“Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz buyuruyor:
“Kim bana itaat ederse hakîkatte Allâh’a itaat etmiş olur. Kim de bana isyân ederse şüphesiz Allâh’a âsî olmuş olur.” (Buhârî, Müslim)
*
“Hiçbir kimse, ben; kendisine babasından, evladından ve bütün insanlardan daha sevimli oluncaya kadar gerçek îmân etmiş olamaz.” (Buhârî, Müslim)
*
Abdullah bin Hişam -radıyallahu anh- den:
Peygamberimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem-’in maiyyetinde idik. Resûl-i Ekrem (s.a.) efendimiz, Ömer -radıyallahu anh-’ın elini tutuyordu. Ömer -radıyallahu anh- dedi ki:
– Yâ Rasûlallah! Sen bana canımdan başka her şeyden sevimlisin. Bunun üzerine -sallallâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:
– Hayır, rûhum kudret elinde bulunan Allâh’a and olsun ki, ben sana canından da sevimli oluncaya kadar îmânın kemâlini bulmaz.
Rasûl-i Ekrem -sallallâhu aleyhi ve sellem- bunu söyleyince Ömer -radıyallahu anh-:
– İşte hakîkat şimdi yâ Rasûlallah! Sen bana muhakkak canımdan da sevimlisin, dedi. Sallallâhu aleyhi ve sellem efendimiz de:
– Şimdi îmânın kemâline erdi ya Ömer, buyurdu. (Buhârî)
*
“Kıyâmet günü insanların bana en yakını üzerime çok salât edenidir.” (Tirmizî)
*
“Kim bana bir kere salât ederse Allah ona on salât eder. Onun on günahını afveder. Derecesini on kat yükseltir.” (Buhârî, Ahmed bin Hanbel)
Ayet-i celîlede şöyle buyurulur:
“Şüphesiz Allah da melekleri de o peygambere çok salât ederler ve onu tekrîm ederler. Ey îmân edenler! Siz de salât edin, tam bir teslimiyetle selâm verin.” (Ahzâb suresi, 56)
Salât, ehl-i lügatten bir çoğuna göre duâ, tebrik, temcid ve tâzim mânâlarınadır.
Cürcânî, “Allah’tan salât, rahmet; meleklerden salât, istiğfar; mü’minlerden salât, hayır ve duâ demektir.” diyor (Seyyid Şerif, Târifât).
Mücâhid’e nazaran “Allah’tan salât, tevfik ve ismet; meleklerden salât, avn ve nusret; ümmetten salât ise ittibâdır.”
Bazıları da “Allâh’ın Peygamberi’ne salâtı onun
şerefini îlâ ve tekrîm, meleklerin salâtı onun mükerremliğini izhar, ümmetin salâtı da onun şefaatını talebdir.” demişlerdir.
Hazret-i Ali -radıyallahu anh ve kerremallahu vecheh-’den şöyle rivâyet olunmuştur.
Âyetin başındaki (يَا اَيُّهَا)nın (يَا)sı nefse, (اَىُّ)sü kalbe (هَا)sı rûha hitaptır. Sanki Cenâb-ı Hakk, habîbine salât ederken, “Onun şanını yalnız dilinizle değil, nefsinizle, kalblerinizle, rûhlarınızla da ta’zim ve tekrîm edin.” buyurmuştur.
(اَلَّلهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ) “Yâ Allah, Muhammed’in zikrini îla, dâvetini galip ve şerîatını dâim kılmak sûretiyle onu dünyada da âhirette de tekrîm ve tâzim buyur. Onu ümmeti hakkında şefaatçi kıl, ecrini derecesini kat kat artır.” demektir.
Salâttan murad, Allâh’ın emrine imtisal ve Rasûl’ü -sallallâhu aleyhi ve sellem’in bizim üzerimizdeki hakkını edâya cehd etmek sûretiyle Cenâb-ı Hakk’a yaklaşmaktır.
(Ramazanoğlu Mahmud Samî, Musâhabe-5, s. 33-38