Allah Teâla'nın sana nazil olan rahmeti sebebiyle Habibim sen onlara yumuşaklıkla söz söyledin. Eğer sen kötü ahlâklı, kalbi katı, onlara fena söyler ve şiddetle muamele eder olsa idin onlar senin etrafından dağılırlardı. Eğer onlar kusur ederlerse affet ve onların günahlarına da Rabbinden mağfiret iste ve bazı işlerde onlarla istişare et. Bir işi yapmak kasdettiğinde Cenâb-ı Allah'a tefviz-i umûr et. Zira Allah Teâla zatına tefviz-i umûr eden kullarını sever. Ve onlara muhabbet eder." (Âl-i İmran, 159)
Söylenecek sözü lisân-ı münasiple yumuşak söylemek hem kalbe daha fazla tesir eder, hem daha çabuk kabul edilmesini temin eder, hem de başlanan bir işin devamını sağlar. Cenâb-ı Hak bunun için Mûsâ ve Hârun -aleyhimesselâm'a:
"Fir'avn'e gidin de ona yumuşak söz söyleyin" (Tâhâ, 43-46) buyurmuştur. İmam Fahr-i Razi tefsirinde der ki: "Rıfk ve mülâyemet Cenâb-ı Hakk'ın hukuku ihlâl edilmediği vakitlerde caizdir. Bu hudut tecavüz edildiği vakit caiz değildir.
Hakikat şudur ki, ifrat ve tefrit dinde makbul değildir. Fazilet orta yolu tutmaktır ki bu da sırat-ı müstakimdir. Bu sırdan dolayı Cenâb-ı Hak "vasat"ı methetmiş ve:
"Sizi orta yolu tutan bir ümmet kıldık" (Bakara, 143) buyurmuştur.
Bilinmelidir ki, bi'set-i Muhammediyyeden maksad: Resûlullah'ın Allah'ın emirlerini mahlûkata tebliğ etmesidir. Bu gaye ancak kulların kalblerini bu işe meylettirmekle tahakkuk eder.
Bundan başka bu yolda mutmain olmaları da lâzımdır. Bunun için de Nebî'nin rahim ve kerim olması ve cezaların tatbikinde sırat-ı müstakimden ayrılmaması, bazı günahlarını görmemesi, kötülüklerini affetmesi ve onlara her türlü iyiliği göstermesi, şefkat etmesi lâzımdır. Bu sebepten dolayı Nebilerin bütün kötü ahlâktan müberra olmaları sünnet-i ilâhiyyede vacip olmuştur.
İlâhî kanun o tarzda cereyan etmiştir ki: bir müjdenin arkasından hemen bir tehdit gelir. Zira hikmet-i ilâhi gereği kulları doğru yola irşad konusunda bazen teşvik bazen korkutma; bazen müjde ve bazen de inzâr kullanılır. Zira insan lütuf ve kahırla kemale doğru yükselerek yol alır, cemal ve celâl cennetiyle kurtuluşa erer.
Âyet-i Kerime'de:
"Siz insanlara iyiliği emredersiniz de kendinizi unutur musunuz? Halbuki kitap da okursunuz. Hâlâ aklınızı başınıza almayacak mısınız?" (Bakara, 44) buyurulmaktadır.
Nebiy-yi Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz buyurmuşlardır ki:
İsrâ Gecesi'nde dudakları ateşten makaslarla kesilen bir kısım insanlara uğradım, dedim ki: "Yâ Cebrail bunlar kimlerdir?" Dedi ki: "Bunlar ümmetinin halka iyiliği emredip de kendilerini unutan hatibleridir. Şimdi cehennem ateşinden nasiplerini alıyorlar" Onlara orada da denecek ki:
"Siz kimlersiniz?" "Biz insanlara hayrı emredip kendimizi unutan kimseleriz" diyecekler.
Hâdis-i şerifte buyurulmuştur ki:
"Her hangi bir hutbe irâd eden hiç bir kul yoktur ki Allah Teâla kıyâmet gününde onunla neyi murad ettiğini sormasın!"
Üftade -kuddise sirruh- demiştir ki: Eğer vâiz kendisini dinleyenlerden hayırlı görürse işi zordur. Aynı şekilde dinleyen de vâizi kafasına vuran bir kimse olarak görürse onun işi de zordur.
Bu sebeple Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-:
"Nice vaizler vardır ki şeytanın oyuncağı olur" buyurmuşlardır.