Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
"Ya Ekreme'r-rusül! Biz senin için göğsünü açıp boşaltmadık mı?" (İnşirah, l)
Yani biz inzal ettiğimiz ayetleri kabule layık Kalb-i Nebevî'ni genişletmedik mi? Elbette genişlettik.
Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem İns ve Cinne rasul olunca; onlara tebligat île meşgul olmak, bir çok ulûm ve hikmeti câmî olan ayat ve meziyyat-ı Kur'aniyyeyi anlatmak için, Cenab-ı Hak Azze ve Celle Hazretleri Sadr-ı Nübüvveti açmış, manen şerh etmiş, ulûm-i Rabbanisini ihsan buyurmuştur.
Ayet-i celilede:
"Sizin cinsinizden size rasul göndermekle nimeti itmam ettiğim gibi O Rasul-i Muazzam sizin üzerinize vahdaniyetimize delalet eden ayetlerimizi okur ve sizi günahlarınızdan tathir eder. Ve size Kitab'ı o kitabın şamil olduğu hikmeti talim eder. Ve sizin bilmediğiniz şeyleri size öğretir." (Bakara, 151) buyurulmaktadır.
Yani Ey Ümmet-i Muhammed! Size nimetimi itmam için Rasul gönderip Vahdaniyyet'e ve hakkaniyyete delalet eden ayetlerimizi okumak ve günahlarınızdan sizi tathir etmek ve ahkam-ı dünyeviyye ve uhreviyyeyi cami olan Kur'an'ı size öğretmek ve emr-i Din'de daha bilmediğiniz bir çok şeyleri size talim etmekle nimetlerimizi itmam ettik.
Vacib Teâlâ Hazretleri bu ayet-i celilede Rasûlünün mezaya-yı aliyelerini beyanla erbab-ı inadı insafa davet etmiştir.
Çünki Rasul ba's olunduğu milletin içinde yetişmiş ve ayni örften bulunmuş olmakla habibinin her hali iffet, emanet, tinet-i tahire ve daha nice meziyyetlerini bilmeleri tebliğ-i ahkamda kolaylığa vesiledir. Ayrıca kavmi ve düşmanları nazarında dahi alî mevki sahibi olduğunu takdir edecekleri şüphesizdir.
Ali İmran suresi 159. ayette:
"Allah Teâlâ'nın sana nazil olan rahmeti sebebiyle Habibim sen onlara yumuşaklıkla söz söyledin. Eğer sen kötü ahlaklı, kalbi katı, onlara fena söyler ve şiddetle muamele eder olsa idin onlar senin etrafından dağılırlardı. Eğer onlar kusur ederlerse affet ve onların günahlarına da Rabb'inden mağfiret iste ve bazı işlerde onlarla istişare et. Bir işi yapmak kastettiğinde Cenab-ı Allah'a tefviz-i umur et. Zira Allah Teâlâ zatına tefviz-i umur eden kullarını sever. Ve Onlara muhabbet eder."
Söylenecek sözü lisan-ı münasible yumuşak söylemek hem kalbe daha fazla tesir eder, hem daha çabuk kabul edilmesini temin eder, hem de başlanan bir işin devamını sağlar. Cenab-ı Hak bunun için Musa ve Harun aleyhisselama:
"Fir'avn'e gidin de ona yumuşak söz söyleyin" (Nahl, 125) buyurmuştur.
İmam Fahr-i Razi tefsirinde der ki:
Rıfk ve mülayemet Cenab-ı Hakk'ın hukuku ihlal edilmediği vakitlerde caizdir. Bu hudud tecavüz edildiği vakit caiz değildir. Bunun için Cenab-ı Hak:
"Ey Peygamber-i zişan. Kafirlerle ve münafıklarla cihad et ve onların tepesine bas!" (Tevbe, 73) buyurmuştur.
Müminlere de haddi-i zinayı ikame hususunda:
"Zina eden kadınla erkek hakkında ceza tatbik edilirken Allah'ın dininin bu hükmü üzerinde sizi merhamet tutmasın!" (Nur, 3)
Hakikat şudur ki, her iki halde de ifrat ve tefrit dinde makbul değildir. Fazilet orta yolu tutmaktır ki bu da sırat-ı müstakimdir. Bu sırdan dolayı Cenab-ı Hak "vasat"ı medh etmiş ve:
"Sizi orta yolu tutan bir ümmet kıldık" (Bakara, 143) buyurmuştur.
Bilinmelidir ki, bi'set-i Muhammediyyeden maksad;
Resûlullah'ın Allah'ın emirlerini mahlukata tebliğ etmesidir. Bunun için de Nebinin rahim ve kerim olması ve cezaların tatbikinde sırat-ı müstakimden ayrılmaması, bazı günahlarını görmemesi, kötülüklerini affetmesi ve onlara her türlü iyiliği göstermesi, şefkat etmesi lazımdır. Bu sebepten dolayı Nebilerin bütün kötü ahlaktan müberra olmaları sünnet-i ilahiyyede vacib olmuştur.
Cenab-ı Hak Tevbe suresi 128. ayetinde:
"Andolsun! Size, kendinizden bir peygamber geldi ki, zahmet çekmeniz onu üzer. Üzerinize titrer. Müminlere çok şefkatli, çok merhametlidir." buyurmaktadır.