Yetime Şefkat

Yetime Şefkat

Allah Teâlâ buyuruyor: “Bir de sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: Afv etmek. İşte Allah size âyetlerini böylece açıklar. Olur ki dünya hususunda da, ahiret hususunda da iyice düşünüp öğüd alasınız. Bir de Sana yetimleri sorarlar. De ki: Onları ıslâh eylemek, yararlı bir hâle getirmek çok hayırlıdır. Şâyed kendileriyle bir arada yaşarsanız onlar sizin kardeşlerinizdir. Allah bir işin salahına çalışanlarla, fesâdına çalışanları bir tutmaz. Eğer Allah dilese idi sizi muhakkak zahmete sokardı. Muhakkak ki Allah her şeye mutlak gâlibtir, her işinde hüküm ve hikmet sâhibidir.” (Bakara sûresi, 219-220)

Cenab-ı Hak Teâlâ Hazretleri, neyi infak edeceklerini soranlara afvı infak edin buyuruyor. Afv, kolaylık, zorluğu kolaylaştırmak demektir. Buna göre mânâ:

“Kolay geleni ve elde olanı infak et, infakı zor gelmeyeni infak et” demektir. Mala göre; infakı kolay olan maldan infak et demek olur. Cehd ise infakı zor olanı infak demektir.

a

Ömer ibni Hattab -radıyallahu anh- anlatıyor: “Bir gün Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem- bize, elimizde olanlardan tasadduk etmekliğimizi emretti. Bu da yanımda mal bulunduğu bir güne rastladı. Kendi kendime dedim ki: “Bâri bu gün Ebû Bekir’i geçeyim.” Ve elimde verilebilecek ne varsa yarısını tasadduk ettim. Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi vesellem- sordu:

- “Evine ne bıraktın?”

- “Elimdekinin yarısını,” dedim. Ebu Bekir’e:

- “Sen evine ne bıraktın?” diye sorunca Ebu Bekir:

- “Allah’ı ve Resûlünü bırakdım,” diye cevap verdi. Ben de kendi kendime:

“Bundan sonra hiç bir işde seninle yarışmam yâ Ebâ Bekir,” dedim. Sonra Nebiyy-i Ekrem bize dönüp:

“Aranızdaki fark, söylediklerinizin arasındaki fark kadardır,” buyurdular.

a

Yine âyet-i celîlede buyurulduğu vechile yetimlerle meşgûl olup onların ıslâhına çalışmak yüksek ahlâk sâhibi kimselerin ahlâkındandır. Bunun bilhassa yetimle meşgûl olup ıslâha çalışana daha büyük fâidesi vardır.

Nebiyy-i Ekrem –sallallahu aleyhi vesellem-:

“Kim yetimin başını şefkat ve merhametle okşarsa elinin değdiği her bir saçı adedince hasene kazanır.” buyurmuştur.

Yine buyurulmuştur ki:

“Üç zümre vardır ki kıyâmet gününde arşın gölgesi altındadır:

1. Kocası ölüp de yetimleri kalan, sonra başkaları taraŞndan istendiği halde varmayıp: “Şu yetimler ve ben ölmedikçe vallahi bunları yetiştirinceye kadar bunlara bakacağım” diyen kadın.

2. Zengin olup da yemek yapan ve yaptığı güzel yemeğe yetim ve miskinleri çağıran ve yediren kimse.

3. Sıla-i rahmi ihmâl etmeyen.

Ayrıca bu kimselerin rızıkları artar, ömürleri uzatılır, kıyâmet gününde de arşın gölgesi altında olurlar.”

Yetimin vâsîsi bulunan kişi, yetimi, kendi çocuğunu nasıl terbiye ediyorsa öyle terbiye edecektir. Kıyamet gününde bundan sorumludur. Onun durumunu düzeltecektir.

Terbiye etme: tehdid, dövme, menfaatlerini kısma, ihsan ve iyilik gibi çeşitli şekillerde olabilir. Zirâ insanlar kabiliyet bakımından farklıdır. Bazıları, kabalık ve sertlikle terbiye edilir, yumuşak ve iyilik bunları bozar. Bazıları da aksinedir.

Cenâb-ı Allah, kulların yapmış olduğu kötülüklerin ölçüsüne göre had ve ta’zir cezaları koymuştur. Hür ve soylu insanların terbiyesi sultanlara, (devlet idârecilerine) köleler ve çocukların terbiyesi de efendiler ve babalarına âiddir. Bunlar, terbiyeden sorumlu ve bunu yerine getirmelerinden dolayı da me’cûr olacaklardır.

Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

“Ey iman edenler! Yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem âteşinden kendinizi ve âilenizi koruyun. Onun başında, acımasız, güçlü, Allah’ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve emredildiklerini yapan melekler vardır.” (Tahrim sûresi: 6)

Hadis-i Şerif’te:

“Hepiniz çobansınız, emriniz altında bulunanlardan mes’ulsunuz.” buyurulmuştur.


(Mahmut Sâmi Ramazanoğlu (k.s)

Bakara sûresi tefsiri s. 271-280)