Hadîs-i Şerifte "Kim, üç şeye devam ederse, O gerçekten Allah'ın dostu, kim de bunları zayi' ederse o da gerçekten Allah'ın düşmanıdır. Bunlar, namaz, oruç ve cenâbetten temizlenmek." buyrulmş?tur.
Haberde vârid olmuştur ki:
"Cennetler, dört kimseye müştaktır. Ramazan orucunu tutan nefer, Kur'an okuyan kişiler, lisanını koruyanlar ve komşularını doyuranlar. Şüphesiz ki Allah -celle celâlüh- iftar anında müslüman kulu bağışlar."
Hadîs-ı Şerîfte şöyle buyurulmu?tur:
"Kıyamet gelip, kabirdekiler diriltildiği zaman, Allah Teâlâ Rıdvan'a şöyle vahyedecektir: "Ben, oruçluları kabirlerinden aç, susuz olarak çıkardım, cennetlerden istedikleriyle onları istikbal ediniz " O da seslenecek ve şöyle diyecek: "Ey genç hizmetçiler ve ölümsüz gençler! Nûr'dan tabaklar getirmelisiniz." İşte o zaman kum tanelerinden daha çok, yağmur damlaları, gökteki yıldızlar ve ağaç yapraklarından daha fazla meyveler, leziz içecekler ve iştaha çekici yiyeceklerle dolacak ortalık. Bu Rıdvan, O oruçlulardan karşılaştığına yedirecek ve geçmişteki günlerde işlediğiniz iyi amellerin mükafatı olarak, afiyetle yiyin, için" denilecektir."
Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- den rivâyet edildiğine göre O, şöyle buyurmuştur:
"Mi'rac gecesinde Sidre-i Münteha'nın yanında bir melek gördüm ki, uzunluk ve genişlik bakımından onun gibisini görmedim. Bu melek, Allah'ı tesbih ettiği (Subhânellah dediği) zaman onun sesinin güzelliğinden Arş titrer. Ben, Cibril'e bu meleği sordum. Cibril, şöyle cevab verdi:
- O, Hz. Adem'den iki bin sene önce Allah'ın yarattığı bir melektir. Allah Teâlâ O'na Ramazan ayı orucu sebebiyle sen ve ümmetin için tesbih etmesini emretti diye cevab verdi.
Bu meleğin önünde iki sandık gördüm ki, her birinin üzerinde nurdan bin kilit var. Cebrail'e bu sandıkları sordum. Cevaben dedi ki:
Bu iki sandıkta senin ümmetinden oruç tutanların, cehennem azabından kurtulduklarına dair berâatleri var. Sana ve ümmetine müjdeler olsun."
A'zây-ı cevârihi, yâni el, ayak, göz, kulak, burun gibi a'zâyı ma'siyetlerden, bâtını da havatırdan muhafazaya çalışmak orucun adabındandır. Allah'ın haram kıldıklarını terketmedikçe ona yaklaşmak mümkün değildir.
Ebû Süleyman ed-Darânî demiştir ki:
Benim için bir tek helal lokma ile oruç tutup iftar etmekliğim gece gündüz midemdeki haram lokma ile namaz kılmaklığımdan hayırlıdır.
Karnında haram lokma bulunan kimseye tevhid güneşini müşahede haramdır. Hulâsa, Allah yolunun yolcusu haram lokmadan son derece ictinâb etmelidir.
Hakîkat ehilleri derler ki:
Bizim üç bayramımız vardır:
Birincisi iftar anındaki bayramımız. Bu, beşer tabîatının bayramıdır.
İkincisi, ölüm bayramı, îman-ı kâmil ile ruhu kabz olunan bir mü'minin bayramıdır.
Üçüncüsü, Tecellî bayramıdır ki mü'minlerin Hakkı gördüğü andaki bayram, bu da bayramların en büyüğüdür.
Ramazanı şerifden sonra Şevval ayında da altı gün oruç tutulması tavsiye edilmiştir.
Hadîs-i Şerifte buyrulmuştur ki:
"Ramazan ayının orucu, on ay oruç tutmaya, ondan sonraki altı gün oruçlu geçirirse bütün yıl oruç tutmuş gibi olur." (Müslim)
Bütün yıldan maksad, Ramazan Bayramı'nın birinci günü ile Kurban Bayramı'nın ilk dört gününden hâlî senedir. Çünkü o beş gün de oruç tutmak haramdır.
Şevval'in altı günü Ramazan Bayramının birinci gününden sonraki günlerdir. O günlerde birbiri ardınca altı gün oruç tutmak sevabdır. Şevval ayı içinde fasılalı da tutulabilir.
Bu altı gün orucunun bütün yıl oruç tutmaya muâdil olması ibadetlerin en az bire on ecir vaad buyrulmasındandır. Ramazan'ın otuz günü asgarî 300 güne, Şevval'in altı günü de yine asgarî 60 güne muâdil sayılmıştır.
ÖĞÜTLER
* Gıybet, mü'minler arasında hüsn-i muâşereti ihlâl ve aralarındaki râbıta-i muhabbeti izâle ile tefrika vereceğinden son derece lisanımızı gıybetten ve malayaniden muhafazaya dikkat etmekliğimiz lâzımdır.
* İslâm dininde kanaatden maksad ancak şudur: İnsan çalışacak ve bulduğu hale razı olacak. Elde edemediğinden müstağni bulunacak.
Helâl tarikle kazandığını kâfi görerek eğri yollardan kazanmayı istemeyecek.
Hâsılı ne kadar az da olsa çalışmak ve kazanmakla elde ettiğine razı olsun. Ne kadar çok da olsa başkasına takdîr edilmiş olan servet ve nimetten dolayı kederlenmesin
* Kanaât zengin, fakir herkes için bir rahattır. Bilhassa servet sahibleri için siperdir.
* Bir uzva isâbet eden âfet, bütün âzây-ı bedende hararetler ızdırablar tevlid eder ki tedavisine koşmak dînî bir vecibedir.