbir için zaruret zamanında terk ve sonra kaza etmekle emrolundunuz ve me'mul ki siz şükredersiniz. Çünkü bu nimetlere şükrünüz vacibdir."

İşte Cenab-ı Hakkın kullarına müzayaka zamanında orucu vakt-i ahara te'hîrine müsaade buyurmuş olması pek büyük ni'met-i ilahî olduğundan o ni'metin şükrünü eda etmek elbette vacibdir.

MAHMUD SAMİ RAMAZANOĞLU (K.S.)'DAN ÖĞÜTLER

Bütün beşeriyyeti, dünyevî ve uhrevî selamet ve saadete sevkeden Kur'an-ı Azîmüşşan'ın şehr-i ramazanda nazil olması ramazanın diğer aylardan efdal (daha faziletli) olduğuna delalet eder. Günlerin seyyidi cum'a olduğu gibi ayların seyidi de ramazandır.

Her amelde güzel niyyet ne mühim bir haslettir. Orucu bilmeyerek yediği halde oruç bozulmuyor. Niyyetin faziletine bakınız...

Bir mü'min kardeşinin kusurunu görünce derhal tahhe etmek, (hatasını yüzüne vurmak) muktezay-ı nezaket-i islamiyyeden İslâmî nezaketin gerektirdiği bir hareket) değildir. Onun kalbini kırmadan tatyîb-i hatır (gönlünü hoş) ederek ikaz ve tamir etmek lazımdır.

Zaman-ı seadette, müslümanlar evlâtlarına namaz, oruç gibi ibadetleri ta küçükten alışdırmağa dikkat etmişlerdir. Biz de evlâtlarımızı çocukluk çağında, namaz, oruç, Kur'an vesair terbiye-i diniyyelerinde dikkat etmemiz vâcibdir.