Zulme Karşı Tavır

Zulme Karşı Tavır

Rasülullah -sallallahü aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuşlardır:

"İsra ve Mi'rac gecesinde üçüncü kat semada konulmuş bir taş gördüm. Cibril'e bunun mahiyetini sordum. Cibril, "ondan sorma" dedi. Ben oradan geçtikten bir müddet sonra tekrar ona rastgelip üzerinde durdum ve dedim ki, "Bu taşın mahiyyetini bana haber ver". Cibril, "Bu taş Lût kavmine atılan taşlardan ayrılan ve arta kalan bir taştır, ümmetinin zalimlerine hazır beklemektedir" dedi ve: "O zalimlere çok uzak değildir." (Hûd: 83) ayetim okudu.

Bu ayet-i celilede bütün ehl-i zulüm için tehdit vardır. Rasülullah -sallallahü aleyhi ve sellem'den rivayet olunduğuna göre, Cebrail'e buradaki zalimlerden muradın şümûlünü sual ettiğinde:

"Ümmetinin zalimleri de dahildir. Hiçbir zalim yoktur ki, semadan her saat düşen taşlardan birine hedef olmasın" demiştir. Hiçbir zalim zannetmesin ki, bundan kurtulacak ve salim kalacak.

Rasülullah -sallallahü aleyhi ve sellem bir gün ashabıyla mescidde otururlarken büyük bir yıkıntı sesi işittiler, bir duvar yıkıldı zannederek korkuya kapılıp merak ettiler. Rasülullah (s.a.):

- Bu yıkıntının ne olduğunu biliyor musunuz? Ashab-ı kiram:

- Allah ve Rasülü bilir dediler. Rasülullah sallallahü aleyhi ve sellem :

- "Bu Allah'ın yetmiş sene evvel cehennemin üst tarafından attığı bir taşın sesidir ki dibine şimdi varmıştır" buyurdu.

Resülullah sallallahü aleyhi ve sellem kelamını bitirince münafıklardan birinin evinden büyük bir feryad işitildi. Yetmiş yaşındaki bir münafık o vakit ölmüştü. Cenab-ı Hak da onlara ibret olması için onu işittirmişti.

Bilesin ki, zulüm ; kalpteki kasvetin neticelerindendir. Bir kimsenin kalbi ne kadar katı, yani kasvetli ise zulmü o nisbettedir. Bir kimsenin kalbinin kasveti, ne kadar artarsa necata erme ümidi de o kadar azalır ve kahr u celal semasından inen kasvet taşlarıyla helak olur.

Allah cümlemizi zulm ü fesattan muhafaza kılıp adl ü salâha irşâd eylesin! Amin.

Ayet-i celîlede:

"Senin Rabbin, ahalisi (hem nefislerini, hem birbirlerini) ıslah edip dururlarken o memleketleri bir zulüm yüzünden helak edecek değildir!" (Hûd: 117) buyuruluyor.

Hadis-i şerifde de: "Allah-ü Teala birkaç kişinin yahud bir zümrenin ameli dolayısıyla umuma azab etmez. Münker, aralarında açıkça görünür de bunlar onu ortadan kaldırmağa muktedir oldukları halde yapmazlarsa Allah Teala onu yapanlara da , mani olmayanlara da azab eder." buyurulmuştur.

Aralarında sidku yakîn erbabından emr-i bi'1-ma'ruf, nehy-i ani'l-münker yapan bir kimse, yahud bir cemaat bulunmayan bir topluluk fesad üzerinde içtima etmişler ve helak olacaklar demektir.

Bir bela geldiğinde, sebebinin aslı araştırılırken bir topluluğun evvela birbirlerine muamelelerindeki hıyanetlerine ve yekdiğerlerine eza ve zulümlerine bakılır.

Bir millet içinde doğruyu görmemek, hilekarlık, sahtekarlık ve kindarlık, hıyanet ve düşmanlık zuhur ederse Allah onların kalplerine korku doldurur, zina artarsa ölüm çok olur, ölçü ve tartılara hile yapılırsa Allah rızık darlığı verir, hakkın gayriyle hüküm olunursa çok kan dökülür, ahde sadakat göstermemek adet halini almışsa Allah onlara düşmanı musallat kılar.

Allah Teala:

"Kendine veya başkasına zulmeden her bir kimse, eğer yeryüzünde bulunan bütün eşyaya malik olsa idi, azabdan kurtulmak için onu behemehal feda ederdi." (Yunus: 54) buyuruyor.

Akıl sahibine gerekir ki, eski ahvalini iyice düşünüp hata ve günahlarından tevbe etsin ve başına musibet gelmeden evvel tedarikli bulunsun ve Cenab-ı Hakdan irtibatını kesmesin.

Bütün ulema şu üç hasletin her müslümanda bulunması gerektiğinde ittifak etmişlerdir:

1- Zulümden, Allah'ın ve Resülünün razı olmayacağı şeylerden arındırılmış halis bir müslümanlık.

2- Temiz gıda, helal lokma.

3- Amellerde sidku sadakat Salike gereken evliya ve enbiya hazaratının adabıyla müteeddib olmak, bu tarikde ilk adımını emrolunduğu veçhile ve şartınca atmaktır. Emanet ve istikamette olmağa muhakkak suretde riayet etmelidir. Her hak sahibine hakkını adl ile dosdoğru vermeğe ve en doğru ölçüleri kendine kıstas edinmeye dikkat etmelidir.