Allah Teâlâ buyuruyor:
Azâb emrimiz gelince o memleketin üstünü altına getirdik ve tepelerine pişirilmiş balçıkdan, istif edilmiş taşlar yağdırdık. Ki o taşlar Rabbinin katında hep damgalanmışlardı. Onlar zâlimlerden uzak değildir, (yani her birisi bir zâlimi bulur ve tepelerdi.) (Hud sûresi/82-83)
Cibril'in Semûd kavminin memleketini deniz seviyesinden itibaren kanadına alıp semâya yükselttiği, hattâ ehl-i semânın köpeklerin seslerini ve horozların ötüşlerini işittikleri, Cibrîl'in kanadıyle göğe kaldırılan memleket üzerindekilerden kimsenin uyanmadığı, bir bardağın bile dökülmediği, sonra Cibril'in o memleketi alt üst ettği yere çarptığı sırada üzerlerine taşlar yağdırıldığı rivâyet olunmuştur.
Her bir taş, kimin başına gidecekse sâhibini buluyordu. Nerede olurlarsa olsunlar bu musibetten kurtulmamışlardı.
"Onlar zâlimlerden uzak değildir."
Ayet-i celîlesinde bütün ehl-u zulm için tehdid vardır. Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den rivâyet olunduğuna göre, Cebrâil'e buradaki zâlimlerden murâdın şumûlünü sual ettiğinde:
-"Ümmetinin zâlimleri de dahildir. Hiçbir zâlim yoktur ki, semâdan her saat düşen taşlardan birine hedef olmasın" demiştir.
Hiçbir zâlim zannetmesin ki, bundan kurtulacak ve sâlim kalacak. Bilâkis ölecekleri vakit her birinin başına semâdan inecek ve cezâlarını verecektir.
Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuşlardır:
İsra' ve Mi'rac gecesinde üçüncü kat semâda konulmuş bir taş gördüm. Cibrîl'e bunun mahiyetini sordum. Cibrîl, "Ondan sorma" dedi. Ben oradan geçtikten bir müddet sonra tekrar ona rastgelip üzerinde durdum ve dedim ki, "Bu taşın mahiyyetini bana haber ver." Cibrîl, "Bu taş Lût kavmine atılan taşlardan ayrılan ve arta kalan bir taşdır, ümmetinin zâlimlerine hazır beklemektedir." dedi ve: "O zâlimlere çok uzak değildir" âyetini okudu.
Yine âyet-i celîle'de şöyle buyurulmaktadır:
-"Sana kıssa olarak bildirmekte olduğumuz bu haberler, helâk olmuş köylerin haberlerindendir ki onların kiminin izleri ayakda kalmış, kimi de biçilmiş ekin gibi olmuştur.
Biz onlara zulmetmedik. Onlar kendi kendilerine zulmettiler. Binâenaleyh Allah'ı bırakıp taptıkları tanrılar Rabbinin azâb emri geldiği zaman onlara hiç bir fayda vermedi, ziyanlarını artırmaktan başka bir şeye yaramadı.
Rabbinin yakalayışı, ahalisi zulmeder halde bulunan karyeleri yakaladığı zaman, işte böyle olur. Şüphesiz ki, onun yakalaması pek acıklıdır, pek çetindir.
Bunlarda âhıret azâbından korkanlar için kat'i birer ibret vardır. O gün, bütün insanların bir arada toplanmış olacakları bir gündür. O, herkesin hazır olup görecekleri bir gündür.
Biz o günü ancak sayılı bir müddet için geciktiriyoruz.
Muhakkak gelecek olan o günde Allah'ın izni olmaksızın hiçbir kimse konuşmaz. Artık onlardan kimi şakî kimi de saîddir."(Hûd sûresi: 100-105)
Kıyâmet günü, dünyâ seneleriyle bin seneye muâdil olan bir gündür. Onun muhtelif mevkıfları, zamanları halleri vardır. Bazı yerlerinde kimileri konuşur, kimileri birbirlerine sual sorarlar, kimileri şiddetli korkudan ve üzüntüden ve kahr-ı ilâhi asârının satvetinin zuhurundan ve konuşmağa izni olmadığından dolayı konuşamaz, nicelerinin de ağızlarına mühür vurulur da elleri ve ayakları konuşur. Bunların cümlesi ayet-i kerimelerle beyân olunmuştur.
"O gün herbir kimse kendi kendisiyle mücâdele ederek gelir." (Nahl sûresi; 111)
"Bu artık onların konuşmayacakları bir gündür. Onlara izin de verilmez ki ma'zeret beyânında bulunsunlar!" (Mürselât suresi: 36)
"O gün onların ağızlarına mühür vururuz. Bize elleri konuşur. Ne kazanmakta olduklarına şehâdet eder..."(Yâsin sûresi; 65)
Bilesin ki zulm; her kalbe yağdırılan kasvetin neticelerindendir. Bir kimsenin kalbi ne kadar katı, yani kasvetli ise zulmü o nisbettedir. Bir kimsenin kalb'inin kasveti ne kadar artarsa necâta erme ümidi de o kadar azalır ve kahr u celâl semâsından inen kasvet taşlarıyle helâk olur. Allah cümlemizi zulm ü fesattan muhafaza kılıp adl ü salâha irşâd eylesin! Amin.
Bir millet içinde doğruyu görmemek, hilekârlık sahtekârlık ve kindarlık, hıyânet ve düşmanlık zuhur ederse Allah onların kalplerine korku doldurur, zinâ artarsa ölüm çok olur, ölçü ve tartılarda hile yapılırsa Allah rızık darlığı verir, hakkın gayriyle hüküm olunursa çok kan dökülür, ahde sadakat göstermemek adet halini almışsa Allah onlara düşmanı musallat kılar.
Sâlike gereken, evliyâ ve enbiyâ hazerâtının âdâbıyla müteeddib olmak bu tarîkde ilk adımını emrolunduğu vechile ve şartınca atmaktır. Emânet ve istikamette olmağa muhakkak sûretde riâyet etmelidir. Her hak sahibine hakkını adı ile dosdoğru vermeğe ve en doğru ölçüleri kendine kıstas edinmeye dikkat etmelidir. Bunlara riâyet ederse Cenâb-ı Hak onu kulluğuna kabul edep dünya'da ve âhırette aziz eyler ve saâdette kılar. Fakat gadr u zulm ederse, hıyânet ve tekebbür gösterirse ve bunlarda ısrar ederse Cenâb-ı Hak onu reddeder, dünyâda mezmûm, âhiretde mahrum eyler ve intikam alır. Cenâb-ı Hak'ın affını ve fazlını tedârik etmeyen kimse şâki olarak yaşar, şakî olarak ölür ve şakî olarak haşr olur.