Ubûdiyet İncisinin Dâneleri GÖZYAŞI

Ubûdiyet İncisinin Dâneleri GÖZYAŞI

Hakk yolcularının Cenâb-ı Allah’a yaklaşabilmeleri için yegâne sığınak gözyaşıdır.

Çünkü:

Gözyaşı: İçin, tahassür ifâdesi ve gözün niyâzıdır.

Gözyaşı: Nedamet mânâsını taşır, Allâh’a bir nevî tevbedir.

Gözyaşı: Aşkın derûnî hislerini coşturan kelimesiz ve sedâsız lisanıdır.

Gözyaşı: Ârifin kalbinin tercümanıdır.

Gözyaşı: Mağfiret için Allâh’ın kullarından istediği istirhamıdır.

Gözyaşı: Hakk’ın rahmetini tahrik ve merhametini celbeder.

Gözyaşı: Günahkârın sıdk ve ihlâs ile Rabblerine eyledikleri ubûdiyet incisinin dâneleridir.

Gözyaşı: Allah için öyle bir sermaye-i sadeftir ki, rahmet, merhamet ve mağfiret habbelerini içinde taşıyan seyyidü’l-istiğfar ve tevbe-i nasuhtur.

Gözyaşı: Günahların gufrânıdır.

Gözyaşı: Muhlisin habbe-i ihlâsıdır.

Gözyaşı: Âsînin kurtuluş ipidir.

Gözyaşı: Hulâsâ, vuslata erenlerin yegâne istinad­gâhıdır.

* * *

Allah Teâlâ buyuruyor:

“Siz zanneder misiniz ki, şâhidsiz dâvânızı yani mü’min olduğunuzu isbât edebilirsiniz Cenâb-ı Hakk şâhid taleb edecektir.” (Ankebût Sûresi / 1-2) buyurulmuştur.

Bir dâvâcı var, bir de dâvâlı. Dâvâcı olanın mahkeme huzûrunda dâvâsını isbât için iki şâhid lâzımdır. Şu halde cümlemiz mü’miniz, îmânımız vardır, diyoruz. Bunun isbâtı lâzımdır. İki şâhid ise amel ve ibâdettir. Amel ve ibâdet olmayınca dâvâ sâbit olmaz.

“Şunlar ki îmân ettiler ve günahlarına tevbe ederek Cenâb-ı Hakk tarafına hicret ve teveccüh ettiler. Nefs ve şeytan ile mücâhede ederek dâire-i isyândan dâire-i itaata hicret ve evâmir-i ilâhiyeyi îfâ ve yasaklardan kaçınmağa dikkat ve nefislerini icbâr ettiler. Cenâb-ı Hakk’ın rızâsına tâlib oldular. Onlar için Allâh’ın rahmeti vardır.” (Bakara Sûresi, 218)

Yalnız bir duâ ile sözde kalmak fayda vermeyip, her halde rahmet-i ilâhiyeye nâil olmak için amel ve ibâdet şarttır. Bu sûretle talibleri Cenâb-ı Hakk mağfiret eder. Cihâd ikidir; biri küffâr ile, diğeri nefs ile harb etmek demektir.

Bir insan bir kula hizmet ediyor, mukâbilinde ücretini, mükâfatını alıyor. Şu halde mahlûkattan mükâfat alınırsa Cenâb-ı Hakk için çalışan acaba mükafatsız mı kalır? Bir kimse bir kuldan müteaddid defalar ihsân görürse ona dâimâ minnettâr kalır. Ve hatırından çıkarmaz. Şu halde Cenâb-ı Hakk’ın binlerce nîmetini gördük, şükr etmek lâzımdır. Tefekkür edilmezse küfrân-ı nîmet edilmiş olur.

“Eğer yasak edildiğiniz büyük (günah)lardan kaçınırsanız, sizin (öbür) kabahatlerinizi örteriz.” (Nisâ Sûresi, 31)

Bir mü’min, Cenâb-ı Hakk’ın korkusuyla büyük günah işlemezse ona çok sevâb yazılır. Niyeti hâlis olmak lâzımdır.

Hakk teâlâ hazretleri:

“Kim (Allâh’a) bir iyilikle, güzellikle gelirse, işte ona on katı var. Kim de bir kötülükle gelirse bu, o miktardan başkasıyla cezâlanmaz.” (Enam Sûresi, 160) buyuruyor.

Ramazanoğlu Mahmud Sâmi, Musâhabe-6, s. 193-195