Allah Teala buyuruyor;
Biz onlara zulmetmedik. Onlar kendi kendilerine zulmettiler. Binaenaleyh Allah'ı bırakıp taptıkları tanrılar Rabbinin azab emri geldiği zaman onlara hiç bir fayda vermedi, ziyanları artırmaktan başka bir şeye yaramadı. Rabbinin yakalayışı, ahalisi zulmeder halde bulunan karyeleri yakaladığı zaman, işte böyle olur. Şüphesiz ki, onun yakalaması pek acıklıdır, pek çetindir." (Hûd, 101-102)
Buhari ve Müslim'in, Ebu Musa el-Eş'ari radiyallahu anh'den tahric ettikleri bir hadis-i şerifte Resülullah sallallahu aleyhi ve sellem: "Allah zalime muhakkak ki mühlet verir de onu yakalayacağı zaman göz açtırmaksızın ansızın yakalar" buyurmuş ve sonra bu ayeti okumuşlardır:
"Bunlarda, ahiret azabından korkanlar için kat'i birer ibret vardır. O gün, bütün insanların bir arada toplanmış olacakları bir gündür. O, herkesin hazır olup görecekleri bir gündür.
Biz o günü ancak sayılı bir müddet için geciktiriyoruz. Muhakkak gelecek olan o gün de Allah'ın izni olmaksızın hiç bir kimse konuşmaz. Artık onlardan kimi şaki, kimi de saiddir." (Hûd,103-105)
*
Hadis-i şerifde:
"Zulümden sakınınız. Çünkü o kalbilerinizi harab eder" buyurmuştur ki, kalb harab olunca sair aza da harab olur.
Süfyan-ı Sevrî'ye ölmek üzere bulunan bir zalime su verilir mi, verilmez mi? diye sual ettiler:
- Verilmez, dedi.
- Ölmek üzeredir, dediler.
- Bırak onu, su vermek de ona yardım hususuna girer, dedi. Bir başkası da:
- Tevbe etmesi şart koşularak verilir, dedi.
*
Hadis-i kudsî'de buyurulmuştur ki:
"Ey kullarım! Ben zulmü kendime haram kıldım. Onu sizin aranızda da haram kıldım. Sakın zulmetmeyin."
Ayet-i kerimede:
"Andolsun ki, peygamberleri kendilerine apaçık deliller getirdikleri halde hak söze karşı daima kuvvet kullanmak ve zorbalık etmek suretiyle zulmettikleri ve imana gelmeyecekleri bizce malum olduğu için sizden evvelki ümmetleri helak ettik. İşte mücrimler topluluğunu biz böyle cezalandırırız." (Yunus, 13)
Fahr-i Râzî ve Hâzin'in beyanları veçhile, peygamberlerin gönderilmelerinden maksat, ümmetlerine doğru yolu göstermek, zulüm ve inadı terlettirmek, insanlar arasında adaleti tesis etmek, hüsn-i muaşereti temin ve Allah'a ubudiyetin yolunu takrir etmektir. Bunları kabul ile resullerine îman eden ümmetler her zaman
dünya ve ahiret saadetlerine nail olmuşlardır. Bunun aksine, envai kabaihi irtikab ederek yoldan çıkanlar her zaman helak olup gitmişlerdir.
*
Vehb bin Münebbih'ten zikredildiğine göre o şöyle demiştir:
- Cenab-ı Allah îblis'e, Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme gitmesini, kendisine ne sorarsa hepsine cevab vermesini emretti. O da elinde bir baston olduğu halde ihtiyar suretinde geldi. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ona:
- Sen kimsin ? diye sordu. O:
- Ben İblisim dedi. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem:
- Niçin geldin? diye sorunca, İblis
- Rabbim bana, sana gelmemi. her sorduğuna cevab vermemi emretti, dedi.
Bunun üzerine Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
- Ümmetimden düşmanın kaç, kişidir? İblis cevab verdi:
- Onbeş kişidir. Birincisi Sensin. Adaletli devlet reisi (idareci), mütevazi zengin, doğru tacir, Allah'tan korkan alim, samimi mümin, kalbi merhametli mümin, devamlı abdestli olan müslüman, tövbesini bozmayan kişi, haramdan sakınan, çok sadaka veren, insanlarla beraber güzel geçinen, güzel ahlaklı mümin, insanlara faydalı olan müslüman, devamlı Kur'an okuyan ve O'nunla amel eden, insanlar uyurken geceleyin namaz kılan insan benim düşmanımdır.
Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem İblis'e:
- Ümmetimden dostların kaç tanedir? deyince iblis:
- On tanedir, demiş ve şöyle sıralamıştır: Zalim idareci, mütekebbir zengin, hain tüccar, şarap içen kişi, insanları birbirine düşürmek için söz gezdiren riyakar, faiz yiyen, yetim malı yiyen, zekatını vermeyen ve uzun uzun emeller besleyen kimselerdir.