İslamiyet; insaniyet alemine huzur ve sükun te'minine ve ferdler ve cemaatler arasında "muhabbet, şefkat, merhamet" esaslarının tesbitine son derece haris olduğu içindir ki; müslümanlara sadece zekat farîzasını icbar ile iktifa etmiyor. Muhtelif suretlerde tecellî ederek başka isimlerle anıldığı halde gaye ve mahiyetleri bir olan çeşitli yardımlaşmaların hepsine teşvik ediyor.
Alem-i beşeriyet için en müdhiş hüsran ve mahrumiyet ocakları kesilen ihtiras, tama', buhı gibi çok fena huylara alışmaktan İslamiyet şiddetle nefret eder. Semahate, kereme, şefkate doğru teşvik eder. Ve buna "sadaka", "hak", "zekat", "birr ü ihsan", "sıla", "maun" gibi türlü türlü isimler verir. Çünkü isimlerin ve tarzların değişmesiyle buhle mail olan nefisler biraz daha kolay razı edilir. İhsana varmayan sıkı eller biraz daha çabuk açılır.
Sonra İslamiyet birr ü ihsanın sarf cihetini yalnız fukara ile bîçarelere hasretmiyor, çok şümullü, çok umumî tutuyor.
Allah Teala buyuruyor:
"Neyi ve kime infak edeceklerini sana soruyorlar, onlara de ki: hayıra dair ne infak ederseniz ananıza, babanıza, akrabanıza, yetimlere, bîçarelere, yolda kalmışlara verin. Hayır namıyle ne işlerseniz Allah onu bilir." (Bakara: 215)
Evet fukara ile biçarelere ihsanı nasıl teşvik ediyorsa yetimlere, dullara, yolda kalmışlara, kölelere, cariyelere bezl-i muavenet (yardım) etmeyi de öylece emrediyor.
Kezalik anaya, babaya, akrabaya, uzaktaki, yakındaki komşulara, yol arkadaşına iyiliğe velevki muhtaç olmasınlar şiddetle emir ediyor. Maksat insanlar arasındaki muhabbet, merhamet rabıtalarını kuvvetlendirmek, ruhları birbirine ısındırmak suretiyle yabancılığın ortadan kalkması, münaferet ve ihtilaf hislerinin kalblere yol bulmamasıdır.
Peygamber -sallallahü aleyhi vesellem- Efendimiz buyurur:
"Velev bir hurma parçasını sadaka olarak vermekle ateşten sakının. Eğer bunu da bulamazsanız güzel kelime, tatlı dil ile o ateşten korunun."
"Sadaka muhakkak Rabb'in gazabını söndürür, kötü ölmeyi önler." (Tirmizi)
"Kişinin hayatında bir dirhem sadaka vermesi ölürken yüz dirhem sadaka vermesinden hayırlıdır." (Ebu Davud)
"Sadaka yetmiş nevî belayı men' eder. Bunların en hafifi cüzzam ve baras illetidir."
Şüphe yoktur ki, "birr ü ihsan"rıfk ile muamele muzır temayülleri fena fikirleri def edecek en büyük kuvvetlerdir.
Delil isteyenler varsa adab-ı İslamiyye ile yükselmiş asırlardaki müslümanların arasında hükümran olan o mahabbeti, o sükun ve selameti hatırlayabilirler.
Müslümanlar nereye gitmişlerse bu sükun ve selameti götürmüşler ve yerli halka muhabbetin, yardımlaşmanın eşsiz örneğini göstermişlerdir.
Hangi bir kavim ki İslamın gölgesi altında bulunsun da hukuk ve imtiyazların kaffesinden istifade ödemesin? Bu görülmemiştir! O hukuk, o imtiyazat ki sırf onları korkutmamak için müslümanlar, başka milletlerin rahat ve huzurunu kemiren, memleketlerinde sükundan, itminandan eser bırakmayan kin, hased mücadelelerinden istirkab, husumet muharebelerinden en uzak bir ümmet olarak yaşadılar.
İcbar: Zorlama, zorlanma
İktifa: Yetinme, yeter bulma
İhtiras: Şiddetli istek, aşırı heves
Tama: Açgözlülük, çok isteme
Buhl: Cimrilik, pintilik
Semahat:iyilikseverlik, el açıklığı
Mail:istekli, düşkün
Münaferet:Nefret etme
Birr:İyilik, güzellik, hayır.
Rıfk:Yumuşaklık
İtminan:Emin olma, güvenme
İstirkab:Rakabette bulunma, çekememe