Amr bin Avf -radıyallahu anh-'dan rivayet olunduğuna göre, Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- harp etmeksizin Bahreyn ahalisiyle bir sulh akdetmiş ve onlar da muayyen miktarda cizye vermeği kabul etmişlerdi. Bahreyn ahalisi üzerine A'la İbn Hadrami'yi emîr nasbetmişti ve tahsil olunan cizye mallarını getirmek üzere Ebû Ubeyde bin el-Cerrah'ı Bahreyn'e göndermişti. Ebû Ubeyde Bahreyn'den sulh yoluyla aldığı cizye mallarını Medine'ye getirdi. Ensar sabah namazını kılar kılmaz hemen Ebû Ubeyde'yi karşıladılar.
Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ashabı bu halde görünce gülümseyerek onlara:
- Öyle sanıyorum ki, Ebû Ubeyde'nin hayli dünyalıkla geldiğini duydunuz da onu sevinçle karşılıyorsunuz, buyurdu. Onlar da:
- Evet ya Resûlullah! diye tasdik ettiler. Bunun üzerine Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem:
- Şad olunuz ve sizi sevindirecek nimetleri bundan böyle her zaman umunuz! Vallahi bundan sonra size fakru ihtiyaç geleceğinden hiç korkmam! Fakat sizin için korktuğum bir şey varsa o da sizden önce gelip geçen ümmetlerin önüne dünya nimetlerinin yayıldığı gibi sizin önünüze de yayılarak onların birbirlerine haset ettikleri ve nefsaniyyet güttükleri gibi sizin de birbirinize düşmeniz ve onların helak oldukları gibi sizin de mahvolup gitmenizdir, diye ümmetini intibaha davet buyurmuştur.(1)
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'den rivayetle Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:
- Ben size ne bir şey verebilirim, ne de verileni men edebilirim. Ben nasıl emrolunduysam öyle taksim ederim.
Yani veren ve vermeyen Allah'dır. Aza az, çoğa çok taksim ederim, demek istemiştir. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulmuştur.
- Münafıklardan kimi de Allah'a dinin bir ucundan ibadet eder; eğer kendisine bir hayır isabet ederse ona razı olur, kararlaşır ve eğer bir bela isabet ederse yüzüstü döner (dinden çıkar). Dünya ve ahireti perişan olur. İşte bu aldanış apaçık ziyandır.(2) Ve;
- Münafıkların bazıları sadaka ve ganimet mallarının taksiminde seni zemmederler. Eğer sadakalardan onlara istedikleri kadar verilse razı olurlar; eğer arzularına göre verilmezse derhal öfkelenirler. Eğer onlar Allah'ın ve Resulunun verdiklerine razı olsalar da: "Allah Teâlâ bize her işimizde kafidir. Zira Allah Teâlâ fazl u kereminden, Resulü de şefkat ve merhametinden yakında bize çok şey verirler. Şu halde bizim arzumuz ancak Cenab-ı Allah'ın rızasıdır. Allah'ın rızasından gayri bir şey istemeyiz" demiş olsalardı onlar için daha hayırlı olurdu.(3)
Birinci ayet-i celîlede münafıkların itirazları dünyaya hırs ve tama'larındandır. Eğer onların istedikleri verilirse ferahlanırlar. Eğer istedikleri verilmezse derhal yüzlerini ekşitir ve gadab ederler. Çünkü himmetleri hemen dünya olduğundan cüz'î bir şey noksan olmakla derhal müteessir olurlar, ahiretten emelleri ve ümitleri olmadığından bütün emelleri dünyaya mâtûfdur. İkinci ayet-i celîle münafıklardan Hurkum oğlu Zü'l Huveysıra hakkında nazil olmuştur. Cabir -radıyallahu anh-'in rivayetine göre hadîs-i sahîh-de Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Ci'rane mevkiinde Huneyn, Hevazin ganimetini taksim buyururlarken bu Hurkumoğlu gelip:
- Ya Resûlullah adalet et! diye küstahlık etmişti. Resûlullah - sallallahu Teâlâ aleyhi ve sellem Efendimiz de:
- Ben adalet etmezsem ya kim adalet eder? Eğer ben adalet etmezsem bedbaht olurum, diye cevap vermişlerdir.
Hazreti Ömer -radıyallahu teâlâ anh- bu küstah münafıkın cür'eti üzerine:
- Ya Resulallah müsaade buyur şu adamı katledeyim, demişse de müsaade buyurulmamış bilahare cezasını bulmuş ve hariciler meyanında katlolunmuştur.
Ahiret'in azabı ebedîdir. Dünya metaı Hak Sübhanehü ve Teâlâ'nın mebğûzudur. Ahiret de Hak Teâlâ'nın merzıyyesidir.
"Dilediğin kadar yaşa, muhakkak (bir gün) öleceksin! (Dünyaya) dilediğin kadar sarıl, (bir gün) çaresiz ayrılacaksın!.."
Dipnotlar: (1) Tecrid-i Sarih Terc. 8/522 (2) Hacc suresi: 11 (3) Tevbe: 58-59